jane austen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
jane austen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Eylül 2025 Pazar

Miss Austen Dizisi

 


Neden bilmiyorum ama bu diziyi izlemek bana garip bir sakinlik hissettirdi. Dizi BBC tarafından 2025'te yayınlandı. 4 bölümlük mini bir dizi. İlk bölümde gerek var mıydı bu açıdan da bakmaya gibi bir yorum zihnimde canlansa da bölümler ilerledikçe ve dizi bitince iyi ki yapmışlar dedim. Bu zamana kadar gördüğümüz en yapmacıksız Jane tasviriydi bence. Nüktedan mizacı öyle doğallıkla verilmiş ki Jane'i gizlice kamera kaydına aldıklarını düşünmedim değil. Daha önce izlediğim uyarlamalarda en sık gördüğüm şey Jane'i "lafı gediğine oturtma nöbeti tutuyor" gibi göstermeleriydi ve bu durum beni çileden çıkarıyordu. Miss Austen dizisi derin bir rahatlama yaşattı. 

Diziyi izlerken Jane'den sonraki dünyaya bir göz atıyoruz. Anılarla kısaca Jane'in yaşamından kesitler de izliyoruz. Jane Austen'in yaşamına dair bilginiz sınırlıysa diziyi anlamakta güçlük çekebilirsiniz. Ama Jane Austen seviyorum ve onunla ilgili her şeye vakıfım diyen birinin mutlaka izlemesi gereken bir yapım olduğunu düşünüyorum.

İzleyenler var mı? Siz ne düşünüyorsunuz?

5 Ocak 2025 Pazar

Jane Austen Uyarlaması Film: Paging Mr. Darcy

 


Selamlar, ben galiba yaşlanıyorum. Bana bir duygusallık geldi. Önüme gelen şeyi beğeniyor, eleştirecek yön bulamıyor, komik olmayan esprilere de komiklerin hatırı kalır diye gülüyorum. Ara sıra da bir yerlerden soğuk geliyor. 

Normalde Hallmark filmlerinde dünya yansa bozulmayan maşalı saçlar ve sahte porselen gülüşlerin beni hafiften korkutması gerekirken bu filmi sevdim, evet ben gülbeşekeri çok sevdim.
 
Filmi mi iyiydi yoksa ben mi duygusalım işte ona karar veremiyorum. Ya da ana karakterin kendisi ve duygularıyla olan mücadelesi tanıdık geldiğinden mi... Gerçi o kısmı hiç kişiselleştiresim yok. 

Bu filmi izledikten sonra tekrar Jane Austen romanlarına başlama fikri filizlenmedi değil. Tamam. Kimi kandırıyorum. Tüm vücudu sardı, artık her şey için çok geç, çıkartılmasının imkanı yok, çok hayati bir bölgede. Her şeye karşı hazırlıklı olun. Teşekkürler.

Filme gelecek olursak (sonunda be kadın) ana karakter akademisyen ve uzmanlık alanı Jane Austen. Karakterimiz akademik kadro almak istiyor. Film boyunca onun kendisiyle, ergenliğiyle, duygularıyla, aslında görünür olmak isterken bunu geri planda kalma davranışıyla bastırma mücadelesini izliyoruz. Film biraz da Jane Austen’i sevme biçimlerini eleştiriyor. Bir tarafta Austen’e akademinin gözünden bakanlar var diğer tarafta ise hayranlığı daha karikatürize biçimde yaşayanlar. Hikayenin sonunda yine Bay Darcy’ye hayran kalıyoruz ama kimse endişe etmesin.

Her ne kadar Jane Austen sevip de görkemli elbiseler giyip uzun eldivenler kuşanıp dans eylemek istemeyen bir insanın varlığına inanacağım gelmese de insan olarak bazen gülünç duruma düşmemek için sarf ettiğimiz çaba beni dehşete düşürüyor. Her şeyin önünde sonunda -ama bilinç düzeyinde ama bilinç dışında- sevilmeyeceğiz diye ödümüzün kopmasına bağlanması canımı sıkıyor.

Ah bir de o kör olasıca savunma mekanizmaları yok mu? Resmen bilincimiz biznen alay geçiyor! İd, ego ve süperego bizi aralarına alıyor ve birbirlerine atıyor biz de Ayşecik gibi yöresel kıyafetlerle kaşık dansı yapıyoruz. Yoksa aslında insanlardan korkan birinin karşısındakinin duygularını düşünmeden incitici espriler yapmasını aklınız alıyor mu rica ederim. Vücudu üç tane bilinç düzeyi yönetiyor arkasında kim var KAYGI. 

Ay tamam n'oluyoruz ya. Daha fazla klişe cümleyi yazıma alet etmeden sahneden çekiliyorum. Gidip Gurur ve Önyargı'yı tekrar okumamak için kendime bir motivasyon konuşması hazırlayayım.

 Siz filmi izleyin ama. İnsan 2024 yılından hiç beklemiyor. Öyle bir film.

Sincerely.
Austenzede.

Not: reklam yok.

28 Aralık 2024 Cumartesi

Gurur ve Önyargı Gibi Bir Şey

Selamlar, kitap kulübü toplantıları dışında bir şey yazmadığım blogumda bir tiyatro oyunu konuşmaya geldim. 


Yıllardır Türkiye dışında oynanan Jane Austen uyarlaması oyunlara ağzının suyu akarak bakan bana büyük bir şok oldu bu oyunun haberi. Aslında oyunun tanıtımını görünce beklentim epey düşmüştü ama bu beni bilet almaktan alıkoyamazdı elbette. Şu nadir ay/ güneş tutulmaları gibi bir şeydi, ömürde 1-2 defa denk gelir cinsten.

Uyarı: bir sonraki paragraf oyundan bağımsız uzunca bir yakınmadır. Kimsenin derdini dinleyemem ben yedim de geldim diyenler sonraki paragrafa cisimlensin rica ederim.

Yazıya başlamadan önce bir hususta sızlanmadan geçemeyeceğim: Zaman! Oyun 3 saate yakın sürdü buraya kadar üzülecek bir şey yok hatta bu bizi ancak ve ancak sevindirebilir fakat tiyatronun salı günü 21.00'de olması, oyunun yaklaşık 20 dk geç başlaması, ne kadar süreceği belli olmayan (yaklaşık 20 dk sürdü) bir ara verilmesi yıpratıcıydı. Bir oyun izlemek için -yağmurlu bir günde iş çıkış trafiğinin şahlandığı İstanbul gerçeğini de hesaba katarsak- hayatımızdan en iyi ihtimalle 5 saat veriyor olmak beni çok yordu. Düşünüldüğünde bu yalnızca bu oyunun değil tüm etkinliklerin bir gerçeği ama izleyicinin hiç düşünülmemesi beni üzüyor gerçekten. Çoğu insan oyunun sonunu beklemeden çıktı. Muhtemelen kullanacakları toplu taşımanın son saatine yetişmeye çalışıyorlardı. İzleyici bunu göze alarak gelsin geliyorsa gibi bir yorum yapılacaksa da hiçbir zaman etkinliklerde süre belirtilmediğinin altını çizmek isterim. Hoş, belirtilse de genellikle o süreye uyulmuyor. Keyifli vakit geçirmek istediğimizde bu omuzlarımıza neden fazladan yük olarak dönüyor bilemiyorum.

Aman ne biliyim ben! (Biraz düşününce hak veren kadın karikatürünün ağzından)

Salona girdiğimizde, 'yanından geçerken poğaçaya zeytin diye fısıldamışlar' bahsindeki meşhur poğaçanın içindeki zeytin miktarı kadar bulunan erkeklerin neye uğradıklarını şaşıran bakışları hepimizi eğlendirdi. Salonun neredeyse tamamı kadın izleyiciden oluşuyordu ve oyun Hanımlar ve Hanımlar hitabıyla başladı.

Başlamadan önce şunu belirtmeliyim ki Gurur ve Önyargı'ya hakim değilseniz hatta uyarlama dizi ve filmlerini izlemediyseniz oyundan zevk almakta zorlanabilirsiniz. Fakat bu blogun okurlarının endişe edeceği bir husus değil diye düşünüyorum.

Oyuna kusursuz bir roman uyarlaması beklentisiyle giderseniz de biraz üzülmeniz muhtemel. Anlamsız görgü kurallarının, şaşalı lafların, zarafetten kırılmaların olmadığını üzülerek bildirmek isterim.

Oyunda içi boşaltılmış slogan söylemler olacak diye ödüm kopuyordu ama başlar başlamaz bu korkumun yersiz olduğunu anladım.

Tanıtımda sanki hikaye hizmetçiler üzerinden yeniden kurulmuş gibi algılamıştım ama öyle de olmadı. Oyuncular birden fazla karakter canlandırarak asıl hikayeyi de olduğu gibi anlatıyor. 

Tüm oyuncular kadın. Söz konusu Jane Austen uyarlaması olunca gözler erkeklerin bir meta(!) olarak kullanılmasını aramıyor değil ama iyi oyuncular bu acının üstesinden gelmenizi kolaylaştırıyor. Bir kadın oyuncu da canlandırsa Mr Darcy yine Darcy yine Darcy!

Yazının bu kısmında spoilerlı hava sahasına giriyoruz. Oyunu izleme niyetiniz varsa burada vedalaşalım. Sincerely, Austenzede...

Oyunun roman karakterlerinin iyi analiz edilerek yazıldığı anlaşılıyor. Hatırıma gelmesini dahi istemediğim, şimdilik, bu seferlik, bu yazı için, bir kereliğine zihin sarayımdan çağıracağım, o korkunç (Rabbim bir daha yaşatmasın) İkna uyarlamasındaki gibi Austen'in en olgun karakterini patavatsız bir şahsa büründürmemişler. 

Oyunda en sevdiğim şey Bay Bennet'ın bir bitki olarak gösterilmesiydi. Sahneye her çıktığında kahkaha attım. 

En sevmediğim şey ise şarkılardı. Özellikle en son söylenen rap formundaki şarkının gözlerimi yaşarttığı gerçeğini de sizden saklayamayacağım. 

Oyunda dikkatimi çeken ve sevdiğim anları şu şekilde listeleyebilirim:

- Şimdi ismini anımsayamadığım bir karakterin "Eğer gündeminiz balo değilse, balodan bahsetmiyorsanız, balodasınızdır." cümlesi.

- Bay Darcy'nin Lizzy'ye "Gözleri de ayrı kültürlü" diyerek oyunun kendi ritmince romandaki "kahverengi göz hayranlığı"na yapılan atıf. (Evet tamam vurmayın cümlenin Bay Darcy'ye yakışmadığının ben de farkındayım ama açıklayabilirim lütfen izin verin oyun içinde hiç de sırıtmıyordu valla bakın izleseniz hak verirsiniz siz de evet aynen)

- Mary'nin eteğinin rüzgar yapması nedeniyle Bayan Bennet'ın zavallı sinirlerinin hoplaması.

- Caroline Bingley'nin Lizzy'ye "Uzun mesafe yürüyüşçüsü" diye seslenmesi.

Özetle izlerken eğlendim ve 3 saat nasıl geçti anlamadım, Sosyal medyaya bakasım gelmedi diyeyim ben, siz oradan hesap edin. 

Jane Austen uyarlamalarının ülkemizdeki sayısı artar umarım diyerek sözlerime son veriyorum. Oyunu izleyen varsa bana mutlaka yazsın. Neler düşünüyorsunuz merak ediyorum.

Şimdilik hoşça kalın!

Not: 3 (üç) tane okuru olan benim de belirtmem gerekiyor mu bilmiyorum ama yazıda reklam yok. Yalnızca Jane Austen seven bir okurun sayıklamalarıdır? yeminle? ant verdim? arz ederim? hakim bey?

16 Temmuz 2022 Cumartesi

2022 Yapımı İkna

Yangın vaar! Ya da dilaltı ilacım nerde!?! Ay durun ne diyeceğimi şaşırdım. 2022 yapımı İkna filmini yeni bitirdim de kusura bakmayın öfkeden ellerimin klavyedeki başıboş gezintisine hakim olamıyorum.

Bu giriş- gelişme- sonuç şeklinde dört başı mamur bir yazı olmayacak daha çok bir histeri krizi diyebiliriz. Baştan söyleyeyim.


Yasal uyarı: Paragraflar arasında anlamsal bağlantılar bulamayabilirsiniz. Yazarımız duygusal bir boşalma yaşıyor. Biraz alttan alın rica ederim, yazıktır. 

Only Jane Austen can judge me btw.

Bildiğiniz üzere Jane Austen'in İkna isimli romanının yeni bir film uyarlaması 15 Temmuz itibarıyla Netflix'e geldi. 

Bu seneler gibi süren bayram tatilinde tüm umutlarımı İkna'nın gelmesine bağlamışken... Bugün filmi benden önce izleyenlerin tüm kötü yorumlarına rağmen yetiş ya pozitivite diyerek yola çıkmışken... 30. dakikaya kadar dayanabildim.

Hadi Emma'yı karikatürize ettiniz, tamam günlerce filmi hafızamızdan silmeye çalıştık, aramızda film hiç çekilmemiş gibi davrandık da Jane Austen de o kitabı hafif muzip bir taraftan yazmış dedik bir noktaya kadar kabul ettik. Ama siz gidip de Jane Austen'in en "hüzünlü" romanını komediye çevirirseniz karşınızda öfkeden gözü dönmüş bir Austenzede bulursunuz kardeşlerim.

Hadi filmin havasını değiştirdiniz peki karakterlerden ne istediniz? Austen dünyasının en vakur ve ketum karakterini alıp "patavatsız" ve "sakar" bir karaktere dönüştürmüşsünüz, vay başımıza gelenler! Biri yazma bağlasın bana iyice de sıksın baş ağrım geçmeyecek!

Tamam anladık siz çok "farklısınız" ama madem film anlayış olarak günümüzde geçecek neden dönem filmi çekiyormuş gibi yapıp bizi heyecanlandırıyorsunuz :( Bir insanın duygularıyla oynamak bu kadar kolay olmamalı :(

Bu arada filmi izlerken yürüyüş sahnelerinden birinde Anne yüksek sesle şiir okumadı değil mi herkesin içinde? Bana öyle geldi değil mi? Delirmişim ben meğersem değil mi? Ne olur öyle olsun çünkü.

Woooaaow kurguya öylesine yerleştirilmiş gibi yapılmış doğada tuvalet ihtiyacını giderme sahnesi mi? Biz böyle komple hepimiz o dönemde kanalizasyon sistemi var sanıyorduk oysaki. Öğrendiğimiz iyi oldu çok ihtiyacımız vardı buna.

Kaptan Wentworth'e de Anne Elliot eleştirttiniz ya işte ben öldüm orada!

Filmde herkesin Anne ve Wentworth'ün mazisini bilmesine ise tek sözüm yok nutkum tutuldu zira.

Peki Anne ve Wentworth'ün "arkadaş kalma" kararlarına ne demeli. Filmin sonunda Anne evlenmekten vazgeçip "kendini seçse" ve influencer olmaya karar verse şaşırmazdım doğrusu.

My dearest senaryo yazarları;

Biz de zeki insanlarız vallahi bak. Keşke bu kadar yorulmasaydınız. Tamam "leb" demeden "leblebi"yi anlayamayız belki ama "lebl" dediğiniz anda "leblebi"yi yapıştırmamız iki saniyemizi alır evelallah. İma, ironi falan da hep bizim pakete dahil, bakın ciddiyim.

Cümleler arasında da kafamda sürekli korku filmi efektiyle "We're exes." cümlesi yankılanıyor ki o konuya hiç girmeyeceğim. Hayır ağzımdan tek laf alamazsınız, zorlamayın rica ederim ve bileklerime daha çok kolonya dökün.

BU KİTAPTAKİ HERKES DÖNEMİN ETİKET KURALLARINI ÖNEMSİYOR, ALIŞIN BUNA. Vallahi de içlerinde politik doğrucu yok. Üstesinden gelin artık. Bakın belki ilk defa duyacaksınız ama size bir tavsiyemdir dönemi kendi gerçekliği içerisinde değerlendirin daha kolay olacak bana güvenin.

Bari bir iki dans sahnesi koyup dikkatimizi dağıtsaydınız, ona da razıydık :(

Ya da biz gidip Fleabag de izlerdik be, siz hiç rahatsız olmasaydınız. "His neck!" sahnesini unutmuşsunuz ama Phoebe Waller-Bridge uyanmadan silin bu uyarlamayı çabuk.

Sevgili gelecek nesiller;

Öncelikle söylemek isterim ki pandemi, savaş, doğal afetler derken çok zor zamanlardan geçtik. Unutmayın bunu. Bizi yargılamadan önce bi' dakika açıklamamıza izin verin. Psikolojimiz bozuk bizim. Yardım almamız lazım komple ama psikolojimizle birlikte bazı şimdi burada açıklayamayacağım sayısal nedenlerden mütevellit psikologa da gidemiyoruz. Bu film bizden değildir hatta yoktur, hiç olmamıştır da zaten. Bizi affedebilecek misiniz bilmiyorum ama en azından anlamaya çalışın.

Sizi seven Y kuşağından Austenzede...

12 Şubat 2022 Cumartesi

Jane Austen Kitap Kulübü #21 Gece Yarısı Kütüphanesi

"Ya diğer kanallarda sevdiğim şarkılar çalıyorsa ve ben kaçırıyorsam" anksiyetesiyle radyo bile dinleyemeyen ben bu kitabı okumaktan nasıl zevk alabildim bilmiyorum. Hazır Jane Austen Kitap Kulübü'nün 20. toplantısını az önce bitirmişken kulübün üzerimde bıraktığı duyguların etkisi geçmeden yazayım dedim bu sefer yazıyı. Yersiz duygusallaşmalar konusunda hazırlıklı olun diye baştan uyarıyorum bakın.


Şimdi size kitap kulübü toplantısı bir anda nasıl hasretin düğünü olan dert gecesine dönüştü onun hikayesini anlatacağım.

Başlangıçta her şey normaldi. Instagram isimli sosyal medya platformunda şöhret kazandığı için kitabı küçümsemiştik. Hatta bir Yeşilçam filmi edasıyla çember oluşturup histerik kahkahalar içinde kitabı birbirimize atmamıza dahi ramak kalmıştı. 

Dilini yalın, hikayenin işleniş biçimini sade bulmuştuk.

Kitaba; çoklu evren, küçük seçimlerin hayati önemi, dünya üzerindeki her şeyin anladığımız kadar olması gibi mefhumları daha önce gördüğümüz filmler ve dizilerden örnekler vererek entelektüel birikimimizle kimin alfa olduğunu göstermiştik.

Yapılan olumsuz yorumlardan bahsedip canını sıkmıştık kitabın. Kanına dokunmuştu.

Bir bebekle ce-e oyunu oynuyor edasıyla felsefeden bahseder gibi yapıp kaçmasına göz devirmiş, yazarın bu konuda bilgisiz olabileceği ihtimaliyle bağışlamıştık onu. Biz de az değildik.

Tam kitabı kostümlü partiye davet edip hepimiz partide gündelik kıyafetler giyinmiş bir halde onu karşılama planı yapıyorduk ki bir de ne görelim! 

Yaşamaya korkmak, öğrenmenin tek yolunun yaşamaktan geçmesi, mutluluğu dışsal nedenlere bağlama çaresizliği, insan olmanın dünyayı indirgeyerek anlaşılabilir kılma çabası olması, saf mutluluk hayalinin mutsuzluğu büyütmekten başka bir işe yaramaması, birilerine acı vermeden yaşamanın imkansızlığı, yaşamak istememenin acı çekmekten değil acıyı dindirmenin bir yolunun olmaması düşüncesinden doğması, sevgisizliğin en büyük başarıları anlamsız kılması, yaşayamadığımız hayatların yasını tutma kolaycılığı, hayatı anlamak zorunda olmamanın ağırlığı... derken kitap bizi perişan ediyor, biznen alay geçiyor, duygularımızla oynuyordu.

Efendi gibi kitabımızı tartışıp evlere dağılacakken bir anda kitap kulübünden kendi kendine yardım grubuna dönmüştük. Merhaba, ben Austenzede ben bir Mr. Darcy övme bağımlısıyım.

Nasıl da bağladım ama konuyu Mr. Darcy'ye. Hiç bu kadarını ben de beklemiyordum.

Birileri beni ciddiyete davet etsin çok acil.

Neyse. Öyle işte. Ava giderken avlanmıştık. Kitap travmatik yaşam deneyimlerimizden tutup duvara yapıştırmıştı bizi. Ama toparlanacaktık, bir sonraki toplantıda bir araya gelip Mr. Darcy övmeye karar verdik de rahatladık. 

Hadi dikkat edin kendinize, çok düşünüyorsunuz fazla düşünmeyin, değmez, boş verin, geçer, takmayın o kadar, hadi kalkın bi' elinizi yüzünüzü yıkayın.

Not: Mr. Darcy övme toplantımızdan sonraki ay Bir Hanımefendinin Portresi'ni konuşacağız.

Hadi görüşürüz.

Görüşür müyüz?

Görüşelim.

7 Kasım 2021 Pazar

Jane Austen Kitap Kulübü #18 Gizli El

Pandeminin hayatımızı ele geçirmesinden sonra hala kitap okuyabilenler olarak birbirimize sahip çıkmamız gereken şu günlerde yoksa siz hala Jane Austen Kitap Kulübü'nün olağanüstü, şahane, muhteşem toplantılarına katılmıyor musunuz? Siz bu konu üzerinde düşünüp taşınırken ben de son kitap kulübü buluşmamızda yaptıklarımızdan bahsedeyim madem.



- 17. buluşmamızda Reşat Nuri'nin Gizli El isimli romanını konuştuk.

- Toplantımızı yine internet üzerinden gerçekleştirdik ve ben yine kendimi tutamayıp eski güzel GalataPerform günlerine özlemimi anlatan bir tirat atmış bulundum. Ahh pandemiden önceki o eski güzel günler...(102 yaşında hissediyor)

- Ve sonra Google marifetiyle bulduğumuz bilgilerden yararlanarak Gizli El kitabının yazıldığı dönemden ve romanın genel özelliklerinden bahsettik hızlıca.

- Kitabın sansüre uğramasından sonra bir aşk romanına dönüşmesiyle yaşadığı kayıplardan bahsettik.

- Tek cümlede geçilen hayati meselelere, konuşulmayan duygulara, anlaşılmayan karakter özelliklerine kısa bir yas tuttuk devam eden süreçte.

- Konusu ne olursa olsun Reşat Nuri romanlarının okuma süreçlerinde aynı hissi vermesine şaşırdık bir müddet.

- Kitapta altını çizdiğimiz satırlar ve bu satırlardan çıkardığımız anlamlar üzerinde durduk ve ben yine aynı satırların altını çizmiş olsak da bu satırları bambaşka düşünceler ve hissiyatlarla çizmiş olmamıza ve bu satırlardan bambaşka anlamlar çıkarmamıza şaşırmaktan geri duramadım ve canımız istediğinde istediğimiz cümleden istediğimiz anlamı çıkarıyorsak insanın zihnine bile güvenmemesi gerektiğine hızlıca bir kanaat getirdim. Kendi zihnimize de güvenmeyeceksek ne kadar yalnızız bu zorlu hayat yolculuğunda şeklindeki acıklı gibi bir cümle gelip göğsüme oturmasaydı daha da uzatırdım bu kısmı ama hadi yine iyisiniz.

- Kitabın isminin olay örgüsüne uyumunu tartıştık birkaç dakika ve bir bağlama oturtamadık.

- Kitapta aslında çok da tanıma fırsatı bulamadığımız karakterlerden de bahsedip Gizli El sayfasını istemeden de olsa kapatmış bulunduk sonra.

- Bir sonraki toplantıda da Reşat Nuri okuma düşüncemizi Reşat Nuri kitaplarını bu hızla okumaya devam edersek cüzdanımızın arkamızdan ağır konuşacağı gerçeğiyle yüzleşince bastırmak zorunda kaldık ve araya başka bir kitap sıkıştırmaya karar verdik.

- Bir sonraki toplantıda Thomas Hardy- Çılgın Kalabalıktan Uzak okuyoruz. Kemerlerinizi bağlayın çünkü aylar sonra yeniden İngiltere kırsalına gidiyoruz ve hiçbir güç bizi Mr. Da.. pardon Jane Austen konuşmaktan alıkoyamaz. Biraz uzun sürecek bir kulüp toplantısına şimdiden zihinlerinizi hazırlayın derim ben. Sadece bir öneri.

Hadi görüşürüz.

Görüşür müyüz?

Görüşelim!

24 Temmuz 2021 Cumartesi

Jane Austen Kitap Kulübü #16 Silas Marner

Covid-19'dan dolayı girdiğimiz ilk karantinada George Eliot'tan Middlemarch okumayı denemiştim. Çırpınışım aylarca sürmüştü. Defalarca yeniden başlamış, çoğu kez okuduğumu anlamamıştım. Her 'yine hiçbir şey anlamadığım sayfa'nın sonuna geldiğimde kendimi sayfayı bir kez daha okumak için motive ettiğim iç konuşmalarımı bir kenara koysaydım şimdiye kişisel gelişim kitabı yazarı olmuştum. Kahretsin... 


Allahtan kitabı okumayı bitirdim de TEDx konuşmacısı olmanın da kıyısından dönüverdim. Ama ben akıllanmam dostlarım. Kendime de acımam yok ayrıca. Bu deneyimden hiç ders almamış olacağım bir de kitap kulübünde George Eliot okuyalım önerisinin üzerine atlamış bulundum. 

Tamam hemen kızmayın, o kadar da kötü değildi, evet öğretileri güzeldi, tamam biraz temposu düşüktü ama ilginç bir hikaye anlatıyordu, sanayi devrimini ve bir toplumun değişimini bir de yazarımızın gözünden görüyorduk, karakterlerin ahlaki çatışmaları, vicdan muhasebeleri, sevgiyle ve şefkatle olan mücadeleleri, hatalarını telafi etme girişimleri başarılı bir şekilde okuyucuya aksettiriliyordu. Yüksek müsaadelerinizle ben burada da suçu Covid-19 tabir ettiğimiz virüse atmak istiyorum. Ben önceden böyle değildim valla bak. Hep belgeseldi...

Kitap kulübü yazısına geçmeden önce hiçbir yere varmayan, başı sonu belli olmayan, yazarımızın kafasında oradan oraya sürüklenen düşünceleri foş diye boş sayfaya döktüğü giriş kısmımızı da atlattığımıza göre kulüp toplantımıza geçebiliriz, hadi geçmiş olsun.

Jane Austen Kitap Kulübü'nün 15. toplantısını 10 Temmuz Cumartesi günü saat 19.00'da gerçekleştirdik. Toplantımız yine Zoom'daydı.

-Bu toplantıda kitabı okumakla olan mücadelesini sonuna kadar sürdüren okuyucuların oranı az olsa da hikayeyi enine boyuna masaya yatırabildik.

-Söz konusu yazar George Eliot olunca eserlerini bir erkek adı ile yayınlamasına değinmeden edemedik. Tabii ki buradan hareketle yazarın yaşamında, edebiyat dünyasındaki kadın yazarlarda, onların eserlerini yayınlayış biçimlerinde, kadın yazarların yaşadıkları güçlüklerde de dolandı düşüncelerimiz.

-George Eliot'ın eserlerinde verdiği mesajlar ve düşünce yapısı üzerinde de bir müddet durup soluklandık. Olaylar üzerinden anlatmak istediklerini tartıştık.

-Romanda nereden geldiği ve nereye gittiği belli olmayan bazı olaylar üzerinde konuştuk bir müddet ama nereden geldiği ve nereye gittiği belli olmayan olaylar vardır diyerek koşarak uzaklaştık bu konudan. 

-Ben bir ara kendimi kaybedip yeniden gözlemci bakış açısı ile yazılan romanlar hakkında ileri geri konuştuğumu hatırlıyorum ama inşallah siz hatırlamıyorsunuzdur. Sesimin yükseldiğini, masaya yumruk vurmama ramak kaldığını falan unutmuşsunuzdur hep umarım.

-Toplantımız devam ederken kitabı sevenler ve sevmeyenler olarak gerekçelerimizi öne sürdük, İnternet'te diğer okurların düşünceleri üzerinde yaptığımız araştırmalarda da kitabın okurlar arasında pek popüler olmadığını görsek de birbirimizi kitabı sevmeye ikna etmiş bulunduk.

-Hepimizin hemfikir olduğu konu ise Silas Marner'ın hiç tanımadığı bir çocuğa gösterdiği sevgi ve şefkatti. Burada biraz gözlerimiz doluyor gibi olduysa da çok geçmeden konuyu Bay Darcy'ye bağlayıverdik. 

-Her toplantıya yeni okurların katılması harikalığını ustalıkla kullanmamızdan mütevellit "Aa biz sizinle hiç Jane Austen konuşmadık hadi biraz konuşalım." marifetiyle konuyu hoop diye Bay Darcy'ye getiriyoruz. En güzel tarafı ise kimsenin bu durumdan en ufak bir şikayetinin bulunmaması. 

-Şaka şaka. Tabii ki her ay farklı bir kitap okuyup birlikte tartışabilmek için buluşuyoruz. Bay Darcy övmek için bir araya gelmek işin latife kısmı inanın. İçimizdeki edebiyat sevgisini, okuma aşkını, öğrenme hevesini, sanat bağlılığını, kitap bağımlılığını  bir görseniz feleğiniz şaşar. Gerçekten bak, yeminle...

-9 günlük bayram tatilinin şu son günlerinde sizi daha fazla yazıda esir etmeyeyim. Atılacak son bir kulacınız, manzaraya karşı alınacak son bir derin nefesiniz vardır şimdi. Mesela ben de yaklaşık yarım saattir Keşfet'e bakmıyorum. Özlemiştir beni. Hadi görüşürüz, görüşür müyüz, görüşelim.

-Unutmadan Jane Austen Kitap Kulübü ile okuyacağımız bir sonraki kitap Reşat Nuri Güntekin'den Acımak. Ve bir aksilik olmazsa geçen yıl yaptığımız açık hava kitap kulübümüzü tekrarlamak istiyoruz. Katılmak isteyenler bana sosyal medya hesaplarımdan ulaşabilir. 


29 Mayıs 2021 Cumartesi

Jane Austen Kitap Kulübü #15 Uğultulu Tepeler

Pek değerli Jane Austen Kitap Kulübü'müzün 15. toplantısını 23 Mayıs Pazar günü saat 20.00'de gerçekleştirdik. 


Her ne kadar artık bir Zoom linki daha görmeye takatimiz kalmasa da, kamera-mikrofon kapalı mı diye sürekli kontrol etmekten göz numaramız bir derece daha artsa da biz bu davadan dönmeyeceğiz galiba ve ayrıca mesele Bay Darcy ise Zoom linki anksiyetesi teferruattır canım.

Asıl konuya gelmeden önceki hiçbir yere varmayan, ana fikri olmayan, okuyucunun dikkatini dağıtıp fırsattan istifade Bay Darcy övüp göklere çıkarma muhabbetimizi yaptığımıza göre kulüp toplantısından bahsedebiliriz, o da sizin güzel hatrınız için...

Daha önce Bronte kardeşlerden Jane Eyre'i konuşmuştuk kulüpte -hem de yüz yüze, ve gözyaşları- çok keyif almıştık. Bu sefer biraz da Uğultulu Tepeler'in arkasından atıp tutmak bazen de tutamamak istedik. 

AUSTENZEDE İLE İTİRAF MOLASI

Bu gerçeği açıklamadan yazıya devam edemeyeceğim. Gururumla savaştım ve artık dayanamıyorum. Son 5 cümle benim için işkenceydi. Yargılarım, blog dünyasının benden beklentileri, yaş farkımız ve ait olduğum sınıf bu gerçeği açıklamam için birer engel. Bunları göz ardı ediyorum, ıstırabıma son verin. Evet Uğultulu Tepeler kitabını okumam için beni influence eden kişi Twilight Bella'dan başkası değil :( Hemen kınamayın canım, siz sanki çok şeysiniz... 

AUSTENZEDE İLE İTİRAF MOLASI BİTTİ

Yine 2 cümle ile geçebileceğim giriş kısmı Manas Destanı'na kafa tutma noktasına gelmiş, susayım.

-Toplantıya içinde 3 farklı kitap olabilecek güçteki olay örgüsünden bahsederek başladık.

-Kulüp üyelerimizin çoğunluğu kitaptan genel olarak hoşlanmadıklarından bahsettiler, az sayıdaki diğerleri ise kitabı çok beğendiklerinden.

-Kitabın konusuna geçmeden Bronte kardeşlerin hayatları ile ilgili teorilere de değinmeden edemedik.

-Uğultulu Tepeler'in de Gurur ve Önyargı gibi çeviri dünyasının gazabına uğrayan kitaplardan olduğunu fark etmemiz ise çok uzun sürmedi. Ölmeyen Aşk, Esen Tepe, Rüzgarlı Bayır ve nihayetinde Uğultulu Tepeler...

-Bu konuşmaların akabinde ben bir miktar gözlemci bakış açısıyla yazılan romanların arkasından ağır konuşmuş olabilirim ama kalbim temiz.

-Ve bir süre hikayeyi bize aktaran Nelly Dean hakkında komplo teorilerinde bulunduk ardından Lockwood'un hayatına hiç değinilmiyor oluşuna hayıflandık.

-6 dk kadar Bronte kardeşlerin keder, kasvet, karanlık sevgilerinden bahsettik.

-"Uğultulu Tepeler tutkulu bir aşkı mı yoksa bir takıntıyı mı anlatıyor" üzerinde bir müddet durduk ve bu ilişkinin aşk duygusundan fersah fersah uzakta olduğuna hemfikir olduk.

-Sonra kendimizi tutamayıp Linton'a anlam veremeyişimizi masaya yatırdık. Gerçekten iyi mi yoksa azıcık durgun zihinli (yazar burada hakarete varan söylemde bulunmamak için kendine hakim olmaya çalışıyor) mi olduğuna karar vermeye çalıştık.

-Catherine'in düşünce ve duygularını yargılayacak gibi olduksa da hemen onu bağışladık.

-Ve toplantımızda en çok vakti, gelenin gidenin hor gördüğü, kötü davrandığı, hayatın tüm yükünün olumsuzluklarının stresinin acısını çıkardığı Heathcliff'e ayırdık. Ben de bir miktar yüklenmiş olabilirim kendisine fakat;

My Dearest Heatchcliff,

Şahsi algılama. İnsan hep kendine kızınca zaman zaman yoruluyor. Arada olumsuz düşüncelerin hedefini şaşırtmak lazım. Helal et. Geline selam...

-Eserin yazıldığı dönem, yazarın yaşamı, yayımlandığı dönemde esere yapılan eleştiriler, kadın romancılar ve onların varlık mücadelesini de dönemin edebi bakış açısı ışığında ve Viktorya Dönemi gerçekliklerinden hareketle aramızda mütalaa etmeyi de unutmadık tabii. (Bilim desen var.)

-Söylememe gerek yok ama hadi adet yerini bulsun. Bay Darcy sevgimizden bahsetmeyi de ihmal etmedik tabii.

-Bir hafta sonu karantinasında daha bir araya gelmenin buruk sevinciyle toplantımızı sonlandırdık. Katılan herkese teşekkür ederim, katılamayanlar umarım "Bu harika, olağanüstü, muhteşem toplantıyı nasıl olur da kaçırırım!" diyerek yumruklarını duvarlara vurmamışlardır.

-Bir sonraki toplantıda konuşacağımız kitap George Elliot'ın Silas Marner'ı. 

Bekleniyorsunuuz!

Hadi görüşürüz.

Görüşür müyüz?

Görüşelim!

3 Mart 2021 Çarşamba

Jane Austen Kitap Kulübü #13 Watson Ailesi ve Sanditon

Ay kitap kulübü yazılarını nasıl yazıyordum. Vallahi unutmuşum. Nasıl yapıyorduk, nereden başlıyorduk, konuyu nerede aşırı doğal bir biçimde Bay Darcy'ye bağlıyorduk? Çığlıklar, yardım çığlıkları...

O zaman lafı hiç uzatmadan direkt konuya giriyorum. Sizce de Bay Darcy mükemmel biri değil mi? Tamam, kötü şaka.

Efendim öncelikle ilk Zoom toplantımız vatana millete hayırlı ve de uğurlu olsundur bence artık. Her ne kadar yüz yüze konuşup tartışmanın zevkini vermese de ulaşılabilirliği artırması açısından sevdim ben çevrimiçi kulüp toplantısını. Hem böylece Jane Austen övmediğimiz bir mecra kalmayana kadar kitap kulübü yapmış oluyoruz :D Bu arada Zoom'dan önce bir de Clubhouse'da deneme yayını yaptık. Orası da kitap kulüpleri için kullanışlı bir alan. Evet bu defa gerçekten konuya gelmeden önce daha önce Watson Ailesi ve Sanditon dizisini yazdığım yazıları okumak isterseniz üzerlerine tıklayarak yazılara cisimlenebilirsiniz, teşekkürler.




Kitap kulübü toplantımıza öncelikle Watson Ailesi'nden hiçbir şey anlamadan kitabın bitmesine karşı olan derin üzüntümüzü paylaşarak başladık. Roman devam etmiş olsaydı nasıl olurdu hayalleri de kurduktan hemen sonra koştur koştur Sanditon'a vardık. Bir müddet Jane Austen'in "modern" uyarlamaları hakkında atıp tuttuk. Dizide Jane Austen havası olmadığında hemfikir olmamızın ardından Lord Babbington'ı övüp göklere çıkardık. Ve maalesef ana karakter kızımıza azıcık gıcık olmak konusunda da konsessüs sağlamış bulunuverdik. Charlotte ve Sidney karakterleri arasında ise bir uyum hissedemediğimizi belirtmeden geçemedik. 2 dk kadar Sidney Parker cidden kötü biri mi'ye kafa yorduk. Denham kardeşler kafamızı karıştırırken, Lady Denham'ın korkutuculuğu karşısında şaşırmış bulunduk.  Mr. ve Mrs. Parker arasındaki güçlü bağ ise gözümüzden kalpler çıkmasına yardım ve yataklık etti. Biz de hazırda bekliyormuşuz açıkçası. Ve daha bir sürü şey.

Bir pazar karantinasında kitap kulübüyle bir araya gelip 2 saat boyunca Jane Austen konuşmak 2 hafta devam edebilme gücü verdi bana. Katılan herkese teşekkürler. 

Kitap kulübünde konuşacağımız bir sonraki kitabımız Dorian Gray'in Portresi. Çıkın çıkın gelin. Hadi görüşürüz. Görüşür müyüz? Görüşelim.

14 Şubat 2021 Pazar

Jane Austen Kitap Kulübü 13. Toplantı Bilgileri

Yok ya güzel olmaz dedim... bir araya gelemedikten sonra ne anlamı var ki dedim... virüs yakında biter zaten yine eskisi gibi toplanırız dedim... açık hava kitap kulübü yaparız n'olacak dedim... az kişiyle maskeli buluşuruz dedim ama kısıtlamalar benimle aynı fikirde değilmiş :( Pes ediyor ve ilk zoom toplantımızı duyurmak üzere bu yazıyı yazıyorum. 

Bu akşam Clubhouse'da da bir kulüp toplantısı deneme yayını da yaptık, kitap kulübü için kullanışlı bir uygulama fakat henüz uygulamaya herkes erişemediği için o seçeneği şimdilik rafa kaldırdık.



Gelelim Zoom toplantımızın ayrıntılarına. Bu toplantıda Sanditon dizisinden ve Jane Austen'in yarım kalmış romanı Watson Ailesi'nden konuşacağız. Dizi 1 sezon ve 8 bölüm bir solukta izleniyor. Kitap ise 72 sayfa. Bu karantina günlerinde buluşup Mr. Darcy öv... pardon Jane Austen eserlerinden ve bu eserlerin günümüze uyarlanış biçiminden, politik doğruculuk ışığında Regency döneminin özelliklerinin revize edilişinden ve yarım kalmış romanların okuyucuda bıraktığı etkilerden konuşmak isterseniz kitap kulübüne bekleniyorsunuz. Zoom linki için bana Instagram ya da Twitter hesabımdan ulaşabilirsiniz.

Instagram: austenzedee

Twitter: austenzede

 21 Şubat 2021 Pazar 19.30'da

Görüşürüz.

Görüşür müyüz?

Görüşelim!

2 Ocak 2021 Cumartesi

Aşk ve Gurur ve Kardan Adam Filmi

Bugün buraya mutlaka izleMEmeniz gereken bir film önermeye geldim. Hatta canını seven kaçsın! 


Tam uzun zamandır Jane Austen'le ilgili bir şeyler izlememiştim diye sevinirken film bitince de uzun zamandır Jane Austen'le ilgili bir şeyler izlememe döngümü kırmadığımı fark ettim. Diğer içinde Jane Austen geçen Hallmark yapımlarında olduğu gibi burada da isimler haricinde hiçbir şey Austen'le alakalı değildi. Filmin orijinal adı Sense, Sensibilty and Snowmen olmasına rağmen bizimkiler zaten her şey daha ne kadar kötü olabilir ki diye düşünmüş olacaklar filmi Türkçeye Aşk ve Gurur ve Kardan Adam olarak çevirmişler. Ben de durur muyum zaten daha ne kadar kötü olabilir ki diyerek bir de filmi Türkçe dublajlı izledim. Yazının başından beri yokuş aşağı yuvarlanıyoruz farkında mısınız? Neyse gelelim filme.

Filmin konusu ile Sense and Sensibility arasında pek benzerlik yoktu. Filmi Jane Austen'den bağımsız değerlendirdiğimizde yılbaşı temalı çerezlik tatlı bir film de diyebilirdik. Ama biri bana açıklayabilir mi lütfen ya durduk yerde Sense and Sensibility diyerek niye bizi heyecanlandırıyorsunuz? Bak, karakter ismi bulmakta mı zorlanıyorsunuz açık açık konuşalım ya utanmayın her şey insanlar için eğer öyleyse biz aramızda toplaşıp isim buluruz size ne olacak, elimize mi yapışır sonuçta hiç! 

Ayrıca bir şeyi daha merak ediyorum. Bu kadar donuk, duygusuz ve insanın içine üşüten filmler yapmayı nasıl başarıyorlar? Korkutucu bir duygusuzluk. Ya kadın oyuncuların hiç kımıldamayan saç dalgaları gece rüyalarıma girerse diye çok korktum. Elimi tutun rica ederim. Hele o kalıp gibi makyajlar Allahım sana geliyorum müsait misin? Karakter depresyona girince bile bozulmadı o eyeliner. Ben en ufak bir kriz anında bile kendimden geçiyorum. "Hasta mısın?" soruları havalarda uçuşuyor.

Filmin konusu haricinde her şeyden bahsettiğime göre film dışı bir şeyden daha bahsedip yazıma son veriyorum.

Filmde eserin aslından bağımsız pek çok şey vardı ama ben bir şeyi kabullenemedim. O nasıl Edward arkadaşlar! Ya hayır ya bana bu yaştan sonra Edward övdüremezsiniz kabul etmiyorum. Fakat o nasıl bir çene hattıydı. 

Aa oturmuşum burada ciddi ciddi Edward övüyorum benim yazıyı bitirme vaktim çoktan gelmiş dostlarım. Hadi görüşürüz.

5 Temmuz 2020 Pazar

Jane Austen Kitap Kulübü #11 Çalıkuşu

Hayatımıza bir anda giren Covid-19 tabir ettiğimiz musibet marifetiyle yaklaşık 4 aydır Jane Austen Kitap Kulübü'nü yapamıyorduk. Bu süreçte anksiyetem ve obsesyonlarımla kitap tartışmak, iç konuşmalarımda lafı Bay Darcy'ye getirmek suretiyle kitap kulübünü yad etmek mecburiyetinde kaldım. Ve yeni normalde bu pek de normal olmayan gidişatıma dur demek için bir adım attım. 

Jane Austen Kitap Kulübü'nü el birliği ile Açık Hava Kitap Kulübü'ne çevirdik. 30 Haziran Salı günü 19.00'da Maçka Parkı'nda Çalıkuşu tartışmak üzere buluştuk. Konuştuklarımıza geçmeden önce pandemide bile gelip benimle kitap tartışan değerli üyelerimize teşekkür ederim. 

Kayıtlarıma göre Çalıkuşu -çocuk kitaplarını saymazsak- benim hayatımda okuduğum 28. kitapmış ve şöyle not düşmüşüm: Hayatımda okuduğum en güzel kitaptı! (ne çok kitap dedim). Sence de biraz acele karar vermemiş misin Austenzedeciğim, sadece soruyorum. Kulüp üyelerinin de ilk okudukları romanlar arasındaymış aynı zamanda Çalıkuşu.


Öncelikle Google marifetiyle yazarı ve kitabın yazıldığı dönemi şöyle bir araştırdık. Evet bunu önceden yapmamız gerekiyordu ama affedin. Jane Austen gibi etraflıca bildiğimiz bir yazardan yeni çıktık düşüncelerimizi, bilgilerimizi nereye koyacağımızı şaşırıyoruz.


(Her şey kitap kulübünün yüksek yararı ve sağlığı için.)

Eserde üzerinde durulması gereken pek çok önemli konu vardı. Biz İhsan'a acıyarak kitap tartışmamıza giriş yaptık. Ve devamında bütün erkek karakterleri enine boyuna inceleyip yine İhsan'ın hakkının yenmesine kızarken buluverdik kendimizi. E oradan da bir Bay Darcy'ye uğramadan edemedik tabii. Onu da şöyle bir övüp göklere çıkardıktan sonra Feride'yi konuşmaya başladık.

Günümüz şartları ile Feride'ninkileri karşılaştırıp içimizdeki "Feridelikleri" masaya yatırdık. 

Ardından bir 10 dk kadar da Kamran yerdik ama çok da üzerine gitmedik.

Erkek bir yazarın kadın bir karakteri nasıl bu kadar iyi anlatabildiğine şaşırdık.

Çalıkuşu'nun kelime dağarcığımıza katkılarını konuştuk. Mamafih, lakırdı gibi kelimeleri ilk okuyuşlarımızı hatırladık.

"Şşt küçük hanım!" sahnesinin hepimizin rüyasına hiç yoktan bir kere girdiği konusunda hemfikir olduk. Ve konuşmamızın ardından gelen 3 dk boyunca o ses kafamızda yankılandı.

Feride'nin yaramazlıklarını, bastırdığı duyguların dışa vurumu ve kendine acınmasını istememe olarak yorumladık. (Kişisel geçmişindeki tek yaramazlığı kapı kollarına bıçakla lale çizmek olan birisi olarak iddialı bir cümle kurdum ama idare ediverin :D)


Eserim...(5 yaş)

Hazır duygulardan laf açılmışken Feride'nin "Nişanlım" dediği için Kamran'ın ağzına vurmasından hareketle sevgi gösterme biçimlerinin herkeste farklı olduğunda hemfikir olduk ve Feride'nin kimse tarafından anlaşılamadığını düşündük.

Ardından bir 10 dk kadar daha Kamran'ı ve "sarı çiçek romanını" baştan sona yerdik.

Aşk acısından kendini Anadolu'ya vuran favori karakterler listemizde birinci sıraya Feride'yi ikinci sıraya ise Hatırla Sevgili Ahmet'i yerleştirdik. Bu sırada Hatırla Sevgili'yi izlemeyenleri hafifçe sosyal dışlanmaya maruz bırakır gibi olduk ve "Ah Necdet!" demekten de kendimizi alamadık.

Dizisi/filmi olan her eser gibi bunun da oyuncu seçimlerini yorumladık, kitaptaki bütün sarışın karakterlerin dizide esmer olmasına şaşırdık ve kendimize göre bir cast seçimi yaptık. Oy birliğiyle Kamran'ı Boran Kuzum'a yakıştırdık. 

Kitapta çizilen Anadolu resmini konuştuk ve Anadolu'ya gerçeğin gözünden bir bakış attık.

Hatice Hanım'ın ölümü çocuklara anlatmasını ölümün ısrarla göz ardı edilmeye çalışıldığı günümüz gerçekliği ışığında değerlendirdik. 

Kitabın -bendeki baskısının- 383 ve 384. sayfalarını yüksek sesle okuduk. (Bu kısmı her okuduğumda Feride'nin duygularını apaçık anlatışı kendini yargılaması, tartması beni mest ediyor.)

Bir ara Kamran bu kadar sevdiyse neden hemen gidip evlendi bir de çocuk yaptı diye yükseldiğimizi hatırlıyor gibiyim ama Allah'tan çabuk sönüyoruz.

Kitaptaki Feride karakteriyle TRT yapımı dizideki değişim elçisi görevini üstlenmiş gibi olan Feride karakterini karşılaştırdık. Karakterleri kendileri yapan ana özelliklerin değiştirilmesine biraz ağır konuştuk.

Miralay Hayrullah Bey karakteri hepimizden tam not aldığı için onu alkışlarla uğurladık.

Ve son olarak Müjgan olmasaydı bu hikayeden hiçbir şey olmayacağı kanaatine vardık. Herkese hayatta bir Müjgan lazım demek doğru mu bilmem ama lazım galiba ya :(

Son olarak dedim ama kalkmadan bir kez daha İhsan'a üzülüp öyle ayrıldık.

İnsan görmeden karantinada geçirdiğimiz hayatlarımıza açık havada oturup konuşmak çok iyi geldi. Şahsen ben diyalog kurmayı neredeyse unutur gibi olmuştum. Sosyalleşmek de bisiklete binmek gibiymiş adımımızı atınca hatırlayıverdik. Bunlar neçe eşsiz benzetmelerdir yahu sadece diyalog kurmayı değil yazı yazmayı da unutur gibi olmuşum :(


Metroya doğru yürürken yeterince Bay Darcy konuşmadığımızı düşündüğüm için konuyu yine oraya getirmeye çalıştımsa da muvaffak olamadım anlatacak o kadar çok şey birikmiş ki Bay Darcy'ye bile vakit ayıramadık. Neyse canım diğer toplantıda daha çok konuşuruz. (Nasıl ustalıkla(!) daha çok Bay Darcy konuşmak için sebep oluşturdum fark ettiniz değil mi? Bu benim zanaatım.)

Eğer olağanüstü bir durum olmazsa açık hava kitap kulübünü devam ettirmeye karar verdik ama şimdilik diğer toplantıda hangi kitabı konuşacağımız belli değil. Belli olunca buradan ve sosyal medya hesaplarımdan duyuracağım. Bir sonraki kitap kulübüne kadar hoşça kalın.

2 Mayıs 2020 Cumartesi

Mr. Darcy Eve Sığar


Her şey bu storyyi atmamla başladı. Sonra bu fikirden ilhamla bir Bay Darcy bulma uygulaması geliştirmekten kendimizi alamadık hem de gecenin dördünde sahuru beklerken. Allah bu ibadeti emrederken herhalde bizim iftarla sahur arasında böyle Mr. Darcy'li bir uygulama geliştireceğimizi tasarlamamıştır ama olsun. 

Büşra'yla hiçbir yere varmayacağını düşündüğümüz bir dm muhabbeti yaptığımızı sanıyorduk ama baktık vatana millete yararlı bir şeyler çıkıyor dm'de kalmasın dedik. İşte karşınızda Büşra'yla geliştirdiğimiz Mr. Darcy bulma uygulaması! (Ben uygulamaya Mr. Darcy Eve Sığar adını verdim ama isim önerilerine açığızdır)

Öncelikle uygulama kadın ve erkek kullanıcılar için farklı hizmetler sunsun diye düşündük. Bir erkek uygulamaya girdiğinde onu küçük bir test karşılıyor. Test soruları basit matematik problemleriyle başlıyor ve ardından çeşitli sorulara cevap verilmesi gerekiyor. Kullanıcının sorulara verdiği cevaplar onun yüzde kaç Darcy yüzde kaç Wickham vs. olduğunu gösteriyor. Sorulara örnekler şöyle;

Çok severseniz ne yaparsınız?
A) Sevgimden daha çok söz ederim (%100 Willoughby)
B) Sevgimden daha az söz ederim (%100 Mr. Knightley)
C) Hikayesine alev emojisi atarım (%100 Wickham)

Sevdiğiniz kızın kız kardeşi şerefsizin teki gibi biriyle kaçsa ne yaparsınız?
A) Her taşın altında onları arar keskin zekamla olası bir skandalın önüne geçer kimseye de benim yaptığımı söylemem (%100 Mr. Darcy)
B) Her taşın altında onları arar gibi yapar ama çok da şeyapmam 
C) İsteyen istediğini sevebilir bu beni ilgilendirmiyor sonuçta özgür bir dünyada yaşıyoruz  

Nasıl bir evlilik teklifi yapardınız?
A) Aile üyelerinden başlayarak sevdiğim kadının tüm tanıdıklarını içtenlikle yargılar ve küçümser ardından sevgimi itiraf ederim (%100 Mr. Darcy)
B) Sözüne güvendiğim arkadaşımla söyleyeceklerimi pravo ederim (%100 Bingley)
C) Yere gül yaprakları serer ve kemanc..(Thank you, next)

-Biri beni durdursun rica ederim aksi takdirde sabaha kadar soru yazacağım :( -

Zaten Jane Austen okuyan erkek sayısı bir elin parmaklarını geçmediği için kullanıcıların soruların doğru cevaplarını bilme olasılıkları da düşüyor ve akıllarıyla baş başa kalıyorlar ve sonuçların güvenilirliği artıyor.


Bir kadın uygulamaya girdiğinde ise öncelikle ne tür birini aradığını seçiyor. Mesela Mr. Darcy, Mr. Knightley gibi. Uygulama A kişisi %30 Darcy B kişisi %70 Knightley gibi bilgileri sizinle paylaşıyor. Bununla da kalmıyor mesela "Wickhamların yoğun olduğu riskli bölgedesiniz" gibi bildirimler de gönderiyor size ya da "hava yağışlı Willoughby'ler dışarıda olabilir düşmemeye dikkat buyurun" gibi.

Yalnız uygulamanın bi' küçük, ehemmiyetsiz, üzerinde durulmaya çok da gerek olmayan bir kusuru var ki ona bir çözüm geliştiremedik. Evet tahmin edebileceğiniz üzere o da Mr. Darcy'nin olmama, herkesin Wickham falan çıkma ihtimali işte.

Geçen bir youtuber Netflix'de dizi izleyince gününün verimli geçtiğini sanan insanlar var diye dalga geçiyordu. Netflix'de dizi izlemediğimiz zamanlarda bunlar oluyor işte herhalde dizi izleyince günümüzü verimli sayacağız :( Instagram detoksu yapmaya çalıştığım ve kendimi yerli yersiz telefonun galerisine boş bakarken yakaladığım şu günlerde lütfen artık üzerimize gelmeyin, youtuberlar! 

Bu aşırı harika, mükemmel, çığır açıcı uygulamayı geliştirmek için fikirleriniz varsa bizimle paylaşmaktan imtina etmeyin rica ederim.

Velhasılıkelam sevabına hayata geçirin şu uygulamayı beh hadi görüşürüz.



Uygulamayı geliştirme fikri: okurlardan gelen yoğun istek üzerine uygulamamızı bir tık daha ileri taşıyoruz. Yeni fikre göre kadın kullanıcılar da yüzde kaç Lizzy yüzde kaç Caroline olduklarını anladıkları bir teste giriyorlar ve test sonucunda Lydia olanın Darcy bulmasını engelliyoruz böylece (İç konuşma: İnşallah Lydia değilimdir de).


Ama şunu fark ettim ki uygulamayı indiren kadınların hepsi Jane Austen fan club olacağı için onlara nasıl soru hazırlardık bilemiyorum. Cebren ve hileyle kendimizi Elizabeth çıkarırız gibi geliyor bana. Psikologlar! bu noktada top sizde hadi görüşürüz.

14 Nisan 2020 Salı

Neden Jane Austen'i Yanlış Anlamakta Israr Ediyoruz?

Merhaba, Kalbimdeki Taht filminden geliyorum. Film tam karantina ruhuna uygun. Asla düşündürmüyor, üzmüyor ve mutlu son vadediyor. Ama film oldukça fazla Jane Austen barındırdığı için ben "düşünmeden" edemedim beni mazur görün.

Evet dostlarım sormak istiyorum. Neden Jane Austen'i yanlış anlamakta bu kadar ısrarcıyız?

Aşk ve Gurur (2005)'un afişinin tepesine "Yılın en iyi romantik komedisi" yazdıklarını gördüğümde de aynı soruyu sormuştum kendime. 

Aslında daha önce "Jane Austen Umutsuz Bir Romantik Mi?" diye yazı yazmıştım ama bu konu üzerine söyleyeceklerim bitmemiş bugün onu anladım filmi izleyince.

Filmde sürekli esas kızımızın Jane Austen'i çok çok sevdiğinden, çok "romantik" olduğundan, aşık olmak için bir "centilmen" beklediğinden dem vuruluyordu. Bir sahnede güzel bir manzaraya bakıp bunu da Jane Austen'le ilişkilendirdiler ki Jane Austen'in kitaplarında doğa betimlemelerinin çok olmamasının nedeninin Jane Austen'in doğayı pek de sevmemesi olduğu söylenir.

Jane Austen kendisinin romantiklik, centilmenlik ve doğa manzaralarıyla anıldığını görse üzülürdü herhalde. Jane Austen geleneğe saygılı, duyguların önemini bilen ama onları hayatın gerçekleriyle dengelemeyi tavsiye eden biriydi bence. Yaşadığı dönemde centilmen "gibi" davranmanın moda olması ve yaşadığı yerin de etkileyici manzaralara sahip olması onun seçimi değildi. 

Ama böyle düşünmemizin tek bir nedeni var. O da aşık olup evlenmenin mantıksız olduğunu aklımıza kazımaları. Aşık olmak gibi güçlü bir duygunun etkisi altında değilsen evlenmek mantıksız diyor işte kadın daha ne desin. Hala düşünebiliyorken evlenmek biraz şov olabilir mi acaba ya diyor. Ama biz ille de dramatize edeceğiz. Filmde kızımız gerçek aşk için kralı reddetti diye nasıl romantik oluyor benim aklım almıyor. 21. yy.'da bir kralı reddetmek realizmin öteki adıdır dostlarım. Hiç Crown izlememiş kadar hayalcisiniz. Bu çağda monarşi insana yükten başka bir şey getirmiyor vallahi ben Crown'ın yalancısıyım. 

Ouf Jane Austen'in savunuculuğunu yapmak bana kalmadı ama böyle filmler görünce üzülüyorum. Hem kadına hayran karakter yazıyorsunuz hem onu hiç anlamamışsınız. Şu karantina günlerinde çerezlik film izleyip mutlu olacaktım halbuki. Yine olmadı.

Not: Bu yetmezmiş gibi üstüne Aşk ve Gurur ve Ökse otu diye bir film daha izledim. İkincisinin yıkımı daha büyük oldu. Üstesinden gelmek için mecbur Aşk ve Gurur 2005'i yeniden izleyeceğiz, safi mecburiyet.

Not 2: Filmleri öneren Ece ve Elif'e teşekkürler :)

11 Nisan 2020 Cumartesi

Jane Austen'in Bitmemiş Bir Başka Romanı Watson Ailesi

Hiç kimse endişe etmesin Türkiye'yi Jane Austen'e boğarız!


Tam Jane Austen kitapları bitti ben şimdi kafamı neye takacağım diye üzülürken yeni uyarlama filmler çıkıyor, diziler çekiliyor, bitmemiş romanlar Türkçeye çevriliyor. Jane Austen endüstrisi çalışıyor dostlarım.

Yarım kalmış bir roman beni kötü bir romandan daha çok üzüyor. Hele bu bir Jane Austen romanıysa durum daha da vahim. İlk 100 sayfada zaten kim kimdi anca anlaşılıyor. Konuyu anlayayım falan derken insan en az 300 sayfaya ihtiyaç duyuyor. Ama Watson Ailesi ismiyle Türkçeye çevrilen The Watsons 70 sayfada kalıyor maalesef.

Aslında Jane Austen konuya hızlı bir giriş yapmış. Emma Watson isimli çok varlıklı olmayan ama zengin bir teyze yanında büyümüş kahramanımızın hayatta kalma macerasını anlatıyor kitap. Tam olaylar gelişecekken el elde baş başta kalıyoruz. Hikaye beni hemen çepeçevre sarmıştı oysaki. Tamam Jane Austen söz konusu olduğunda çok da objektif yorumlar yaptığım söylenemez ama gerçekten güzel bir başlangıçtı. 

Kitabı okuduktan sonra ya diğer romanlar yarım kalsaydı ne olurdu diye düşünmekten kendimi alamadım. Ya Bay Darcy'nin Elizabeth'in arkasından konuştuğu kısımda kesilseydi Gurur ve Önyargı! Aman Yarabbi ölene kadar Bay Darcy'den nefret ettiğim bir dünyayı hayal bile edemiyorum. Ya Wickham'ı mağdur, Willoughby'yi beyaz atlı prens, Bay Knightley'i duygusuz sansaydık ya Edward'ı güvenilmez bir ayran gönüllü san.. a pardon ben zaten onu hala öyle görüyorum.

Düşünsenize eğer diğer kitaplar hiç ummadığımız yerlerde bitseydi belki de Mrs. Bennet'ı Jane'i yağmurda at sırtında yemeğe gönderdi diye çocuk istismarıyla suçlayacaktık. Halbuki kadın sadece ileri görüşlü. Durun dalga dalga geliyor. Ya Lizzy'nin evlilik teklifini ilk reddedişinde yarıda kalsaydı kitap. Biri tansiyonumu ölçsün. Yepelek ruhum bu ihtimalleri kaldıramıyor. 

Ee sizin karantinanız nasıl geçiyor benim böyle...

Not: Kitabı okumamda emeği geçen pek değerli kulüp üyemiz Elif'e teşekkür ederim :)

Ya Bay Darcy'nin Jane zaten Bay Bingley'le parası için ilgileniyor sanıp Bay Bingley'i zorla Londra'ya götürdüğü yerde yarım kalsaydı Gurur ve Önya..

9 Nisan 2020 Perşembe

Jane Austen'in Yarım Kalmış Romanı Sanditon'ın Dizisi

Ben yalandan da olsa centilmenlik görmek istiyorum ya var mı! Kandırılmak istiyorum, toz pembe bir Jane Austen dünyası görmek istiyorum belki. Ama yok bayılıyorsunuz gerçeğin gözünden bakmaya. Bu tavrınızla sadece beni 2005 yapımı Gurur ve Önyargı izlemeye teşvik edebilirsiniz anca. Biraz sinirlendim ama geçti. Şimdi eski vakur, mantıklı, aklıselim halime dönebilirim. Teşekkürler.



Meğerse ben Jane Austen etkisini unutmuşum. Evli sandıklarım kardeş, kardeş sandıklarım evli çıkıyor. Heywood'lar, Parker'lar havada uçuşuyor. Hangisi soyadı hangisi yer adı başım dönüyor. Jane Austen okumaya yeni başladığım yıllara şöyle bir gittim geldim 8 bölüm boyunca.

Hangi sahne Jane Austen'in kalemi hangi sahne senarist marifeti bilememek küçük, tatlı anksiyete krizlerine sebebiyet vermedi desem yalan olur ama üstesinden geldim. Peki bu bir final miydi, 2. sezon gelecek mi, gelecekse ne zaman gelecek, bu kitabı hangi yüce gönüllü insan Türkçeye çevirecek, çevirecekse ne zaman çevirecek, bana bu soruların cevabını kim verecek?

Tamam sakinim.
Diziyi izleyenleri göreve çağırıyorum. Burada görev diziyi benimle tartışmak oluyor. İzleyen var mı ne düşünüyorsunuz çok merak ediyorum.

Sanditon, Jane Austen'in yarım kalmış bir romanı. Kitaba Jane Austen ilk başta The Brothers adını vermiş ama sonradan Sanditon olarak değiştirilmiş. 

Esas kızımızın adı Charlotte Heywood, esas oğlanımız ise Sidney Parker. Dizide Parker ailesinin Sanditon adlı sahil kasabasını popüler bir tatil yerine dönüştürme çabalarını izliyoruz. Denham ailesinin üyeleri arasındaki miras mücadelesi de anlatılan hikayeler arasında. Bunun yanında işçi kesimini temsilen Stringer ailesi de hikayede kendilerine yer buluyor. Miss Lambe kölelik düzeni eleştirisi için boy gösteriyor. Charlotte Heywood ise bu hikayelerin tamamen dışında ama çokça içinde bir karakter. 



Jane Austen'in olmazsa olmaz teması hayırlı kısmet savaşlarının olmadığını da düşünmediniz herhalde. Evlilik mücadelesinin en mütecaviz halini görüyoruz dizide.

Eserin Jane Austen'e ait olduğunu bilmesem asla ama asla anlamazdım. Kölelik eleştirisi, siyahi oyuncular, ensest, entrika... adeta bir pembe dizi gibiydi. Bir yerlerden İvo falan da çıksa asla şaşırmazdım. Kendimi tutamıyor ve diziye Jane Austen havasından yoksunluk teşhisi koyuyorum.

Dizi janeaustenvari değildi ama dans sahnesi muntazamdı. Herkesçe bilinen bir gerçektir dans sahnesi etkileyici olan dönem dizisinin kendisinin de güzel olacağı! Tamam bunu az önce ben uydurdum ama neden olmasın.




Lord Babington karakterine de bir paragraf ayırmak istiyorum müsaade ederseniz. Ben Bay Darcy'nin bile gerçek olacağına inanırım ama Lord Babington'ın gerçek olabilme ihtimaline hiçbir güç beni inandıramaz. Jane Austen yine acımamış dostlarım. Spoiler olmasın diye fazla anlatamıyorum ama bundan sonra Lord Babington kutsalımdır bu böyle bilinsin, teşekkürler.



Evet gelelim Sidney Parker ve Charlotte Heywood'a. Ana karakterlerimizde Elizabeth-Darcy edası oldukça belirgindi. Bu beni üzdü çünkü birbiriyle anlaşamayan ve sürekli "didişen" çift olma özelliği sadece Lizzy ve Darcy'de cool duruyor. Diğer versiyonlar başkası adına utanmama neden oluyor sadece. Çünkü bu çok hassas bir denge bence. İnce işçilik olmadığında çiğ duruyor ve gülünç bir hal alıyor. Burada senaristin devreye girdiğine yemin edebilirim. Ayrıca Charlotte ve Sidney arasında geçen kişilik tahlili yapma sohbeti Lizzy ve Darcy'ye zimmetli değil mi ben mi yanlış biliyorum. Ya Jane Austen "bi şey" denedi ya da senarist başı sıkışınca yazarın diğer eserlerinden "ilham aldı". Başka nasıl düşünülür bilemiyorum.



Ama ben Sidney Parker'a ikna oldum arkadaşlar. Hatta görür görmez "geç şöyle otur diğer Jane Austen karakteri arkadaşlarının yanına baş köşeye" fElan diyesim geldi. Hem de hiç düşünmedim direkt dış görünüşünden yargıladım.




Her şeyi bir kenara bırakırsak ben alışmışım en ağır hakaretlerin bile altan altan sinsice söylenmesine. Dizinin bam bam bam tavrını sevemedim bir türlü. Hayır zekamızdan şüpheniz mi var nedir yani?

Özetle diziyi beğenir gibi oldum ama Jane Austen kategorisinde değerlendirmeye gönlüm razı olmuyor. Kitabı Türkçeye çevrilene kadar bekleyeceğiz el mecbur. 

-spoiler-

Charlotte'ın Sidney'ye "benim hakkımda kötü düşünmeyin" demesi ve Sidney'nin "hayır sizin hakkınızda kötü düşünmüyorum, sizin hakkınızda bir dakika bile düşünmedim" demesiyle yerle bir oldumsa da Charlotte "madem benim hakkımda düşünmüyorsunuz o zaman neden kaba olmak için bu kadar çaba harcıyorsunuz" dedi ve günü kurtardı. Hasret kalmıştık böyle Jane satırlarına.
Ama dizinin sonunu hafızamdan silmek istiyorum. Ben kafamda kendime göre harka bir son yazdım bile.

-spoiler bitti-

Not: Bu erkek bedeninin bir meta olarak kullanılmasını ne yapacağız yahu? Halbuki bize bir silindir şapka ve 19. yy. outfiti de yeterdi yani bu kadar çabaya gerek yoktu. Biz göl sahnesini savunacağız ama yine de siz bilirsiniz.



Not 2: Hangisi Jane hangisi senarist bilemediğimden tam sinirlenemiyorum ama Sidney ve Bay Darcy arasındaki benzerlikler sizce de aşırı değil miydi. Kitabı okuduktan sonra sinirlenip sinirlenmemeye karar vereceğim o zamana kadar şimdilik hoşça kalın.