3 Mart 2021 Çarşamba

Jane Austen Kitap Kulübü #13 Watson Ailesi ve Sanditon

Ay kitap kulübü yazılarını nasıl yazıyordum. Vallahi unutmuşum. Nasıl yapıyorduk, nereden başlıyorduk, konuyu nerede aşırı doğal bir biçimde Bay Darcy'ye bağlıyorduk? Çığlıklar, yardım çığlıkları...

O zaman lafı hiç uzatmadan direkt konuya giriyorum. Sizce de Bay Darcy mükemmel biri değil mi? Tamam, kötü şaka.

Efendim öncelikle ilk Zoom toplantımız vatana millete hayırlı ve de uğurlu olsundur bence artık. Her ne kadar yüz yüze konuşup tartışmanın zevkini vermese de ulaşılabilirliği artırması açısından sevdim ben çevrimiçi kulüp toplantısını. Hem böylece Jane Austen övmediğimiz bir mecra kalmayana kadar kitap kulübü yapmış oluyoruz :D Bu arada Zoom'dan önce bir de Clubhouse'da deneme yayını yaptık. Orası da kitap kulüpleri için kullanışlı bir alan. Evet bu defa gerçekten konuya gelmeden önce daha önce Watson Ailesi ve Sanditon dizisini yazdığım yazıları okumak isterseniz üzerlerine tıklayarak yazılara cisimlenebilirsiniz, teşekkürler.




Kitap kulübü toplantımıza öncelikle Watson Ailesi'nden hiçbir şey anlamadan kitabın bitmesine karşı olan derin üzüntümüzü paylaşarak başladık. Roman devam etmiş olsaydı nasıl olurdu hayalleri de kurduktan hemen sonra koştur koştur Sanditon'a vardık. Bir müddet Jane Austen'in "modern" uyarlamaları hakkında atıp tuttuk. Dizide Jane Austen havası olmadığında hemfikir olmamızın ardından Lord Babbington'ı övüp göklere çıkardık. Ve maalesef ana karakter kızımıza azıcık gıcık olmak konusunda da konsessüs sağlamış bulunuverdik. Charlotte ve Sidney karakterleri arasında ise bir uyum hissedemediğimizi belirtmeden geçemedik. 2 dk kadar Sidney Parker cidden kötü biri mi'ye kafa yorduk. Denham kardeşler kafamızı karıştırırken, Lady Denham'ın korkutuculuğu karşısında şaşırmış bulunduk.  Mr. ve Mrs. Parker arasındaki güçlü bağ ise gözümüzden kalpler çıkmasına yardım ve yataklık etti. Biz de hazırda bekliyormuşuz açıkçası. Ve daha bir sürü şey.

Bir pazar karantinasında kitap kulübüyle bir araya gelip 2 saat boyunca Jane Austen konuşmak 2 hafta devam edebilme gücü verdi bana. Katılan herkese teşekkürler. 

Kitap kulübünde konuşacağımız bir sonraki kitabımız Dorian Gray'in Portresi. Çıkın çıkın gelin. Hadi görüşürüz. Görüşür müyüz? Görüşelim.

14 Şubat 2021 Pazar

Jane Austen Kitap Kulübü 13. Toplantı Bilgileri

Yok ya güzel olmaz dedim... bir araya gelemedikten sonra ne anlamı var ki dedim... virüs yakında biter zaten yine eskisi gibi toplanırız dedim... açık hava kitap kulübü yaparız n'olacak dedim... az kişiyle maskeli buluşuruz dedim ama kısıtlamalar benimle aynı fikirde değilmiş :( Pes ediyor ve ilk zoom toplantımızı duyurmak üzere bu yazıyı yazıyorum. 

Bu akşam Clubhouse'da da bir kulüp toplantısı deneme yayını da yaptık, kitap kulübü için kullanışlı bir uygulama fakat henüz uygulamaya herkes erişemediği için o seçeneği şimdilik rafa kaldırdık.



Gelelim Zoom toplantımızın ayrıntılarına. Bu toplantıda Sanditon dizisinden ve Jane Austen'in yarım kalmış romanı Watson Ailesi'nden konuşacağız. Dizi 1 sezon ve 8 bölüm bir solukta izleniyor. Kitap ise 72 sayfa. Bu karantina günlerinde buluşup Mr. Darcy öv... pardon Jane Austen eserlerinden ve bu eserlerin günümüze uyarlanış biçiminden, politik doğruculuk ışığında Regency döneminin özelliklerinin revize edilişinden ve yarım kalmış romanların okuyucuda bıraktığı etkilerden konuşmak isterseniz kitap kulübüne bekleniyorsunuz. Zoom linki için bana Instagram ya da Twitter hesabımdan ulaşabilirsiniz.

Instagram: austenzedee

Twitter: austenzede

 21 Şubat 2021 Pazar 19.30'da

Görüşürüz.

Görüşür müyüz?

Görüşelim!

13 Şubat 2021 Cumartesi

Tartışma Sanatının İncelikleri - Schopenhauer

Bir önceki iş yerimde müdürümüz zannediyorum bu dünyaya sadece tartışma çıkartmak için gelmişti. Girdiği tartışmalar o kadar saçma konularda olurdu ki içimden değer mi ulan değer mi diye yumruklarımı sıkar dışarıdan anlıyormuş gibi kafa sallardım. Bazen bu tartışmalar o kadar uzardı ki zihnimde 2005 yapımı Aşk ve Gurur'u baştan sona oynatırdım. Müdür ise haklı çıkana kadar değil karşısındaki kişi delirip "tamam bundan sonra seninle gireceğimiz bütün tartışmalarda da haklı sensin" kıvamına gelene kadar devam ederdi. Ben hep uzaktan gözlemleyen taraf olduğum için iki kere yıpranırdım. Nadiren benimle de tartışmaya girişmeye çalışır ilk dakikadan savını kabul ettiğim için morali bozulurdu. Sonra işten çıktı da yeni çalışma arkadaşlarının sinir sistemlerine baş sağlığı dileyerek uğurladık kendisini. Velhasılıkelam yazar burada tartışmaktan zevk alan insanları asla anlayamadığını anlatmaya çalışıyor.



Hal böyleyken kendisiyle girdiği tartışmaları bile kaybeden biri olarak bu kitabı görünce mutlaka okumalıyım dedim. Çeviriden kaynaklı olduğunu düşündüğüm birtakım anlama güçlükleri yaşasam da kitabı kısa sürede okudum. Ve anladım ki cidden girdiğiniz en ufak bir tartışmayı bile kazanmanızda haklı olmanızın hiçbir payı bulunmuyor. Sadece bu işin kurallarını bilmek gerekiyor. Kitapta birçok teknikten bahsediliyor ama anladığım kadarıyla bir tartışmayı kazanmak istiyorsanız konuya değil karşınızdaki insana yönelerek onun açıklarını bulmak zorundasınız. Muhtemelen üç gün sonra hatırlamayacağım bu teknikleri öğrendiğim için yine de mutluyum. En azından artık sadece kaybetmeyeceğim neden kaybettiğimi anlamlandırabileceğim de :D

Kimler okumasın: her duruma karşı "aman tatsızlık çıkmasın" tavrında olanlar

Kimler okusun: kendisiyle girdiği tartışmaları bile kaybetmekten yorulanlar.

Bu sefer tek bir satırın altını çizmişim

- Söz denilen şeyin itibarı öylesine tükendi ki artık insanlar boşa da doluya da "benim karnım tok!" deyip boş geçiyorlar. 9

2 Şubat 2021 Salı

Simyacı - Paulo Coelho

 Merhaba!

Geçen yıl düzenli olarak okuduğum kitapların incelemelerini yazıyordum ama yıl sonuna doğru birtakım teknik aksaklıklardan (mental breakdown) ötürü bunu devam ettirememiştim. Bu sene yeniden başlama kararı aldım. Bu yıl "Sadece Jane Austen Okumuyorum" yazı dizisiyle blogumda online olmayı düşlüyor sizlerin de benimle blogumda online olmanızı temenni ediyor ve yazıya geçiş yapıyorum.



Yine geçen yıl son aylardaki teknik aksaklıklardan (mental breakdown) ötürü kitap okuma işini de biraz savsaklamıştım. Tekrardan kitap okumaya dönüşüm için yaptığım kitap seçimi yerli yerindeymiş kitabı bitirdikten sonra daha iyi anladım.

Bazı klişe cümlelerin aslında ne anlam ifade ettiğini ilk fark ettiğiniz anı hatırlıyor musunuz? Ben özellikle birkaç yıldır bazı cümlelerin kilitlerinin çıt diye açılma seslerini duyuyor gibi hissediyorum. Mesela "Hayat zordur"un kilidi 23 yaşımda açıldı bende. Bilmiyorum siz de yaşadınız mı hiç benzer bir şey. Ergenlik dönemi IMDB puanı ortalama 6 olan romantik komedi filmleri izleyerek geçen biri olarak gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki "Yüreğinin sesini dinle"yi duymaktan tüm varlığımla tiksinmiştim artık. Cümle bende göz devirme isteğinden başka bir his uyandırmıyordu. Bu cümlenin kilit açılma sesini duymam ise 25 yaşımın başlarına tekabül ediyor. Simyacı'da da yüreğinin sesini dinlemek önemli bir yere sahip olduğu için iyi ki bu yaşa kadar beklemişim bu kitabı okumak için demekten kendimi alamadım.

Kitap özetle hayatı nasıl yaşayacağımızı bulabilmek için yüreğimizi rehber edinmemizin önemini anlatıyor. Kitap incelemelerinde yazarlar karakterleri ve olayları sadece araç olarak kullandıkları zaman bunlardan bahsetmek içimden gelmiyor. Bir durdum şu an. Kitap incelemesi yazıp kitaptan bahsetmememe alınmıyorsunuzdur inşallah bu da böyle bir tarz :D

Kitabı okurken ne için yaşıyoruz, hayatımızın kontrolü kimde, ne zaman gitmeli, ne zaman durmalıyız gibi bir sürü soruyla mücadele ettim ve etmeye de devam ediyorum. Kitap bir süre daha zihnimde misafir olacak anladığım kadarıyla. Hala kitaptan bahsetmememe ne diyorsunuz? 

Peki bu kitabı

Kimler okumasın: hayat üzerine düşünmeye üşenirim ben şimdi yormasanız mı beni acaba diyenler.

Kimler okusun: bu zorlu hayat yolculuğunda elimden bir kitap tutuversin yalnız hissetmeyeyim diyenler.

Altı çizili satırlar:

- Basit şeyler en olağanüstü şeylerdir ve yalnızca bilginler anlayabilir bunları. 31

- Belki de Tanrı çölü, insanlar hurma ağaçlarını görünce sevinsinler diye yarattı. 109

- Gözümüzün önünde büyük hazineler olduğu zaman asla göremeyiz onları. Peki neden bilir misin? Çünkü insanlar hazineye inanmazlar. 157

- Umutsuzluğa teslim olma... Yoksa yüreğinle konuşmana engel olur. 163

3 Ocak 2021 Pazar

2020 Muhasebesi

Merhaba, aslında bu yıl bir yıl sonu raporu yazısı yazmayacaktım. İçimden yeni yıla dair cümle kurmak bile gelmedi malum sebeplerden ötürü. Aa galiba 2020'ye trip atıyorum ben. Kendisini okumayı çok sevdiğim bir blog yazarı beni 2020 yıl sonu raporu yazısına mimleyince dayanamayıp yine bir yazı yazmak istedim. Hem mim sorularını cevaplayacağım hem biraz 2020'den bahsedeceğim ama pandemiden o kadar sıkıldım ki ona pek değinmeyeceğimi şimdiden bildirir küçüklere gözlerimle gülümser büyükleri ellerimle selamlarım. Şule Uzundere'nin yazısına da şuradan ulaşabilirsiniz. 2019 Muhasebesi yazıma ise buradan ulaşabilirsiniz.

Öncelikle geçen yıl kendime koyduğum hedeflere bir bakalım ne kadarını başarabilmişim.

Yeni yıl hedefleri

1- Yeni tanıştığın bir kişiyi üçüncü saniyede idealize etme

Bu hedefi gerçekleştirdim. Artık üçüncü dakikayı bekliyorum idealize etmek için.

2- Biraz da başkalarından nefret et

:(

3- Kendine verdiğin sözleri tutma

Bunu belli ölçüde gerçekleştirdim çok mutluyum. Kendime söz versem de canım yapmak istemiyorsa yapmadım bazı şeyleri.

4- Gerçekten elzem değilse erken uyanma

Buna kocaman bir tik atabiliriz. Bu yıl en çok uyuduğum yıl oldu.

5- 'Düşene ve tişörtünü ters giyene' de gül

:(

6- Olumsuz bir durumla karşılaştığında hemen nedenini sorgulama sadece üzül

:(

7- Konuşmaya üşenme

:(

8- Para biriktirme

:(

9- Hiçbir akademik faaliyete girme

Yüksek lisans tezim bitmemeye ant içmiş, yere diz vurmuş öyle bir kararlılık!

10- Ciddiye alma

:(

Evet sonuca baktığımızda 10 hedeften 3'ünü gerçekleştirebilmişim. Baya iyiyim. Bu yıl kendime tek hedef koyuyorum. "Kalbini kırma". Hadi bakalım hodri meydan 2021!

Bu yıl aslında çok fazla boş vaktimiz olmasına rağmen benim için verimli geçen bir yıl olmadı. Toplamda 32 kitap, 44 film, 13 dizi, 1 sinema :(, 3 konser, 1 stand up gösterisi, 4 kitap kulübü toplantısıyla yılı kapatmışım. Yeni yılda okuduğum, izlediğim, deneyimlediğim her şeyden daha çok zevk almayı diliyorum ve bütün bunları yapabilmek için sağlam bir ruh hali. Çünkü bu yıl ruh halimin en çalkantılı yılıydı. Elime fırsat geçince kendimi ne kadar üzebileceğimi öğrendim ve kendime izin verdiğimde gözümü korkutan şeylerin aslında çok da zor olmadığını. Ve son olarak yeni yılda kendime devam edebilme gücü diliyorum. Muhasebemizi yaptığımıza göre mim sorularına geçebiliriz.


1- 2020 senin açından nasıl geçti?

2020 duygu yaşımı 3'ten 5'e yükselttiğim bir yıl oldu diyebilirim. Bu yıl duygularımla sınandığım bir yıl oldu aynı zamanda.

2- Yıl boyunca yapmayı en çok özlediğin şey?

Dümdüz bir cevabım var: Kalabalıklara karışmak.

3- Biraz da olumlu yönden bakalım. 2020'de güzel geçtiğine inandığın ve 2020 şu yönden uğurlu geldi dediğin bir durumla karşılaştın mı?

Bu yıl en yakın arkadaşımla ilişkimizi güçlendirdiğimiz bir yıl oldu. Pandemiden önce birbirimizi fazla aramadığımızı daha az mesajlaştığımızı fark ettik. 

4- Karantina süresinde veya bulabildiğin boş vakitlerde kendine zaman ayırabildin mi? Ayırdıysan neler yaptın? (Örneğin yeni bir hobi edinme, önceki alışkanlıklara daha çok vakit ayırabilme vb.)

Bu yıl uzun zamandır hayalini kurduğum bir şeyi gerçekleştirdim ve kanun çalmayı öğrenmeye başladım. Şu an hali hazırda yalnızca 3 şarkı çalabiliyor olsam da çalmaya çalışırken bile çok mutlu oluyorum. Umarım yeni yılda kendimi bu alanda daha da geliştirebilirim.

5- Son olarak 2021 yılından beklediklerin neler?

Aslında yukarıda biraz bahsetmiştim. 2021 2020'yi aratmasın o yeter, bir de Netflix Bridgerton'un diğer sezonlarını bir an önce yayınlasın, bir de kitap kulübü toplantılarımıza devam edebilelim, bir de yaşayabilelim, bi.. bu liste uzuyor tutamıyorum, hadi görüşürüz.

2 Ocak 2021 Cumartesi

Aşk ve Gurur ve Kardan Adam Filmi

Bugün buraya mutlaka izleMEmeniz gereken bir film önermeye geldim. Hatta canını seven kaçsın! 


Tam uzun zamandır Jane Austen'le ilgili bir şeyler izlememiştim diye sevinirken film bitince de uzun zamandır Jane Austen'le ilgili bir şeyler izlememe döngümü kırmadığımı fark ettim. Diğer içinde Jane Austen geçen Hallmark yapımlarında olduğu gibi burada da isimler haricinde hiçbir şey Austen'le alakalı değildi. Filmin orijinal adı Sense, Sensibilty and Snowmen olmasına rağmen bizimkiler zaten her şey daha ne kadar kötü olabilir ki diye düşünmüş olacaklar filmi Türkçeye Aşk ve Gurur ve Kardan Adam olarak çevirmişler. Ben de durur muyum zaten daha ne kadar kötü olabilir ki diyerek bir de filmi Türkçe dublajlı izledim. Yazının başından beri yokuş aşağı yuvarlanıyoruz farkında mısınız? Neyse gelelim filme.

Filmin konusu ile Sense and Sensibility arasında pek benzerlik yoktu. Filmi Jane Austen'den bağımsız değerlendirdiğimizde yılbaşı temalı çerezlik tatlı bir film de diyebilirdik. Ama biri bana açıklayabilir mi lütfen ya durduk yerde Sense and Sensibility diyerek niye bizi heyecanlandırıyorsunuz? Bak, karakter ismi bulmakta mı zorlanıyorsunuz açık açık konuşalım ya utanmayın her şey insanlar için eğer öyleyse biz aramızda toplaşıp isim buluruz size ne olacak, elimize mi yapışır sonuçta hiç! 

Ayrıca bir şeyi daha merak ediyorum. Bu kadar donuk, duygusuz ve insanın içine üşüten filmler yapmayı nasıl başarıyorlar? Korkutucu bir duygusuzluk. Ya kadın oyuncuların hiç kımıldamayan saç dalgaları gece rüyalarıma girerse diye çok korktum. Elimi tutun rica ederim. Hele o kalıp gibi makyajlar Allahım sana geliyorum müsait misin? Karakter depresyona girince bile bozulmadı o eyeliner. Ben en ufak bir kriz anında bile kendimden geçiyorum. "Hasta mısın?" soruları havalarda uçuşuyor.

Filmin konusu haricinde her şeyden bahsettiğime göre film dışı bir şeyden daha bahsedip yazıma son veriyorum.

Filmde eserin aslından bağımsız pek çok şey vardı ama ben bir şeyi kabullenemedim. O nasıl Edward arkadaşlar! Ya hayır ya bana bu yaştan sonra Edward övdüremezsiniz kabul etmiyorum. Fakat o nasıl bir çene hattıydı. 

Aa oturmuşum burada ciddi ciddi Edward övüyorum benim yazıyı bitirme vaktim çoktan gelmiş dostlarım. Hadi görüşürüz.

9 Aralık 2020 Çarşamba

Sadece Jane Austen Kitap Kulübü'ne Gitmiyorum #3 Büyükada Turu

Hiç kimse kusura bakmasın ama Büyükada deyince benim aklıma direkt Hatırla Sevgili dizisi geldiğinden arka planda Hatırla Sevgili Dizi Müzikleri çalma listesi açık. Bu arada sizce de Necdet'e çok haksızlık edilmedi mi? Var mısınız önümüzdeki iki saat boyunca Necdet mi yoksa Ahmet mi diye konuşmaya? Ben yokum. Çünkü bugün burada bir gezi yazısı yazacağız. Hadi başlayalım.



Boğaziçi Okumaları'nda Boğaziçi'nin şair ve yazarlarını Büyükada yolunda konuştuk. Bir besin kaynağı olarak kaosu tercih eden moderatörümüz her ne kadar şairlerin ve yazarların hayatlarının magazinsel yönlerine parmak basmaya çalışsa da ben aklıma "Sait Faik Abasıyanık öykülerini adalar vapurunda yazarmış" gibi romantik bilgiler getirerek yersiz duygusallaşmalara gark olmanın yollarını buldum dostlarım.

Geziye katılanlar da şair ve yazarlar hakkında bildiklerinden bahsettiler ve böylece vapurda Boğaziçi denince akla gelen en meşhur yazar ve şairlere imece usulüyle değinmiş olduk. 

Mina Urgan'ın kitabındaki tanınmış şair ve yazarlarla ilgili anılarını da konuştuk. Yahya Kemal'in öz bakım becerilerinde asgari koşulları sağlayamayışı en üzücü gibi olanıydı.

Sevgililerine olağanüstü şiir dizeleri yazarken bir yandan da sadakatsiz davranışlar sergilemekten geri durmayan şairlerden konu açıldığında Gurur ve Önyargı'daki şiir üzerine yapılan konuşmaları söyleyecek gibi oldumsa da kendimi tuttum. Ufak bir kutlamayı hak ediyor gibiyim ha ne dersiniz.

Vapur yolculuğumuz bitince gezimize Büyükada'da yürüyüşle devam ettik.

Geçtiğimiz her güzel eve methiyeler düzmekten kendimizi alamadık. Yüzümüzde maskelerle Aya Yorgi Tepesi'ne çıkarken bir ara bilincimizi kaybeder gibi olduksa da soğuk olmasını beklerken açtıkça açan hava ve manzara da övgülerimizden nasibini aldı. 

Aya Yorgi Tepesi'nde Hatırla Sevgili'de Işık karakterini canlandıran oyuncuyla karşılaşma sevincimi de elitlikten(!) ödün vermeyeceğiz diye içimde yaşayıverdim dostlarım. Ama gidip bi' "Yaşar bunları hiç hak etmedi be" demek isterdim yüzüne karşı da hadi neyse.

Güneş batarken "golden hour" tabir ettiğimiz anda Rum Yetimhanesi'ne vardık ve yapının tarihini dinledik.

Dear Golden Hour,

Her şeyi olduğundan daha şiirsel göstermek huyundan ne zaman vazgeçeceksin merak ediyorum.

Akrabalara selam.

Always yours

Austenzede

Yetimhaneden sonra dönüş yolculuğumuza başladık. Bitiriş konuşmasına başlamadan önce tam 8 (sekiz) kilometre yürüdüğümüzü bilmenizi isterim. Bakın 8, eyt.



Sokağa çıkma yasağı nedeniyle akşam 8'den önce evde olabilecek miyiz heyecanıyla vapur yolculuğumuza başladık. Ve bir ara neredeyse kartpostal olduğuna emin gibi olduğum manzaralar eşliğinde yolculuğumuzu tamamladık.

Ve bu dışarıda geçirdiğimiz son cumartesimizmiş bilmiyorduk :(



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...