çalıkuşu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çalıkuşu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Eylül 2020 Pazar

Refet - Fatma Aliye

 Merhaba,

Nasılsınız? Ben ara sıra gelen "Bu Covid-19 ne zaman bitecek?! (yumruğunu duvara vuruyor)" atakları dışında iyiyim. Sayın pandemi kitap kulübümüzün bir araya gelmesine müsaade buyurmadıkları için kendi kendimle kitap tartışmaya geldim. Istırap molamız bittiyse yazıya geçiyorum.



Refet'le geçtiğimiz aylarda bir kitap kulübü üyemizin haberdar etmesi sayesinde tanıştım. Çalıkuşu'na ilham olan kitap denince hemen okumak istedim. Türkçenin ilk kadın romancısı Fatma Aliye'nin yazdığı Refet, Türk edebiyatında yer alan ilk kadın öğretmen başkarakteriymiş. Bu nedenle sanırım insanlar Çalıkuşu'na ilham olduğunu düşünüyorlar kitabın. Bunun haricinde pek benzerlik yok diye düşünüyorum. Çalıkuşu'ndaki Feride karakteriyle Refet arasında ise kendi ayakları üzerinde durmak istemeleri ve mücadeleci ruhları yönünden bir benzerlik var bence. Roman, zorlu yaşam koşulları karşısında hayatta kalmaya çalışan genç bir kadını anlatıyor kısaca. Kitapla ilgili kafanızda bir çerçeve oluştuysa beni en çok etkileyen kısma değinmek istiyorum. Eğer en ufak bir spoiler bile yepelek ruhumu kötü etkiler, n'olur bu bahsi kapatalım diyorsanız bir sonraki bölümü atlamanızı salık veririm. Yok eğer bu okuma isteğimi artırabilir ancak diyorsanız devam edin rica ederim.

*SPOİLER*

Kitap genel olarak insanı delip geçiyor ama Refet'in kendi kendisiyle konuştuğu bir an vardı ki o sayfayı okuduktan sonra bir müddet kitabı elimden bırakmam gerekti. 

Refet güzel bir manzara karşısında çarpan kalbine karşı:

"Sen ne demek istiyorsun? Kendi varlığını bana bildirmek mi?.. Benim sana emrim, benim sana hükmüm bu değildir. Ben seni inkar ediyorum, kabul etmiyorum. Hükmetmek istiyorsan çık git, kendine layık bir vücut bul! Bu haraphane, bu gamhane sana mêkan olacak bir şey değildir. Nafile çırpınma! Ben yine seni inkar edeceğim. (Elini kalbinin üzerine bastırarak) Ben burada, bu miskin ve zavallı vücutta kanın akışına hizmet eden kalp dedikleri bir et parçasından başka bir şey tanımıyorum!"

Bu iç konuşma, kendine karşı acımasız olmanın ne demek olduğunu tahayyül bile edemeyenler için hiçbir şey ifade etmeyecektir şüphesiz. Ama bu hissin yakınından yöresinden geçmiş ve geçmekte olanlar için bir sızı olacağını hissediyorum. Acaba Refet, hayatının bir döneminde izinsiz çarpan bir kalbin güçsüzlük değil de güç göstergesi olduğunu,  hatta amaca doğru ilerlemede bir engel değil de destek mekanizması olduğunu, bunun yalnızca belirli kişilere bahşedilen bir ayrıcalık olması yerine herkese hak olduğunu öğrenmiş midir? Hala ara ara bu düşünce yakalıyor beni. Gerçi bunu öğrenmişse öğrenmenin tek başına yeterli olmadığını da anlamış olacaktır ki sanırım bu daha vahim. Duygusallık bir noktada yakamı bırakacak mısın merak ediyorum kardeşim. (BU COVID-19 NE ZAMAN BİTECEĞK?!(YUMRUĞUNU DUVARA VURUYOR!))

*SPOİLER BİTTİ*

Peki bu kitabı;

Kimler okumasın: Daha yaz dizilerinin bitecek olması fikrine alışamıyorum. Yaşama sevgisi ile dolup taşan insanları rahat bırakın rica ederim diyenler.

Kimler okusun: Çalıkuşu'na ilham olma düşüncesi bile beni heyecanlandırıyor, çelikten sinirlerim var ruhumda diyenler.

5 Temmuz 2020 Pazar

Jane Austen Kitap Kulübü #11 Çalıkuşu

Hayatımıza bir anda giren Covid-19 tabir ettiğimiz musibet marifetiyle yaklaşık 4 aydır Jane Austen Kitap Kulübü'nü yapamıyorduk. Bu süreçte anksiyetem ve obsesyonlarımla kitap tartışmak, iç konuşmalarımda lafı Bay Darcy'ye getirmek suretiyle kitap kulübünü yad etmek mecburiyetinde kaldım. Ve yeni normalde bu pek de normal olmayan gidişatıma dur demek için bir adım attım. 

Jane Austen Kitap Kulübü'nü el birliği ile Açık Hava Kitap Kulübü'ne çevirdik. 30 Haziran Salı günü 19.00'da Maçka Parkı'nda Çalıkuşu tartışmak üzere buluştuk. Konuştuklarımıza geçmeden önce pandemide bile gelip benimle kitap tartışan değerli üyelerimize teşekkür ederim. 

Kayıtlarıma göre Çalıkuşu -çocuk kitaplarını saymazsak- benim hayatımda okuduğum 28. kitapmış ve şöyle not düşmüşüm: Hayatımda okuduğum en güzel kitaptı! (ne çok kitap dedim). Sence de biraz acele karar vermemiş misin Austenzedeciğim, sadece soruyorum. Kulüp üyelerinin de ilk okudukları romanlar arasındaymış aynı zamanda Çalıkuşu.


Öncelikle Google marifetiyle yazarı ve kitabın yazıldığı dönemi şöyle bir araştırdık. Evet bunu önceden yapmamız gerekiyordu ama affedin. Jane Austen gibi etraflıca bildiğimiz bir yazardan yeni çıktık düşüncelerimizi, bilgilerimizi nereye koyacağımızı şaşırıyoruz.


(Her şey kitap kulübünün yüksek yararı ve sağlığı için.)

Eserde üzerinde durulması gereken pek çok önemli konu vardı. Biz İhsan'a acıyarak kitap tartışmamıza giriş yaptık. Ve devamında bütün erkek karakterleri enine boyuna inceleyip yine İhsan'ın hakkının yenmesine kızarken buluverdik kendimizi. E oradan da bir Bay Darcy'ye uğramadan edemedik tabii. Onu da şöyle bir övüp göklere çıkardıktan sonra Feride'yi konuşmaya başladık.

Günümüz şartları ile Feride'ninkileri karşılaştırıp içimizdeki "Feridelikleri" masaya yatırdık. 

Ardından bir 10 dk kadar da Kamran yerdik ama çok da üzerine gitmedik.

Erkek bir yazarın kadın bir karakteri nasıl bu kadar iyi anlatabildiğine şaşırdık.

Çalıkuşu'nun kelime dağarcığımıza katkılarını konuştuk. Mamafih, lakırdı gibi kelimeleri ilk okuyuşlarımızı hatırladık.

"Şşt küçük hanım!" sahnesinin hepimizin rüyasına hiç yoktan bir kere girdiği konusunda hemfikir olduk. Ve konuşmamızın ardından gelen 3 dk boyunca o ses kafamızda yankılandı.

Feride'nin yaramazlıklarını, bastırdığı duyguların dışa vurumu ve kendine acınmasını istememe olarak yorumladık. (Kişisel geçmişindeki tek yaramazlığı kapı kollarına bıçakla lale çizmek olan birisi olarak iddialı bir cümle kurdum ama idare ediverin :D)


Eserim...(5 yaş)

Hazır duygulardan laf açılmışken Feride'nin "Nişanlım" dediği için Kamran'ın ağzına vurmasından hareketle sevgi gösterme biçimlerinin herkeste farklı olduğunda hemfikir olduk ve Feride'nin kimse tarafından anlaşılamadığını düşündük.

Ardından bir 10 dk kadar daha Kamran'ı ve "sarı çiçek romanını" baştan sona yerdik.

Aşk acısından kendini Anadolu'ya vuran favori karakterler listemizde birinci sıraya Feride'yi ikinci sıraya ise Hatırla Sevgili Ahmet'i yerleştirdik. Bu sırada Hatırla Sevgili'yi izlemeyenleri hafifçe sosyal dışlanmaya maruz bırakır gibi olduk ve "Ah Necdet!" demekten de kendimizi alamadık.

Dizisi/filmi olan her eser gibi bunun da oyuncu seçimlerini yorumladık, kitaptaki bütün sarışın karakterlerin dizide esmer olmasına şaşırdık ve kendimize göre bir cast seçimi yaptık. Oy birliğiyle Kamran'ı Boran Kuzum'a yakıştırdık. 

Kitapta çizilen Anadolu resmini konuştuk ve Anadolu'ya gerçeğin gözünden bir bakış attık.

Hatice Hanım'ın ölümü çocuklara anlatmasını ölümün ısrarla göz ardı edilmeye çalışıldığı günümüz gerçekliği ışığında değerlendirdik. 

Kitabın -bendeki baskısının- 383 ve 384. sayfalarını yüksek sesle okuduk. (Bu kısmı her okuduğumda Feride'nin duygularını apaçık anlatışı kendini yargılaması, tartması beni mest ediyor.)

Bir ara Kamran bu kadar sevdiyse neden hemen gidip evlendi bir de çocuk yaptı diye yükseldiğimizi hatırlıyor gibiyim ama Allah'tan çabuk sönüyoruz.

Kitaptaki Feride karakteriyle TRT yapımı dizideki değişim elçisi görevini üstlenmiş gibi olan Feride karakterini karşılaştırdık. Karakterleri kendileri yapan ana özelliklerin değiştirilmesine biraz ağır konuştuk.

Miralay Hayrullah Bey karakteri hepimizden tam not aldığı için onu alkışlarla uğurladık.

Ve son olarak Müjgan olmasaydı bu hikayeden hiçbir şey olmayacağı kanaatine vardık. Herkese hayatta bir Müjgan lazım demek doğru mu bilmem ama lazım galiba ya :(

Son olarak dedim ama kalkmadan bir kez daha İhsan'a üzülüp öyle ayrıldık.

İnsan görmeden karantinada geçirdiğimiz hayatlarımıza açık havada oturup konuşmak çok iyi geldi. Şahsen ben diyalog kurmayı neredeyse unutur gibi olmuştum. Sosyalleşmek de bisiklete binmek gibiymiş adımımızı atınca hatırlayıverdik. Bunlar neçe eşsiz benzetmelerdir yahu sadece diyalog kurmayı değil yazı yazmayı da unutur gibi olmuşum :(


Metroya doğru yürürken yeterince Bay Darcy konuşmadığımızı düşündüğüm için konuyu yine oraya getirmeye çalıştımsa da muvaffak olamadım anlatacak o kadar çok şey birikmiş ki Bay Darcy'ye bile vakit ayıramadık. Neyse canım diğer toplantıda daha çok konuşuruz. (Nasıl ustalıkla(!) daha çok Bay Darcy konuşmak için sebep oluşturdum fark ettiniz değil mi? Bu benim zanaatım.)

Eğer olağanüstü bir durum olmazsa açık hava kitap kulübünü devam ettirmeye karar verdik ama şimdilik diğer toplantıda hangi kitabı konuşacağımız belli değil. Belli olunca buradan ve sosyal medya hesaplarımdan duyuracağım. Bir sonraki kitap kulübüne kadar hoşça kalın.