29 Kasım 2018 Perşembe

Jane Austen Bu mu Şu mu?

Bu aralar her şey o kadar ters gidiyor ki inşallah sebebi merkür retrosu falandır ya, ben değilimdir. Ben de dedim ki biraz eğleneyim eğlenmek benim de hakkım. Yani inşallah hakkımdır. Genellikle işsiz insanların payına düşen ev mobilyalarının sadık bekçiliği oluyor da o açıdan şeettim.

Daha önce bir Harry Potter bu mu şu mu yazısı yazmıştım ve yazarken çok eğlenmiştim. Sonra aklıma ne gelse beğenirsiniz? Tabii ki bu içeriği Jane Austen'e uyarlamak. Öyle demeyin sizi şaşırtamadığım için benim de içim buruk. Genellikle herkes Gurur ve Önyargı'ya aşina diye daha çok onunla ilgili olacak. Maksat sizin de işiniz görülsün. 

Karşınızda Jane Austen bu mu şu mu?


Hafif bir başlangıç yapalım. 

1.Darcy mi Bingley mi?
:)

2.Mary mi Lydia mi?
-Vallahi Mary. Wickham'a mavi üniformanın nasıl yakıştığını tartışacak motivasyon bende yok vallahi. Sonuç olarak ben hayattaki gayesi memur olmak olan bir insanım balolarda çılgınlar gibi eğlenemem başım kaldırmaz. 

3.Caroline ile 5 çayı mı Lady Catherine ile akşam yemeği mi?
-Lady Catherine. Son bir buçuk senedir günlük ortalama adım sayımın 98 olduğu düşünülürse Caroline kalk salonda tur atalım falan der ben de yüzüne boş bakarım adab-ı muaşerete ters düşer zannımca.

4.Wickham mı Collins mi?
-Wickham, sory not sory. En azından o yalan söyler biz de dizi gibi izleriz.

5.Lizzy mi Jane mi?
-Şu an depresif olduğum için herkesten nefret etme eğilimindeyim o sebeple Lizzy ile Bay Darcy'ye bile kin kusabilirim yani gibi gibi. 


6.Gardiner'larla doğa gezisi mi Charlotte'ta kalmaya gitmek mi?
-Charlotte'a kalmaya gitmek. Ülkece gezme eylemine fazlaca anlam yüklediğimizin farkındayım. Halk arasında evcimen tiplerin halı altına süprülmek istendiğinin de. Ama bize gelişi böyle vallahi kurtarmıyo.

7.Bay Darcy ile bir dans mı Bay Darcy'den bir mektup almak mı?
-Mektup. Hareket etmek ile ilgili görüşlerim yukarıda mevcuttur.

8.Subayların şehre gelmesi mi Bingley ve arkadaşlarının şehre gelmesi mi?
-Tüm bekar kızların geleceği düşünülecek olursa bir alay subay daha çok insanın yararına ola.. şaka şaka. BİNGLEY!

9.Sir William Lucas'dan tüm şehrin dedikodusunu almak mı Bay Bennet'la tüm şehrin aptallıklarına gülmek mi?
-Gülmek benim için iddialı bir eylem olur şimdi ben tatlı tatlı haber paylaşımını seçeyim.

10.En yakın arkadaşının Charlotte olması mı Jane olması mı?
-Charlotte. Vallahi de gerçekçiliği savunacağız! 


Şimdilik bu kadar...

Siz olsanız neleri seçerdiniz benimle paylaşın rica ederim. 

Bu yazıyı okuyan blog yazarları, sizleri soruları cevaplandırmaya davet etsem beni onurlandırır mısınız merak ediyorum. Cevaplarsanız haberdar etmeyi unutmayın!


Resimler Pinterest'den...





10 Kasım 2018 Cumartesi

Aşk ve Gurur ve Otobüs İnsanları

Sıradan bir insan bir otobüs yolculuğu süresi boyunca aklından neler geçirir? Lisedeyken "Biri otobüsteki teyzelere yıllar evvel demokrasiye geçtiğimizi söylemeli, daha koltuktan kalkmadan yerlerine kimin oturacağına karar veriyorlar!" diye bir tweet atmışım. Benim pek de faydalı şeyler düşünmediğim ortada. 
Geçenlerde 13.00'te başlayıp 17.00'de biten dersimden çıkıp otobüse kendimi attığım sırada son bir buçuk senedir her boş anımda düşünmemin mecburi olduğu şeyleri aklımdan sırayla geçirmekle yolculuğuma başladım. Bilirsiniz işte KPSS puanım niye düşük'le başlayan bir soğuk başlangıç, "ben neden iş bulamıyorum" ara sıcağıyla havaya girme, "galiba kendimden nefret ediyorum"la doyurucu bir ana yemek, "bu aralar neden bu kadar az kitap okuyorum"la tatmin edici bir tatlı ve ardından "bu otobüsler neden bu kadar kalabalık hiç yürümüyoruz kısa mesafeleri yürüsek böyle olmaz alışmışız hazıra cık cık cık"la kallavi fincanda bir kahveyle kapanış. 


Sonra 4 saat süren dersin etkisinden olacak -sürekli düşündüğümden değil yani- dedim ki kendi kendime acaba Gurur ve Önyargı karakterleri her gün otobüs kullanan insanlar olsalardı gerçek hayattaki hangi tiplere karşılık gelirlerdi. Hayatının 8 senesi her gün son iki senesinde de istisnalar olsa da sıklıkla otobüs kullanan bir insanın zihnine konuk oluyorsunuz sıkı tutunun!
Öncelikle kısaca otobüs tecrübelerimden bir demeç vermek isterim. Her gün otobüse binenler beni anlayacaktır, binmeyenlerin de şaşkınlıktan ağzı açık kalacaktır. Hadi yine iyisiniz bu blogda herkes kazanıyor!


Kural 1- Herkesçe bilinen bir gerçektir sizden önceki durakta inen insanları akılda tutmanın size oturacak bir yer bahşedeceği. 
Kural 2- Otobüsün orta sol kısmındaki uzun boru oturamayacağını kabullenenler ya da otursa da kaldırılacağını bilen gençler içindir. 
Kural 3- Oturma umudunu kaybetme! İnsanları gözlemle, hangisi daha varlıklı görünüyor ve en yakın lüks semtte iner hangisi son durağa gider kestirmeye çalış.
Kural 4- Eğer öğle saati otobüse biniyorsan ve tüm koltuklar boşsa sen yine de ters koltuğa otur çünkü öğle saatlerinin emekliler ve güne giden kadınlar için olduğunu herkes bilir!
Kural 5- Otobüs viraj alırken sen de aynı yöne doğru hafifçe kendini savur, sörf yapmak gibi. Tamam ben de hiç sörf yapmadım ama California'da geçen çok dizi izledim!
Kural 6- Eğer kapıdan tutunuyorsan kapı açıldığında kapıyla hareket et ve kapıya paralel dur aksi taktirde otobüse binen insanlar cağnım yerine kurulacaklardır.
Kuralları öğrendiğimize göre yazıya dökülüyorum akışa kaptırın.


Lizzy
Lizzy, ayakta da dursa otursa da kitap okuyan üniversiteli kız tipi olurdu kesin ama manzarası güzel bir yerden geçiyorsa da seyretmeden edemezdi bence.

Bay Darcy
Bay Darcy, kurallarda bahsettiğim otobüsün orta sol kısmındaki uzun sarı borudan tutunan ve kimseyle muhatap olmamaya özen gösteren beyaz yakalı olurdu kalıbımı basarım! Oturacak yer olsa da cool yapar göz ucuyla bile bakmazdı da!

Jane
Jane sürekli oturacak yer bulan şanslılardan olurdu ve otobüse çocuğuyla binen kadınların çocuklarını kucağına almayı teklif etmeden edemezdi bence. 

Bay Bingley
Hani bazen olur ya sürekli gülümseyen herkese yer veren kişi o Bingley olurdu muhakkak. Ama yer verdiği insanlar onu unutmaz kalkınca haber veren duyarlı kimseler olurlardı.

Kitty ve Lydia
Cevabı sizden de duyar gibiyim. "Şu şununla çıkıyomuş şu da şunu seviyomuş ama şu ona pek yüz vermiyomuş..." muhabbeti hiç bitmeyen liseli kızlar olurlardı tereddütsüz.

Mary
En arka cam kenarına oturan yüzü artık grileşmiş yol boyunca test çözen kız olurdu Mary :(

Caroline
Caroline otobüsün demirlerini peçeteyle tutan kadın olurdu. Her zaman onlardan bi tane bulunur istisnasız.

Georgiana
Keman kursundan (Aslında piyano yazacaktım ama piyano kursundan dönen insanlar otobüste olsa da bunu dış görünüşten anlayamayacağımız için keman dedim hemen üstüme gelmeyin) dönerken babasının işi çıktığı için bir kereliğine otobüse binen sarı uzun pırasa saçlı çelimsiz kız çocuğu olurdu bence. Şişme pembe montu gözümün önüne geldi bakın.


Lady Catherine de Bourgh
Otobüsün sağ tarafının en önünde oturan ve otobüsü yönetmeye çalışan banka emeklisi kadın olurdu kesin. "Camları kapatın camlar açık olunca klima işe yaramaz. Şu adamlar arkaya gitse bi! Orta hep boş. Yeni nesil gençler yaşlılara hiç yer vermiyolar ki kalk çocuğum şu çocuklu kadına yer ver! Şoför çok hızlı gidiyo beyaz masayı mı arasam (Şoförü duyabileceği yüksek sesle)"

Bayan Bennet
Önce zorla birini kaldırıp oturacak yer bulan sonra da herkese karışan sosyete pazarından yeni aldığı store perdeyi insanlara çarpan teyze olurdu muhakkak. "Kızım sen şuraya geç de adam da buraya otursun. Sen şuradan tutunsan şu kadın da buradan tutunsa az zamanda muasır medeniyetler seviyesi!"

Bay Bennet
Bay Bennet üstü başı paspal araba alacak kadar parası olduğu halde pratik olduğu için otobüs kullanan üniversite profesörü olurdu bence. Omzundan düştü düşecek kareli yün atkısını görür gibiyim otobüsten inerken de bir kitap düşürdü bakın.

Charlotte
Charlotte otobüse binmeden akbilini hazırlayan otobüse biner binmez de kulaklığını takan ama otobüsteki insanları de gözlemlemeyi ihmal etmeyen memur olurdu bence.

Bay Collins
Sürekli ek ders parası hesabı yapan lise öğretmeni olurdu bence. "Sınav gözetmenliğinden de şu kadar gelse akşamki ek işten de bu kadar..."

Wickham
Otobüse binince bile güneş gözlüğünü çıkarmayan ve sürekli Facebook'da dolaşan arada da ortaya 5 numaralı bakışını fırlatan etrafında parfümden bir bulut olan beyaz yakalı görünümlü kaldırım mühendisi olurdu kesin.

Bay Lucas
Otobüse biner binmez tanıdığı 2-3 kişiyi gören ve keyifli bir sohbete başlayan emekli amca olacağı su götürmez bir gerçek.

Bay ve Bayan Gardiner
Birlikte o hastane senin bu hastane benim gezen yaşlı Nişantaşlı çift olurlardı muhakkak. 


Sıradan bir otobüs yolculuğundaki zihnime konuk oldunuz, umarım sıkılmadınız, bir diğer yazıda bence görüşürüz.


İllüstrasyonlar Pinterest'den.

29 Ekim 2018 Pazartesi

Kitap Okumak Gibisi Yok!

Twitter'da insanların "İtiraf ediyorum, kitap okumak kadar eğlenceli bir şey yokmuş! İnsan kitap okumak dışında her şeyden çabucak sıkılıveriyor. Kendime ait bir ev sahibi olduğumda, şöyle muazzam bir kütüphane edinmeyi başaramazsam kahrolurum." sözünü paylaşıp kitap okumaya övgüler düzmesi bu aralar beni en eğlendiren şey şimdi yalan yok. Beni neden güldürüyor kısmına gelmezden önce bir girizgah yapayım da bu ne diyo yahu diye bana kızmayın sonra.


Ben satırların altını çizerek kitap okuma alışkanlığını 18'inci yaşımın sonlarına doğru kazandım. Öncesinde insanlar Jane Austen'den bir alıntı yaptıklarında e bunu Jane Austen dememiş ki Elizabeth Bennet demiş ya da işte ne biliyim Charlotte demiş diye içimden geçirmeden edemiyordum. Sonra dedim ki demek ki bu şekilde de düşünülebilir ben de yapayım. Çabuk ikna oluyorum ne var ne! İşin şakası şu an bunun saçma olduğunu düşündüğüm görüşe geri dönmüş bulunmaktayım, hemen hemen... 
Jane Austen'in sevmediği ya da dalga geçmek istediği yazarların kitaplarını romanlarındaki "kurnaz" karakterlerine övdürttüğü gibi pek çok örnek karşımda duruyorken bunu düşünmek de benim cahilliğim olsun artık kendime diyecek bir şey bulamıyorum. Oturayım sıfır. 
Yazının başındaki alıntıya dönecek olursak; bu cümle Caroline Bingley tarafından söyleniyor ve cevap olarak da kocaman bir sessizlikle karşılaşıyor ya da göz devirme belki omuz silkme artık orası hayal gücünüze kalmış. Gerçi ben Bay Darcy'nin yüzünden tüm kanın çekildiğine neredeyse emin gibiyim ama siz bilirsiniz. Son zamanlarda insanların bu cümleyi paylaşıp "aa ben" "bu kitapsever de kimmiş aa benmişim" "oha aynı sen" vs şeklinde tweetler attıklarını görüyorum. Eğer kitap okumadığı halde okumayı çok seviyormuş gibi davranan arkadaşlarını iğnelemek için bunu yapmıyorlarsa ya da kendilerine laf sokmak için (ki benden başka kendine laf sokan birileri var mı bilmiyorum ama bir şansımı deneyeyim dedim) Gurur ve Önyargı kitabını okurken dikkat göstermedikleri kesin! 
Jane Austen'in orada burada gördüğümüz biyografilerinde mizah anlayışından bahseden bir cümle mutlaka görüyoruz ama ben bazen çoğu şeyi anlayıp anlamadığımı bile bilmiyorum onu okurken. Tüm bu yazma serüveninde iyi eğlendiği kesin. Ayrıca o biyografilerde Jane Austen'in yazdıklarından esaslı bir "kazanç" elde etme dönemi için ölümünden sonrasını işaret ediyorlar ama bence çok iktisadi düşünüyorlar. Kendi kendini eğlendirebilmekten daha büyük bir kazanç var mı hayal edemiyorum. Gerçi benim hayal gücüm geniş de değildir ama galiba o benim şahsi problemim. 

Not: Bu arada insan kitap okumayı sevmesiyle neden -yüksek sesle :p (oha bu ifadeyi ilk defa kullandım)- gurur duyar ki! Bir keresinde lisede bir çocukla bir kız kavga ederken kız "Ben senin boyun kadar kitap okudum bi' kere!" demişti. Aşırı utanmıştım ben kendi adıma. Çocuk da 1.50'ydi gerçi, o da kızın problemi artık. Bana kalmıştı çünkü bu anıyı da sıkıştırıvereyim dedim. Muziplik tamamlandı.


resimler Pinterest'ten.

11 Ekim 2018 Perşembe

Romantik Olmak Neden Kötüdür?

Sen daha yeni Jane Austen'in kesinlikle bir "romantik" olmadığı ile ilgili upuzun bir yazı yazmadın mı şimdi bu ne başlık bu ne lahana turşusu derseniz size hak veririm, kendimi tutamam. Hemen kızmayın canım ben de şaşkınım önce o eli bi indirin öyle konuşalım.
Bilimsel Kitap Analizi ödevim için okuduğum Çocuk Hakları kitabında dikkatimi çeken bir şeyden bahsedeceğim beni dinleme zahmetine katlanırsanız eğer. Aslında şu an analizimi ödev şeklinde yazmam gerekiyor ama o "bilimsel" olduğu için şuracığa içimi dökeyim de oraya usturuplu bir şeyler yazayım diye geldim. Hoca ödevi beğenmezse bu yazının linkini gönderirim artık. 

Kitapta çocukların cinsellik hakları kısmında diyor ki erkekler cinselliği "göster amcalara" gerçekliğinde yaşarken cinsel yönü olduğu bile akıllara getirilmeyen kadınların payına bu duyguların ifadesinde romantizm ideolojisinden başka bir şey düşmemişti. Bu cümleleri okuyup geçmeye benim içim elvermedi durup düşünmemi emretti yazarın satırları. Sonra romantik olmayı, duygu dolu ağdalı cümleleri hafiften hor gören kendime biraz ağır konuştum içimden ama çok az. Akabinde bu düşünceleri öfke takip etti blocklayamıyorsun da! Sistemin acımasızlığı gözlerimi yaşartıyor. Önce yok say romantizmden başka açık kapı bırakma ya da romantizmin kapısının açılacağını tahmin edeme sonra romantizmin itibarını yerle yeksan et. Kız çocuklarını diri diri toprağa gömmenin tarihin karanlık sayfalarında kaldığına inanıyoruz ben ona üzülüyorum. 

Hani böyle bir dedikodu duyarsın da sonra anlamsız bazı davranışlar zihninde canlanır ve taşlar yerine oturur ya aynen öyle oldu bende de. Bu zamana kadar izlediğim dizilerde filmlerde, okuduğum kitaplarda, dinlediğim insanlarda, zihnimden geçen düşüncelerde... O hor görme, küçümseme her yerdeydi. Pembik yeni gelinlerle dalga geçerken bile kendi ayağımıza çelme takıyoruz aslında fark etmeden ne üzücü. 

Benim için bir aydınlanma anıydı ama yazarken çok da müşaşa laflar söyleyemedim. Tam olarak ne düşündüğümü anlatabildim mi bilmiyorum gideyim de yatmadan önce biraz kendimi karşıma alıp eleştireyim. 

Saat 00.00, ben ne yapıyorum ya farkındalığı geldi. Bana sus demek istiyor olabilir siz ne düşünüyorsunuz? Düşüncelerinizi benimle paylaşmaktan kendinizi alıkoymayın rica ederim.

(Pinterest'den)

15 Eylül 2018 Cumartesi

Okul Sergüzeştim

Her tarafta Back To School çılgınlığı varken biraz toplum içine karışayım sosyalleşeyim diye ben de bu konuda bir şeyler yazmak istedim. Merak ediyor musunuz bilmem ama ben her halükarda anlatacağım. İşte karşınızda Austenzede'nin Okul Sergüzeşti. Ta daaa...



İlkokul

Bizim zamanımızda (bu tabiri kullanırken de hiç utanmıyorum sanırsın yaşım 100) ilkokul 5 yıl ortaokul 3 yıl idi. Öyle sanıyorum ilkokul hayatımın en iyi dönemiydi. Yani ya okula geç kalırsam ya ödevimi yapmayı unutursam ya hoca tahtaya kaldırınca sorduğu soruya doğru cevabı veremezsem ya o günün ders kitabını evde unutursam ya dönerken evin yolunu hatırlayamazsam ben ne yaparım korkularımın dışında en iyisiydi. Tamam tamam hepiniz okula girerken saçınızı örüp içeride açacak kadar cesur yüreklisiniz bir ben ödevlerimi cumadan yapıp çantamı geceden hazırlıyorum tamam. 

İlkokulda Imdb puanı 5.5 olan Amerikan gençlik filmlerindeki gibi dörtlü kız grubuyduk biz ve herkesçe bilinen bir gerçektir dörtlü kız gruplarının üçlü ve ikili gruplardan daha iyi olduğu. Bir kere sıra arkadaşı sıkıntısı yoktur. Ayrıca dar yolda ikili ikili yürüyebilirsin sıkıntı olmaz. Liste devam eder sandım ama buraya kadarmış yine de dörtlü kız grubu en iyisidir!


Bu arada size ilkokulda okulun en düzenli ikinci öğrencisi seçildiğimi söylemiş miydim. Bu anım çok dokunaklı çünkü birinci seçilen çocuk benim yarım kadar bile düzenli değildi ama söz konusu kişinin erkek oluşu ve düzen kelimesiyle aynı cümle içinde kullanılışı jüriyi şoke etmiş olacak birinciliği ona verdiler. Neyse geçmiş zaman. Artık aklıma bile gelmiyor (Bloguma yazarken aklıma gelmesi dışında tabii)

İlkokulda bando takımındaydım bateri çalmakla başlayan bando kariyerim önlenemez bir yükselişle(!) majör olmakla doruğa ulaştı. Bu ışıltılı hayatı ben seçmedim dostlarım. Gerçi son sene haberim olmadan majörlüğü başka bir kıza verdiler ama bu önemsiz küçücük bir ayrıntı. Sonra son iki sene gerçek anlamda ders çalışmak ne demek bilmeden ve anksiyete seviyem tavan bir şekilde sona erdi. Bu aslında önlenebilecek ama safi cahilliğin sebep olduğu düşüş liselerin açıldığı hafta çarşamba günü düz liseye yazılmakla şahlandı. (O dönemdeki kaygım aklıma geldi de 9 yıl sonra bile güldürmüyor.) 

Şimdi düşünüyorum da biz küçücük aklımızla matematik yapamamamızla ilgili kendimizle dalga geçerken hocalar yüzümüze bakıp bize gülmek yerine yardım etme yolunu tercih etmiş olsalardı belki de HALA bu sorunla cebelleşiyor olmazdım. Ohoo bu yazı komik olacaktı bak laf lafı açtı nerelere geldik. Bu zaman kadar hayatıma giren öğretmenlerin yüzde yetmiş beş buçuğuna olan kin ve nefretimi başka bir yazıda anlatırım merak etmeyin siz.


Lise

Bence eğer biri size özellikle sormuyorsa bilmem kaç sene önce girdiğin bir sınavdaki başarı durumunu anlatır ifadelere konuşma içinde yer vermek, hatta ve hatta aldığın puanı zikretmek suç sayılmalı ama hadi bana iltimas bitmez bende. Size siz istemeseniz de kulaklarınızı da tıkasanız liselere giriş sınavında hiç matematik yapmadan ortalamanın üstünde bir puan aldığımı söyleyeceğim ne var ne.

İlginçtir bu çarpıcı başarı öyküsü benim gözlerimi kamaştırdığı kadar diğerlerini etkilemedi. Herkes pazartesi okula başlamışken ben çarşamba günü okula YAZILMIŞTIM. Bakın ben ertesi gün gezmeye bile gidecek olsam ütüsünü bir önceki gece yapmama engel olamayan bir insanım! Neyse perşembe günü okula başlamanın da iyi yanları yok değil iki gün sonrası haftasonu tatili yey! Okuldaki ilk -berbat- günümün ardından derin bir nefes alıp kendimi "Her gün 'böyle' -korkunç- geçecek değil ya" diye teskin ettiğimi hatırlıyorum. Sonra da 4 yıl boyunca her gün "böyle" geçmişti. 


60 kişilik sınıfta tek kişilik sıram en önde kapının yanındaydı ben sırayı kaburgalarıma yapıştırmadığım müddetçe kapı açılmazdı. Hocalar sınıfa girerken hem sırayı sırtıma kadar çekmek hem de ayağa kalkmak hem de başımın üstündeki dolaba kafamı çarpmamaya çalışmak zorundaydım. Survivor? 

Buraya kadar liseyi ne kadar "sevdiğimi" anladığınızı düşünüyorum. Geçenlerde bir tweet okudum sırtıma dövme bile yaptırabilirim o kadar sevdim. Tweet liseyi sevenlerin sadece lisede zorbalık yapanlar olduğuyla ilgiliydi. Me heh.

Bizim lise kuraldan çok kuralcıydı ama yine de maceraperest ruhlar vardı. Saç örgüsü kural olduğu halde sınıfta saçı örgülü olan tek insan kişisi ben olduğum için hocalar tekrar ediyorum hocalar benlen alay geçerlerdi. Hocalara nefretimden sonra bahsedeceğim derken aklım neredeydi acaba? 

Bu arada lisede bir lakabım varmış  ben bunu lise sonda münasebetsiz bir arkadaşımdan kazara öğrendim ama olsun. Hazır mısınız işte geliyor "Android 1" En azından 2 değil birinci olmak gururumu okşadı. Gerçi ben sonra kendime Austenzede mahlasını yakıştırdım ama olsun bence benimki daha havalı. Ben anlattıkça sergüzeştimin imdb puanı düşüyor gibi hissediyorum hikayenin sonunda "gerçek aşkı" falan da bulmam inşallah.


Size liseyi üçüncülükle bitirdiğimden bahsetmiş miydim? Austenzede ile Sen Kendini Öv Eller Kadir Kıymet Bilmiyor Anne Kuşağını dinlediniz!


Lise boyunca sonradan pişman olurum diye tüm etkinliklere (piknik, sinema, mezuniyet balosu...) katıldım. Gerçi hala gitmesem de olurmuş diye düşünüyorum ama inanıyorum bir gün gelecek iyi ki gitmişim deyip kendimi omzumdan öpeceğim. 

Lisede hayatımda olan en büyük gelişme gerçek anlamda ders çalışmayı öğrenmemdi. Sonrası kepler havaya ve üniversite. İlkokulda okulu sevdiğimi sanıyordum ama lisede anladım ki okuldaki arkadaşlığı seviyormuşum. Lisede arkadaşsız geçen 4 yıl bu basit görünen bilgiyi kafama nakşetti. Gerçi Harry Potter serisi de bu temayı çok güzel işliyor filmleri izlesem kısa yoldan öğrenirmişim ama neyse yaşadık bi' kere.

Şimdi anılara dalmışken okul bahçesinde düzenlenen kep töreninde halay çektiğim görüntü gözlerimin önünde şimşek gibi çaktı. Benim acele bir işim çıktı yastığımın altına başımı gömmem gereken durumlar var da hemen dönerim. Şimdi de sınıfta herkesin içine şarkı söylediğim an geldi ouv durduramıyorum gitmem gerek bu şehirden



Ben okul sergüzeştimi şimdilik burada kesiyorum çünkü üniversite hala yakın geçmişim yani yaşadıklarımın bana komik gelmesi için bi' 10 yıla ihtiyacım var. Sizde durumlar nasıl peki cidden okul açılıyor diye heyecanlanan var mı ya?







8 Eylül 2018 Cumartesi

Dikkat Göstermediğimiz Kadınlar

"Aşkın kötüye gitmesi Jane Austen'in suçu değildi. Hatta sizi uyarmadığını söyleyemezsiniz. Kadın kahramanlar mutluluğu yakalardı bir şekilde ama kitapta her zaman mutlu sona ulaşmayan başka karakterler de olurdu -Sense and Sensebility'deki Brandon'un Eliza'sı Pride and Prejudice'deki Charlotte Lucas, Lydia Bennet; Mansfield Park'taki Maria Bertram. Bunlar dikkat göstermeniz gereken kadınlarken göstermediniz."

Bu sözler Jane Austen Kitap Kulübü kitabından. Jane Austen kitaplarını yayım sırasına göre yeniden okuma festivalimde(!) bu sözü de aklımın bir köşesinde tutarak kitapları okudum. Kitaplar bitince arkama yaslandım ve dedim ki başım kaldırmıyor artık az ötede oynayın! Biri çıkar oradan yok efendim Jane Austen herkesi evlendiriyormuş da mutlu sonları bol keseden dağıtıyormuş der diğeri öteki taraftan aslında mutsuz sonlar da var siz hep canınızın istediğine odaklanıyorsunuz diye bizi paylar. 
Hem zaten Charlotte'ın mutsuz olduğunu nereden biliyoruz ki? Bay Collins onunla muhatap olmadığı müddetçe gayet de mutluydu. Sizin mutluluk tanımınız ne onu deyin bana ya da durun yarın veliniz gelsin onunla görüşeceğim! Affedersiniz akademik(!) sinir krizi geçirdim az önce.


Hele Lydia'ya mutsuz derseniz Lydia size evlilik yüzüğü ile güler. Lydia'nın mutsuz olduğunu düşünenler biziz yani kontrol manyakları. Lydia'nın mutlu sona ulaşıp ulaşmadığını düşünmeye bile vakti olduğunu sanmıyorum bir de mektup yazmaya tabii! Lydia Bennet'a mutlu sona ulaştınız mı diye sorsak Wickham'a düğünde giydiği mavi üniforma nasıl da yakışmıştı değil mi derdi bence. 
Görkemli bir aşkın evlilikle devam etmesine mutlu son dememiz zaten kendi içinde bir çelişki oluşturmuyor mu? Bunun çok mutluluk verici bir olay olmasından söz ederken aynı zamanda bir "son" olmasından da dem vuruyoruz. Birkaç aşk evliliği yapan insanlara ne diyorlar acaba tekrarlı mutlu son falan mı tekrarlı permütasyon gibi. Uu matematik şakası yaptım yakında kimseyi de tanımam ben.
Ben artık safi mutluluk ya da mutsuzluk diye bir şey olduğuna inanmıyorum. Tamam Bay Collins ile hayatını birleştirmek çok mutluluk verici bir hadise olmazdı kabul ama bu salt mutsuzluk demek olmamalı bence. Yani Derbyshire'ın yarısının sahibi Fitzwilliam Darcy ile evlenmenin de kötü yanları vardır muhakkak yani şu an aklıma gelmese de kesin vardır.
Jane Austen'in kitap sonlarının bizi mutlu ettiği gerçeğini yadsımayacağım fakat bizim gülüşümüz yüzümüzün yarısını kapladı diye bu söz konusu karakterleri bir ömür o duyguduruma hapsetmez bence. 
Ben galiba yukarıda kendimle tartıştım. Korkarım "Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?" diye soracağım ama umarım yanıtınız sessizlik olmaz. Sessizlik de çarpıcı bir yanıttır gerçi üf aman be her şeyin de kendine göre haklılık payı var!



4 Eylül 2018 Salı

Jane Austen Umutsuz Bir Romantik Mi?

Jane Austen umutsuz bir romantik ise Bayan Bennet da alimdir o zaman!
Az önce Bay Darcy'nin 1995 yapımı Gurur ve Önyargı dizisinde Caroline Bingley'in Bennet kardeşlerin güzelliğini eleştirdiği sırada verdiği cevaba gönderme yaptığımı hemen anlamışsınızdır zaten. Yazıya bizi kahkahalara boğacak bir espriyle başladım ki az sonra yazdıklarım çirkinleşirse beni hoş görebilin. 


Bu aralar orada burada çok sık karşıma çıkıyor Jane Austen'in adıyla birlikte bu kullanım. Ve tabii ben de her aklı başında, mantıklı, aklıselim, olgun, akıllı fikirli bir insan gibi elimde olmadan ve mütemadiyen acaba Jane Austen kendine yapılan bu yakıştırmaya ne derdi diye düşünmeden edemiyorum. Kahvaltıda ne yesem düşünceleri ile akşama hangi filmi izlesem düşünceleri arasına sıkışıveriyor her diş fırçalama seansımda. Gerçi her diş fırçalama seansının sonu kendini kendine şikayet etmekle bitiyor ya Allahtan konumuz bu değil ona hiç girmeyeceğim..
KPSS ile KPSS sonuçlarının açıklanması arasında geçen o bir aylık sürede Jane Austen'in tüm kitaplarını yayım sırasına göre okumaya karar verdim. Araya Gurur ve Önyargı'nın 1995 yapımı mini dizisi ve 2005 yapımı filmi de girdi şimdi yalan yok. Allahtan sonra sonuçlar açıklandı da gerçek dünyanın soğuk elleri beni kendi gerçekliğime çekiverdi. İşte bu okumalar konu üzerinde daha çok düşünmemin müsebbibi oldular. İlk Jane Austen okuduğumda onun cümleleri bana da romantik geliyordu ne yalan söyleyeyim. Belki herkesin ağzından Austen'i böyle dinlediğimden bu beklentiyle kitapları okuduğum için öyle geldi veya beyin hücrelerimin ergenliğinin azizliğiydi bu bilemiyorum ama şimdi o düşünceme söyleyebileceğim tek şey yargısız infaz hakim beg!
23 yaşım diyor ki bu kadınla romantik kelimelerini bir araya getirirsen vallahi çarpılırsın yahu. Şimdi size ayda 8 makale yazan akademisyen taklidi yapacağım sıkı durun. Tabii önce romantiklikten ne anlıyoruz ona bir bakmamız lazım romantikliğin tanımı nedir? TDK'ciğim diyor ki: "Romantik, davranışlarında duygu ve coşkunun aşırı ölçüde etkisi bulunan." TDK'ye geldiğiniz için teşekkürler biz sizi arayacağız diyor ve onu alkışlarla uğurlayıp hız kesmeden yazımıza devam ediyoruz. Tamam kabul, Jane Austen Bay Darcy'yi yazarken biraz romantiklik tanımı sınırları içerisine uğrayıp bir selam çakmış olabilir ve Bay Knightley'de ve Colonel Brandon'da... Ama bu üç küçük ve mühim olmayan istisna kaideyi bozmaz dostlarım buna emin gibiyim gibi gibi. 


Bence Jane Austen romantik olsaydı Mansfield Park romanında Maria Bertram Henry Crawford'la kaçtığında "ve sonsuza kadar mutlu" yaşarlardı. Maria aşkı söner sönmez karanlık bir gelecek düşüncesine hapsolmazdı. Veya Lydia aşkından öldüğü Wickham ile evlendiğinde herkesin ona imrenmesi gerekirdi eğer Jane Austen umutsuz bir romantik olsaydı. Ama onların da aşkları para gibi önemsiz bir realite karşısında biraz içine kapandı. Başka bir örnek de Duygu ve Duyarlılık'tan geliyor. Edward Lucy'ye yıllar önce verdiği evlilik sözünü Elinor'a olan daha güçlü aşkı ve sevgisi karşısında unutuverir onlar da "ve sonsuza kadar mutlu" yaşarlardı Jane Austen umutsuz bir romantik olsaydı. Çünkü herkesçe bilinen bir gerçektir aşık insanların kendilerinden başka hiçbir şeyi değerli görmek gibi bir huylarının olmadığı. Willoughby olayına hele hiç girmiyorum o hepimizin malumu. Romantiklik o sayfaların herhangi bir yerinde olsaydı Willoughby hikayenin sonunda parası pulu olan bir kadını elinin tersiyle itip aşkına mağlup olur Marianne'in gönlünü alır "ve sonsuza kadar mutlu" yaşarlardı. Ve son olarak Bay Darcy ve Lizzy olayına değinmeden geçeceğimi zannetmediniz diye umuyorum. Bay Darcy Lizzy'yi ilk gördüğünde o kara gözlerine vurulup -romantiklerce- makul bir süre geçtikten sonra da dokunaklı bir evlilik teklifi yapmış olsaydı eğer Jane Austen'in umutsuz bir romantik olması fikrinin altına imzamı atardım. Ama Bay Darcy'nin Lizzy'ye aşık olabilmesi için önce kafasındaki soru işaretlerine açıklayıcı cevap verip onları etkisiz hale getirmesi gerekti. Allahtan ikna kabiliyeti kuvvetli bir insan da bir sene dolmazdan evvel evlilik teklifini tüm sosyoekonomik gerçekleri de barındıracak biçimde gerçekleştirebildi. Eğer Jane Austen umutsuz bir romantik olsaydı Lizzy Bay Darcy'yi önce tatlı tatlı paylar sonra da "Ama aşkın önünde de hiçbir engel duramaz ki canım. Varsın olsun anneme hakaretler edin ben Pemberley'in hanımı olmaya razıyım canım elime mi yapışır derdi. (İyi ki roman yazmıyorum.) 


Eğer o dönemde paraya ve toplum tarafından acınmasız bir yaşama ulaşmanın yolu evlilikten geçmeseydi ben Jane Austen'in bazı karakterlerini evliliğe ikna edebileceğini bile düşünmüyorum ama bunun tek istisnası Emma gibi görünüyor. Emma zengin ve toplum içinde saygın bir konuma sahip bir hanımefendi. Kendisi de evlenmeyi düşünmüyordu zaten ama şimdi Bay Knightley gibi bir karakter yazılmış artık iş işten geçmiş boşa mı gitsin. Hem arada bir azıcık romantizm kimseyi öldürmez hatta güldürür ve ruhu kısa bir an bu dünyanın eğlenceli bir yer olduğuna inandırabilir. 
Jane Austen evli ve 12 çocuklu olsaydı da insanlar ona umutsuz romantik der miydi merak ediyorum. 
Şimdi zihnimi, telefonumun notlar kısmını ve not defterimi taradım da benim söyleyecek başka bir lafım kalmamış bu konu hakkında. Artık topu size atıyorum benden çıktı hadi geçmiş olsun.

Ufak bir anket. 
Sizce Jane Austen umutsuz bir romantik mi?
A) Evet, son kararım.
B) Ne fark eder zaten derdim boyumu aşmış
C) Belki biraz bazen
D) Hayır
E) Bay Darcy'yi saymazsak hayır 

Resimler Pinterest'ten.