1 Ağustos 2026 Cumartesi

Jane Austen Kitap Kulübü #48 Adolphe

“İyi bir insan olsa empati kurabilirdim ama bu adamla kurmayacağım.” 

Berna

Jane Austen Kitap Kulübü 48. Toplantısını 27.07.2026 tarihinde gerçekleştirdi!



Bu toplantıda Constant’ın Adolphe romanını konuştuk. Giriş alıntısından da anlayacağınız üzere bu internet sitesinde bir erkek roman karakterinin daha infazı gerçekleşecek. Ben erkek roman karakterleri (Bay Darcy hariç) hakkında ağır konuşmaktan yoruldum erkek roman karakterleri erkek roman karakteri olmaktan yorulmadılar. Biri başıma kolonyalı yazma bağlasın rica ederim!

Neyse toplantımıza geçelim. Biz olgun, aklıselim birer yetişkiniz evet doğru.

Toplantımızın açılışını romanın çok kısa olmasına karşın bizde upuzun bir eser okumuşuz hissi bırakmasıyla yaptık. Karakterlerin ruh hallerinin bizde bu hissi bırakmış olabileceğini düşündük sonra da.

İlk defa karakter isimleri bizi yormamıştı. Zira kulüp üyemiz Bahar’ın anlatımıyla zaten romanda iki karakter vardı biri romanın adı!

Baş karakter Adolphe’ün kendisine “sevmek” için bir kurban seçmesi tüylerimizi ürpertmişti. Uzun zamandır böylesi bir bencilliğe şahit olmamıştık. Karakterimiz önce kendisini sevdiğine inandırmaya çalışmıştı sonra da bizlere :(

Hele baş kadın karakter Ellenore uğruna girdiği düelloyu dümdüz anlatışı bizi bir kere daha hayretler içinde bırakmıştı. Erkeklerin düşünme biçimlerinin kadınlardan ne kadar farklı olduğunu bir kere daha konuşmadan geçemedik.

Bu defa da hem Adolphe hem biz Ellenore’un iç dünyasını anlayamamıştık. Bu ruh hali değişimleri, ani kararlar, çocuklarını dahi gözü görmeyen bu kör kütük aşk nereden gelmişti bir süre bunun üzerinde düşündük. 

Yine tüm yaşananlara rağmen itibarından en ufak bir eksilme olmayan erkek karaktere nefret dolmamız çok uzun sürmedi. Karşısında herhangi bir yerde bir meyve daldan düşse cadı ilan edilen bir sürü kadın karakteri hatırlamadan geçemedik.

İstediği olmayınca hemen yataklara düşüp sürpriz bir şekilde ölen Ellenore’u biraz eleştirdik de tabii hemen cinsiyetçilikle suçlamayın rica ederim. Yine aşktan yataklara düşmenin günümüzde neden olmadığını düşünürken kulüp üyelerimiz lisede üniversitede sürekli sevgilisiyle tartıştıktan sonra bayılan arkadaşlarını ve kaldıkları öğrenci yurtlarını mesken edinen ambulansları hatırlattı. Sayın akademisyenler size tez önerisi yapıyorum beni dinleyim rica ederim: Geçmiş dönemlerde kara sevdadan yataklara hatta hastanelere düşen roman karakterleri ile lisede okul bahçesinde sürekli bayılan kızlar arasındaki ilişkinin psikososyal incelemesi. Rica ederim, ne demek, önce tezi yazın da sora teşekkür edersiniz çocuklar, biraz çabuk olun önümüzdeki toplantıya yetişsin bi de! Haftanın 6 günü çalışıp bir de büyük şehirlerde aktif toplu taşıma kullanmanın kara sevdadan yataklara düşmeye olan etkisini de incelerseniz tadından yenmez! Zira bizi ancak iş çıkışı Zincirlikuyu metrobüs durağı yataklara düşürebilir herkes ayağını denk alsın! Adolphe kudur.

Adolphe hakkında ağır konuşmaktan yorgun düştüğümüzden olacak her zaman toplantının sonunda yaptığımız altı çizili satırları okuma seansımızı öne alıp mola verdik. Fakat her ne kadar etkilendiğimiz pek çok alıntı olsa da kulüp üyelerimizden Berna’nın ağzından yazının girişine eklediğim o trajikomik sözler döküldü. Canımız bu adamı anlamak istemedi işin açığı sevgili okurlar! 

Adolphe’ün babasıyla Bay Bennet arasındaki şaşırtıcı benzerliği konuştuk toplantının devamında. İkisi de bana dokunmayın da hayatınıza mal olacak hangi büyük hatayı yaparsanız yapın modundaydı.

Tüm hikayeyi ameliyat ettikten sonra bir süre kadınların gerçek dünyada da kurgusal dünyada da tüm zamanlarda ne yaparsa yapsın kimseye kendini beğendirememeleri üzerine bir süre dertleştik. Onay alma ihtiyacının insanın benlik algısına etkisi ortada dağ gibi duruyorken ağzıyla kuş da tutsa tuttuğunun neden kuş olup da başka bir şey olmadığının sorgulandığı bu evrenin daha kalbi kırık çok kadın ruhu kaldıracağının çok belli oluşu ile toplantımızı sonlandırdık.

Gelecek sene bu kadar üzücü hikayeler seçmeyelim diye yeminler ettik birbirimize bir de :(

Hadi görüşürüz!

Görüşür müyüz?

Görüşelim.

Jane Austen Kitap Kulübü #47 Herhangi Bir Jude

Jane Austen Kitap Kulübü 46. Toplantısını 24.06.2026 tarihinde gerçekleştirdi! Alkışlar, konfetiler!



Bu toplantımızda Thomas Hardy’nin Herhangi Bir Jude’unu konuştuk. Ne yalan söyleyeyim okuma sürecimde elim kitaba asla gitmedi. Yanımda taşıdıkça ağırlaştı kitap. İlk birkaç sayfayı okuyup da yine karakterin başına kötü şeyler geleceğini sezmemdendi bu ağırlık. Bu duyguya hazırlanmam uzun sürdü. Hele ki Tess romanını düşündükçe nefesimin daralmasını, yüreğimin sıkışmasını ancak yatıştırabildim. Thomas Hardy sen bize ne ettin diyor ve toplantı notlarına geçiyorum.

Üyelerle öncelik kitabın dramını hissedememek üzerinde konuştuk. Karakterlerin endişelendikleri üzüldükleri unsurları anlamakta güçlük çekmiştik.

Sue karakterinin dönemine göre çok ileride bir karakter olduğunu düşündük ama yine de karakterin iç dünyasını çok okuyamamak onun davranışlarını anlamlandırmada güçlük yaratmıştı bizlerde ve Thomas Hardy’nin kadın dünyasını yazmakta çok da iyi olmadığı gerçeğini yatırdık masaya. Sanki kafasında bir kadın profili var ve karakterlerine bu profilden hareketle davranış yazıyor. Karakterler kişiliklerinden, mizaçlarından bağımsızlar gibi yansıyor okuyucuya haliyle.

Sue aseksüel mi? Gerçekten Jude’u seviyor mu? Jude ile evlenmemekte neden ısrar etti? Kendini tam olarak boşanmış göremediği için mi diretti? Sue sevilmeyi mi seviyor? Jude daha önce evlendi diye kıskançlık mı duydu? Bu sorular üzerinde uzun uzun konuştuk ve yazara aşk ile bir kere daha sitem ettik.

Ait olduğun sosyal sınıfın dışında olmak ile o sınıfın ortalaması olmak arasındaki konfor ve ıstıraba değindik bir müddet de. Yine de bu kadar acıya gerek var mıydı bilemedik.

Ama özellikle romanda bir yer vardı ki tüm üyelerle duvara boş bakmamıza neden oldu. Tamam pedagoji, çocukluk falan bunlar yeni kavramlar da Sue sende hiç mi vicdan yok güzel kardeşim. Romanda Küçük Zaman Baba olarak hitap edilen (ki üyeler olarak bu kullanıma da hiç anlam veremediğimizi belirtmek isterim) çocuğun sorularına o verdiğin cevaplar neydi öyle!?! Tüm kötü roman karakterleri bir araya gelse böyle cümleler kuramazdı :(

Romandaki öğretmen karakteri de hiç anlam veremediğimiz diğer bir kişilikti. Sanırım romanın bize en çok hissettirdiği şey buydu. Anlam verememek. Tavrı, davranışları, düşünüş biçimleri falan yok imkanı yok anlayamadık.

En merak ettiğim şey de sadece bu romanda değil bu dönemde en çok görülen üzüntüden yataklara düşüp verem olma durumuydu. Neden artık kara sevdadan ya da üzüntüden verem olunmuyor? Teknoloji mi gelişti, duygusal zekamız mı? Bizi bilen biri aydınlatabilir mi rica ederim. Yetkililer!

Ve her zamanki gibi toplantımızı altını çizdiğimiz satırları okuyarak bitirdik. 

Teşekkürler Thomas Hardy, bir daha görüşmemek üzere, ben psikolojik sağlığımı sokakta bulmadım şekerim, annenlere selam, büyüklerin ellerinden küçüklerin gözlerinden canım.

1 Mart 2026 Pazar

Jane Austen Kitap Kulübü #46 Howards End

Jane Austen Kitap Kulübü 46. toplantısını 01.03.2026 tarihinde Pazar günü gerçekleştirdi. Bu toplantıda E. M. Forster'ın Howards End romanını konuştuk.



Kulüp üyeleri olarak yine zorlu bir okuma deneyiminden geçtiğimizi itiraf edebilirim. Bu defa sonunu getirebildik ama birkaç tel saçımız beyazladı.

Yine akıllara ilk olarak çeviri kalitesi sorgulaması gelse de olay örgüsünü takip etmekte de zorlanmıştık. Karakterlerden hem isimleri, hem soy isimleri hem de isimlerinin kısaltılmış halleriyle bahsedilmesi köstek olmuştu bir yandan da.

Yer yer okuduğumuz satırlardan sonra "Ee bu neye hizmet etti şimdi?" duraklaması yaşamıştık. Eserin geçtiği dönemin özelliklerini iyi bilmediğimizden olacak diye bağışladık çabucak kendimizi. Yazarın sembolik anlatımı tat vermeyi geride bırakıp yorgunluk olarak beyin kıvrımlarımızı sızlatmaya başlamıştı. 

Kulüp üyeleri olarak romanı sevdik mi sevmedik mi karar veremedik ama hemfikir olduğumuz tek nokta bu yazardan bir adet roman okumanın kafi oluşuydu. Romanın olay örgüsü için değil de dönem tasviri için okunabileceğine kanaat getirdik sonra.

Romanın İletişim Yayınları çevirisinde yer alan Önsöz ve Sonsöz'leri okuyan üyeler (Belli ki ben değilim) eseri anlamada yardımcı olduğundan bahsettiler bir müddet de.

Yazarın sınıflar arası mücadeleyi anlatması bizim toplumumuzda da sınıflar var mı sorusu üzerinde düşündürdü bizleri. 

Ve son olarak karakterlerin davranışlarını da anlamakta güçlük çekmiştik. Hiçbir karakterle özdeşim kuramamış hiçbir karaktere hak verememiştik. Karakterlerin davranışları ve iç sesleri, değerlendirme yetileri şok etkisi oluşturmuştu yepelek ruhlarımızda.

Bu romanı Gurur ve Önyargı'yı sevenlerin seveceği romanlar listesinde bulmuştuk bir de. Birileri beni hemen kendime getirmezse listeyi Cimer'e şikayet edeceğim. Tutmayın rica ederim.

Sincerely.

Austenzede.


Jane Austen Kitap Kulübü #45 Tess

Jane Austen Kitap Kulübü 45. toplantısını 31.01.2026 tarihinde Cumartesi akşamı gerçekleştirdi. Evet en son yenilgimizden (Kitabı okumayı bitiremediğimiz o hazin hikayeden bahsediyorum.) sonra neredeyse 3 saate varan sohbet süremizden anladığım kadarıyla gümbür gümbür gelmişiz. Ayrıca yeni gelmedik geri geldik dostlarım. Tahtımızdan kalkmanızı rica edeceğim.



Bu toplantımızda Thomas Hardy'nin Tess'ini konuştuk. Öncelikle derin bir nefes almalıyım dostlarım çünkü Tess'in hikayesinin gönüllerimizde bıraktığı derin ah'ı anlatabilmek için ihtiyacım olacak.

Romanı okurken en çok öfke duygusuna teslim olduk sanırım. Kadınların dünyasının hiçbir dönem, sosyoekonomik seviye, entelektüel donanım, ahlak anlayışı fark etmeksizin aynı olması öfkeden başka bir duygu uyandıramadı bizde. Tess'in öyküsünün günümüzden bakınca bile şaşırtmamasına başka ne hissedilir bilemedik.

Öfkemizi nereye doğrultacağımızı da şaşırdık bir süre. Yazara kızamadık olanı olduğu gibi anlatması onun suçu olamazdı. Ama şu kalemden olumlu tek bir kıvılcımın dahi çıkmamış oluşuna çok içerlemiştik. Tess'in kendisini korumayı öğretmeyen annesine ettiği sitem, odasına kapanması, yalnızca gecenin karanlığının refakatinde alabildiği nefes, penceresinden günlerin gelip geçişini seyri, kendi kendine yaptığı vaftiz töreni teker teker kalbimizi kırmıştı. 

Yazarın toplumun iki yüzlülüğünü gün yüzüne çıkartmasını tebrik ve de takdir etmekten de geri duramadık. Görece iyi karakterlerden olan Angel'ın bile Tess'e olan bakışının aniden değişmesi bunun ispatıydı. Yazar "iyiliğin" bile ipliğini pazara çıkarmıştı. Roman bize kadının toplumdaki yerini bir güzel sorgulatmıştı. Her ne kadar değişen dünya diye başlayan cümleler kursak da bu değişim kadının yerini bir milim bile oynatamamıştı. Nitekim eserin sonunda da insanlık inanç tarihini başlatan en ağır taşlardan birinin üzerinde sonu gelmişti Tess'in.

Öfkemizi toplumda, Tess'in annesinde, babasında Alec'de ve Angel'da bir müddet soğuttuktan sonra yazarın Tess'den çocuk diye bahsetmesini de tebrik edebilecek bir psikolojik sağlamlığa gelebilmiştik. 

Sıra sevgi kavramını sorgulamaya geldiğinde yürekler kararmıştı dostlarım. Angel'ın Tess'e karşı duyguları gerçek miydi? Gerçek olan bir anda yitip gidebilir miydi? Kulüp üyelerimizden Rabia'nın Angel'ın aşkını bir orman resmine hayranlık duymak fakat ormana girdiğinde çamurdan rahatsız olmaya benzetmesi bende net bir yanıt oldu. Yeniden kime beddua edeceğimizi şaşırıp soluğu fakirlikte almıştık.

Bir müddet de kadınların sözde modernleşen dünyada erkek rollerini üstlenip bir de onların kendilerini kötü hissetmemesi için sarf ettiği çabaları konuşurken baygınlık geçirmiş olabiliriz. Biri başımdaki yemeniyi sıksın rica ederim. Bu baş ağrısı başka türlü geçmeyecek!

Romanın sonunda hikayenin bitmemesi Liza Lu'da yeniden başlamasıysa geleceğe yönelik ümitlerimizi açamadan soldurmuştu. 

Toplantımızı her zamanki gibi altını çizdiğimiz satırları birbirimize okuyarak sonlandırdık. O kadar çok satır vardı ki buraya yazacak olsam sonunun gelmemesinden korktum. Kitap edebi olarak da epey doyum veriyor onu demeye getiriyorum. Kulüp üyeleri olarak hem Koridor hem Can yayınlarının çevirisini okuyanlar vardı aramızda. İki çeviri birbirinden çok farklı fakat ikisi de güzeldi. 

Sonuç olarak öfke ve üzüntü molalarının gölgesinde bir toplantı daha geçmiş oldu.

Hadi görüşürüz.

Görüşür müyüz?

Görüşelim!


Jane Austen Kitap Kulübü #44 Vilette

Jane Austen Kitap Kulübü 44. toplantısını 27.12.2025 tarihinde cumartesi akşamı gerçekleştirdi. 



Bu yazıda yazacaklarımı tüm kulüp üyeleri çok merak ediyor. Dürüst olmam gerekirse ben de merak ediyorum. Jane Austen Kitap Kulübü tarihinde bir ilk gerçekleşti sayın okurlar. Evet, doğru! Manşetten haberi veriyorum.

Biz bu ayın kitabını tüm mücadelemize rağmen bitiremedik!

Evet böyle bir durumda ne yazılır bilemiyorum. Suçu pandemi döneminde ufala ufala yok olan dikkat süremize mi yoksa video kaydırmaktan pelte olmuş zihinlerimize mi doğrudan romana mı yoksa çeviriye mi yahut Amerika'ya mı atsam siz seçin.

Ama bizi hemen gözden çıkarmayın hatta bize bir oda verin. 

Gerçekten denedik ama kulüp tarihimizde okuması bu kadar zor başka bir eser görmedik. Eseri anlamak için yapay zekadan bile yardım aldık ama nafile. Hatta bir noktada bu yazıyı da yapay zekaya yazdırmam teklif edildi üyeler tarafından. Ama hadi yine iyisiniz ben kaleme alıyorum. Ya da vicdanımı susturmaya çalışıyorum bilmiyorum.

Bir noktada birbirimizin bileklerini kolonya ile ovduğumuzu bile iddia edebilirim. Çünkü Whatsapp kanalı ile olsa da bunu yaptık. Yer yer dayan dedik biz arkandayız, düşersen tutarız. Fakat heyhat bu desteği "Beni bırakın siz devam edin."den koruyamadık.

Aklıma bir ihtimal daha geldi. Suçu eserde sıklıkla geçen Fransızca ifadelerin Türkçe çevirilerinin dipnot şeklinde verilmesinin yoruculuğuna atacağım geliyor. Ama tutuyorum kendimi tamam korkmayın.

Diğer okurların yorumlarına şöyle bir göz gezdirdim de yorumlar iki uca savruluyor. Bizim gibi cinnetin eşiğinden dönüp kitabı duvara fırlatanlar da var kitabı Viktorya Dönemi Edebiyatı'nın başyapıtı olarak görenler de. Belki de doğrudur. Romanı okuyabilseydik belki biz de beğenirdik. Bu gizemi bugün burada çözemeyeceğimiz tek gerçek şey.

Gözyaşlarımın ıslattığı mektup kağıdımda mürekkep cümlelerimi dağıtıyor. Daha fazla devam edemeyeceğim dostlarım. 

Beni affedin.

Battaniye altında ağlamaya gidiyorum. (Reel kaydıracağım.)

Sincerely.

Austenzede...


7 Eylül 2025 Pazar

Miss Austen Dizisi

 


Neden bilmiyorum ama bu diziyi izlemek bana garip bir sakinlik hissettirdi. Dizi BBC tarafından 2025'te yayınlandı. 4 bölümlük mini bir dizi. İlk bölümde gerek var mıydı bu açıdan da bakmaya gibi bir yorum zihnimde canlansa da bölümler ilerledikçe ve dizi bitince iyi ki yapmışlar dedim. Bu zamana kadar gördüğümüz en yapmacıksız Jane tasviriydi bence. Nüktedan mizacı öyle doğallıkla verilmiş ki Jane'i gizlice kamera kaydına aldıklarını düşünmedim değil. Daha önce izlediğim uyarlamalarda en sık gördüğüm şey Jane'i "lafı gediğine oturtma nöbeti tutuyor" gibi göstermeleriydi ve bu durum beni çileden çıkarıyordu. Miss Austen dizisi derin bir rahatlama yaşattı. 

Diziyi izlerken Jane'den sonraki dünyaya bir göz atıyoruz. Anılarla kısaca Jane'in yaşamından kesitler de izliyoruz. Jane Austen'in yaşamına dair bilginiz sınırlıysa diziyi anlamakta güçlük çekebilirsiniz. Ama Jane Austen seviyorum ve onunla ilgili her şeye vakıfım diyen birinin mutlaka izlemesi gereken bir yapım olduğunu düşünüyorum.

İzleyenler var mı? Siz ne düşünüyorsunuz?

6 Eylül 2025 Cumartesi

Jane Austen Kitap Kulübü #43 Kahve Soğumadan Önce

Jane Austen Kitap Kulübü 43. Toplantısını 28.06.2025 Cumartesi günü gerçekleştirdi!


Bu toplantıda Toshikazu Kawaguchi’nin Kahve Soğumadan Önce’sini konuştuk.



Genel olarak herkes kitabı sevmişti.


İsimler ve kimin erkek kimin kadın olduğunu anlayamamış olmamız olay örgüsünü kavramamız açısından bazılarımızı zorlamıştı.


Zaman yolculuğu temasındaki diğer eserlerde sanki zaman yolculuğu gerçekmiş ve kuralları da değişmiyormuş gibi bazı ortak kuralları benimsemesinin bu eserde olmayışını takdir etmiştik. Fakat kuralların sürekli aynı şekilde tekrar etmesini ve kafenin her defasında betimlenmesini yorucu bulduk.


Ne yaparsak yapalım geçmişi değiştiremiyor ama bakış açımızı değiştirebiliyor olma fikrini çok etkili bulmuştuk. Yani aslında zamanda yolculuk yaptıran bir kafemiz olmasa da evde kendi dolabımızda bulunan malzemelerle de pek tabii bu tarifi hazırlayabilirdik. Ne mutluydu bize! Şaka bir yana bunu gerçekten hayatımız açısından ümitvar bulmuştuk.


Aslında yüzyıllardır ânın kıymetini bilmek ve doğru iletişim kurmanın önemi bu kadar vurgulanıyorken bunları neden yapamayışımız üzerinde durduk bir müddet de. Yani nasıl oluyor da oluyor herkesin bildiği bir şeyi hala uygulayamıyoruz? Dikkatimiz sürekli kendimizde olduğundan mı ne ânı ne de muhattabımızı fark edemiyorduk?


Biraz konuştuktan sonra belki de önemli ve doğru olanın iletişimden önce kendimizi nasıl ortaya koyduğumuz olduğunun farkına vardık. Ve daha da önemlisi niyet okuyuculuğu yapmamanın öneminin. Biz kendimizi ne kadar iyi tanır ve bunu ne kadar şeffaf bir şekilde ortaya koyarsak doğru iletişim kurma ihtimalini de artırırız düşüncesinde fikir birliğine vardık.


Bu zaman yolculuğu hikayesinden kendimize nasıl tavsiyeler çıkarabileceğimizi konuştuk devamında. Ne karşımızdaki kişinin düşüncelerini olduğu gibi öğrendiğimizden emin olabiliriz ne de iki kişinin de etkisi olması sebebiyle bir iletişimi tek başımıza sağlıklı hale getirebiliriz elimizden gelen tek şey kendimizi en şeffaf şekilde ortaya koyabilmek. 


Son olarak okuduğumuz hikayelerin bize bir kere daha yaptığımız her şeyde dengenin önemini anlamamızı sağlaması üzerinde konuştuk ve toplantıyı sonlandırdık.


Bir sonraki toplantı yazısında görüşürüz!


Görüşür müyüz?


Görüşelim!

30 Ağustos 2025 Cumartesi

30 Yaşında Gurur ve Önyargı’yı Tekrar Düşünmek 2: Bayan Bennet!

Evet 30 yaşımda Gurur ve Önyargıyı tekrar ettikten sonra fark ettiğim diğer meseleyi masaya yatırma zamanı geldi. Bu yazı bir tekzip bile olabilir bilemiyorum.


Arkadaşlar biz Bayan Bennet’a haksızlık etmiş olabilir miyiz acaba?


Daha önce ne düşünüyordum hatta bu bloga Bayan Bennet ile ilgili neler yazdım hatırlamıyorum ama gittiğim nakış etkinliğinde bazı katılımcıların Bayan Bennet hakkında hakaretamiz konuşmalarını duyunca ve kitabı tekrar dinlediğimde bir dk ya dedim.


Ortada babaları vefat ederse hiçbir geçim kaynağı hatta başlarını sokacak evleri bile kalmayacak altı kadın varken Bay Bennet ne yapıyor? Kütüphanesinde kitap okuyor :(


Bayan Bennet tek başına kızları ve haklı olarak kendisi için de plan yapmak zorunda kalıyor. O sırada Bay Bennet kızlarından hangisinin daha aptal olduğunu düşünedursun. 


Lizzy yeri geliyor ebeveyn rolüne bürünüyor. Zaten çocuklarından hiçbirine doğru düzgün rehberlik etmeyen bir babaya kız kardeşini Brighton’a göndermemesi için kelimenin tam anlamıyla yalvarıyor ama o kitabını okumaya devam ediyor. Lizzy’nin korkuları gerçekleştiğinde bile tüm sorumluluğu kızların dayısı ve Bay Darcy alıyor.


Bay Bennet’ın bu aile için yaptığı tek şey belki erkek evlatları olur diye denemeye yapmaya devam etmesi. 


Hele karısının kızlarını evlendirme çabasını küçük görmesine ayrıca sinirlendim ve üzüldüm de. Zaten kızların yaşayabilmek için evlenmekten başka hiçbir çaresi yok. Onlara doğru düzgün eğitim bile aldırılmamış tek başına kendisini geliştirmeye çalışan Mary bile hor görülüyor. Bir de onların evlenme isteğine burun kıvırıyor babaları. Bakın sinirden gözüm seğiriyor.


Şehre yeni gelen Bay Bingley’i ziyaret ettiği söylerken bile ailenin her üyesini ayrı ayrı aşağılıyor. Pardon İngiltere prensiyle mi görüşüyoruz hayırdır ya?!?


Bay Bennet daha ilgili bir baba olsaydı bu hikaye bambaşka gelişirdi diye düşünüyorum. Bayan Bennet’a haksızlık etmişim kabul ediyorum. Kadının tek kusuru mizacı :( 


Şu an Seda Sayan’ın uyuyan adam nefreti gibi bir nefret hasıl oldu bünyeme. Çık şu kütüphaneden be adam!

14 Ağustos 2025 Perşembe

30 Yaşında Gurur ve Önyargı’yı Yeniden Düşünmek ve Darcy ve Bennet Nakış Kulübü

30 yaşımda Gurur ve Önyargı’yı tekrar okuyunca zihnimde tek bir cümle yankılandı. ARKADAŞLAR BİZ BAY DARCY’Yİ YETERİNCE ABARTMAMIŞIZ!!!


BİZ BU OĞLANIN HAKkını yemişiz… Heyecanımı dizginledim blog yazısına dört nala bir giriş yapacağım. Gelişme ve sonuç da olacak hiç merak etmeyin. Psikolojik sağlığım da emin ellerde.


Bir sabah uyandım ve çevremde beni tanıyan herkesin bana aynı Instagram gönderisini gönderdiğini gördüm. İstanbul’da bir nakış atölyesi yapılacaktı (Instagram hesabı: humulus.lupulus.atelier) ve tema Gurur ve Önyargı idi. Herkesçe benimsenen bir gerçektir İstanbul sınırları içinde Jane Austen’in adının geçtiği her etkinliğin bir Austenzede’ye ihtiyaç duyduğu… Bu nedenle tüm fangörllüğümü de bavuluma koyup etkinliğe gittim tabii ki. 


Daha önce eline kasnak almamış biri olarak bu kadar keyif alacağımı tahmin etmemiştim. Cihangir’de bir kafenin bahçesinde yaklaşık 15 kişi Gurur ve Önyargı sesli kitabını dinleyerek kasnaklarımıza Bay Darcy işledik. Cümlenin güzelliğine bakın. Nakış yapmak mı keyifliydi yoksa aynı zamanda dinlediğim Gurur ve Önyargı’yı ne kadar özlediğimi fark etmek mi o anda karışmıştı bende. 



Atölyenin ilk kısmında birkaç nakış tekniği öğrendik ikinci kısımdaysa seçtiğimiz desenleri işledik. En zor kısmı desen seçmekti bence. ‘Bay Darcy büstü’ ve ‘evlilik teklifinin reddedilmesinin hemen sonrası Darcy’si’ arasında epey git gel yaşadım ama akabinde hızlıca kafamda oluşturduğum artı-eksi tablosu ve içler dışlar çarpımı sonucunda tüm coşkun duyguları eşitliğin karşı tarafına atıp Jane Austen koleksiyonuma en çok yakışacağını düşündüğüm seçimi yapabildim.


Atölye 3 saat sürdü fakat nakışlar yetişmedi, romanın bitmesi de mümkün değildi. Sonra Gurur ve Önyargı’yı ne kadar özlediğimi fark etmem ve romanı dinlemeye devam etmem birbirini takip etti. Eve gidince nakışa ve romanı dinlemeye devam ettim.


En son Gurur ve Önyargı’yı okumamın üzerinden çok vakit geçtiğinden olacak pek çok detayı unuttuğumu fark ettim. Ya da 30 yaşın bakış açısı mıydı bunları bana fark ettiren karar veremedim. Dinlemeye devam ettikçe işin rengi değişiyordu ve blog yazısının girişinde de söylediğim gibi zihnimde yankılanan tek şey bizim Bay Darcy’yi yeteri kadar abartmamış oluşumuzdu.


Ben küçükken annemle birlikte dizi/ film izlediğimizde ne zaman ekrana bir “beyaz atlı prens” gelse annem hemen “Genç kızlar da böyle erkeklerin gerçekte var olduğuna inanacak şimdi.” gibi yorumlar yapardı. O zamanlar sevdiği kızın kapısına 8 kamyon gül yığan ya da ne bileyim sevdiği kız için ada satın alan, dağ delen köye su getiren, çöllere düşen erkekleri kast ettiğini düşünerek “O kadar da değil canım, bunun gerçek olduğunu sanan da çıkmaz.” diye düşünürdüm. Büyüdükçe aslında dürüst, kararlı, merhametli, ne istediğini bilen, çalışkan vb özellikleri kast ettiğini anladım ve ne kadar haklı olduğunu da.


Herkes roman içinde Bay Darcy’nin değiştiğini gururunu ve ön yargısını kenara bırakmayı öğrendiğini söylese de ben öyle düşünmüyorum. Bay Darcy’yi yakından tanıma şerefine eriştik sadece o kadar ve onu anladık bir de. Bay Darcy hikayenin hemen başlarında Lizzy’den etkileniyor ve bunu açıkça hem de yargı makinesi Caroline’ın olduğu ortamda söylemekten çekinmiyor. Onun iğneleyici şakalarını bile alttan alıyor. Her şeye rağmen evlilik teklifi ediyor, bunu bizce kaba biçimde yapsa bile yine de geri durmuyor. Arkadaşlar full dolu metrobüste oturacak yer bulduğumuzda bile içten içe kendimizi diğer yolculardan üstün hissettiğimizi hangimiz inkar edecek. Korkmayın söyleyin. Ve Bay Darcy gibi olanaklara sahip birinin bu tip küçük tatlı hatalar yapması bağışlanmalıdır. Çevresinde onun uygunsuzumsu (kötü kelime kullanmaya elim varmadı) hareketlerini uyarmaya cesaret edecek kim var ki iç görüsü gelişecek çocuğun. (Ağlıyor)


Hikayenin devamını söylemiyorum bile. Tüm Birleşik Krallık topraklarında onu reddecek bir serçe bile yokken kendinden emin bu adamın kırılgan egosunun reddedilmeyle yaşadığı şok etkisi sonrasında bile erdemli davranmaya devam etmesi yok mu bakın ben bi fena oluyorum. Bileklerimi kolonya ile ovun rica ederim.


Hikayenin devamında Lizzy Pemberley’ye geldiğinde ona ve akrabalarına karşı davranışları, Wickham olayını çözmek için verdiği uğraş, Bingley’ye yanıldığını itiraf etmesi… bakın dostlarım bunlar basit gibi geliyor olabilir ama değil. Gerçekten değil bunu yetişkin ve fangörl olmayan -şüpheli- yanım söylüyor. 


Sizi ikna etmek için en vurucu darbeyi şimdi söyleyeceğim. Bakın Bayan Bennet’la akraba olmayı umursamıyor bu adam daha ne yapsın. DAHA NE YAPSIN!


Bay Darcy’yi Bay Darcy yapan ne yılda on bin Sterlin ne Derbyshire’ın sefil yarısına sahip olması… Onu bu kadar hayran olunası kılan dürüstlüğü, kararlı ve net oluşu, kız kardeşine karşı merhameti, çalışanlarına karşı adilliği, arkadaşına karşı korumacılığı, Carolinevari kadınlara karşı farkındalığı ve tavizsiz tavrı… bakın bu listeyi üç metre kadar daha uzatabilirim ama hadi yine iyisiniz insaf ediyorum. 


Siz ne düşünüyorsunuz merak ediyorum. Haklı mıyım yoksa inceden deliriyor muyum? Şunu da yazmadan geçemeyeceğim. Lizzy’nin yaşadığı durum da aslında herkesin üstesinden gelemeyeceği bir deneyim. O da Bay Darcy’yle evlenip ömür boyu akrabalarının çoğundan utanç duyma ve Bay Darcy’yi onlarla karşı karşıya getirmeme yükü ediniyor. Bir romanı okurken bu her ne kadar çok da dikkat edilesi gelmese de gerçek yaşamda uzun vadede tahammül sınırlarını zorlayacak bir deneyim. 


Ben gideyim de biraz daha bu konuya kafa yorayım. Bir sonraki yazının konusu da Bayan Bennet’ın hakkının yenmesi ve Bay Bennet’a karşı nefretimden oluşacak. Bay Darcy’yi düşünmeyi bitirir bitirmez hemen onu detaylandıracağım. Hiç merak etmeyin. Hadi görüşürüz. Akrabalara selam.


Sincerely

Austenzede


Aa unutmadan her biri bir şaheser nitelikte olan nakışlarımı da sunmaktan geri durmayacağım elbette. Atölyeler devam ediyor. İstanbul’da olanlar bu deneyime şans versin.



(Fotoğraftaki makası İngiltere seyahatimde öylesine almıştım. Dikiş, nakış ve türevleri asla hayatımda olmadığı için kardeşlerim dalga geçmişti. Nakış etkinliği sayesinde sürekli kullandım. Kardeşlerime istihzayla bakmaya gidiyorum şimdi)



Bu arada ben sesli kitaplara devam ediyorum. P&P’ı İkna, onu da Emma takip etti. Sırada Akıl ve Tutku var. Yani diyeceğim o ki bu blog bu sıralar canlanabilir. Kendinize mukayyet olun.

21 Haziran 2025 Cumartesi

Jane Austen'in Evi'ne Gittim!

Bir Austenzede ağlıyo, tuvalete gidebilir miyiz? yazısına daha hoş geldiniz!

UK vizem beni terk etmeden İngiltere'ye ikinci seyahatimde Jane Austen'in Chawton'daki evine gittim. Tatilden döndükten hemen sonra Chatsworth Evi'nde (bizim bildiğimiz adıyla Pemberley) senede bir defa düzenlenen evin bahçesinde 2005 yapımı Pride and Prejudice izleme etkinliğini kaçırdığımı öğrenip kahırlardan kahır beğendim fakat buna da şükür diyerek teskin ediyorum kendimi. Bileklerimi kolonya ile ovun rica ederim.

13.06.2025 tarihinde Jane Austen'in hayatının son 8 yılını geçirdiği ve sonradan müze haline getirilen evini ziyaret ettim. Ev ile ilgili bilgileri şuradan daha detaylı olarak okuyabilirsiniz. Eve gitmeden önce rezervasyon yaptırmıştım ben. Böylelikle o gün eve ilk girenlerden biri bendim kalabalık olmadan her odayı gezdim.

Burası Jane'in ruhuna Bath'deki Jane Austen Center'dan daha çok uyuyor gibi geldi bana bahçeden girer girmez. Jane'in romanlarını burada yazmasına şaşmamalı. Eve girdiğimde bana en tuhaf hissettiren şey fotoğraflarda sık sık gördüğüm şeyleri canlı olarak görmekti. Kısa bir süre de olsa Jane'in baktığı yerlere bakmak, bahçesinde soluklanmak, o güzelim romanların yazıldığı atmosferin içinde bulunmak tatmin edici bir deneyimdi. Romanları okurken hissettiğim duyguları eve girince de yaşadım. Tamamlanmış hissettirdi. Aslında söylenecek pek söz yok o nedenle yazının devamında fotoğraflara yer vereceğim. 

Hadi görüşürüz.

Görüşür müyüz?

Görüşelim!











Evin geniş bir hediyelik eşya kısmı bulunuyor. Önceden sitesinden bakmama rağmen ne alacağımı şaşırdım çünkü her şeyi almak istiyor insan. O yüzden valizimi düşünerek hareket ettim :( Eve döndükten sonra almadığım her şey için tek tek pişman oldum. Neyse ki pound 53,35 TL de biraz teselli oluyor insan...



Bu kitapta Jane'in mektuplarından, romanların seçme cümleler yer alıyor.


Bu mendili Jane Austen koleksiyonumun bulunduğu rafa sereceğim :D


Karakterlerin çizimlerinin bulunduğu kitap ayracı.


Bu kitabı daha önce çok görmüştüm ama içi hakkında hiçbir fikrim yoktu. Kitap Gurur ve Önyargı romanında geçen mektuplara da yer veriyor içinde.


Mektup olan kısımlarda böyle bir cep var. Toplamda 19 mektup bulunuyor.


Lafı uzatmadan en merak edeceğimiz mektuba geçiyorum direkt.



İmza Fitzwilliam Darcy...

Koleksiyonumun en güzel parçası oldu şimdiden.

Ben gideyim de almadığım şeylere ağlamaya devam edeyim :(