Follow by Email

13 Aralık 2017 Çarşamba

Mutlu Sondan Sonrası Umrumuzda Mı?

Benim değil şahsen!

Merhaba!


Ara sıra herkes tarafından bilinen klasik masalların devam hikayelerine dair filmlere, yazılara rastladığımda içimden "kimin umrunda?" diye geçirdiğim oluyor ne yalan söyleyeyim. Maalesef biz bencil varlıklarız ve her şeyin bize değen kısımları dikkatimizi celbediyor. Ve 'mutlu son'la biten kitapların tam dişimize göre olduğunu düşünüyorum. Bize hayatımızda olabileceklerle ilgili fikir veriyor, umut vadediyor. 21. yy.'ın en acımasız zamanlarında da yaşasan o prens buraya gelecek ulen bile dedirtiyor hadi itiraf edelim . 

Peki ya sonra? Vallahi umrumda değil kaynanayla gelin mi anlaşamıyor? Çiftimiz boşanmanın eşiğine mi geliyor? Esas oğlan başkasına mı aşık oluyor? Ya da evlilikleri hayatın olağan akışına kapılıp heyecanını mı yitiriyor? Sen de amma gaddarmışsın derseniz basit bir örnekle açıklayayım. Baş rollerinin bir türlü bir araya gelemediği her seferinde diğerlerinden daha akla gelmez bir sebebin onları ayırdığı -kardeş çıkmak, tsunami, en yakın arkadaştan çocuk yapmak, öldü sanılıp ölmemek, hayati bir hastalığı olup saklamak.. örnekler çoğaltılabilir- pembe diziler 2250. bölümlerde ancak final yaparken sevenlerin ilk sezonda kavuştuğu diziler reyting yarışında yenilip ekranlara veda ediyor. (televizyon dünyası jargonum karşısında gözleri yaşarmayan kalpsizdir gerçi zeki de olabilir.) Hemen güncelden bir örneğe geçerek ardından sırtımı Jane Austen'ın satırlarına dayayıp konuyu nihayete erdireceğim. 


Vatanım Sensin dizisindeki Hilal ve Leon karakteri geçtiğimiz sezon edebiyat seven insanların favori dizi çiftleri listelerinde zirveye oturacak gibi olurken yeni sezonda listelere hızlı giriş yapan ama düşüşü de sert olan çiftler listesinde bir numaraya kurulacak gibi göründü. İlk sezonda bizi biraz heyecanlandırdı ama ikinci sezonda ya aşk duygusunun mantık'ın ayağına çelme takıp iktidarı ele geçirmesi o etkileyiciliği alıp götürdü ya da yeni senarist karakterlerin birbirlerine kurdukları cümlelerin yavanlığından bir haber. Yoksa geçen bölümde Leon ve Hilal sahnelerinde kulaklarımı kesme ihtiyacı hissetmemin başka bir açıklaması olamaz. Biz zaten "seni anlama zevkine erişemiyorum" gibi cümleler yerine "ya sen ne saçmalıyosun" minvalinde cümleler duymak istiyor olsak hayatı yaşamakla daha çok ilgilenirdik. (Bu cümleler diziden değil şu an adını hatırlayamadığım bir kitaptan)  


Jane Austen romanlarının sonlarını neden kısa tuttuğunu anladım çünkü sonrasında merak edilecek bir şey yok. Austen bizi aşklarının oluşumunun her anına düzeltiyorum bizim bilmemiz gerektiği kadarıyla her anına tanık ettiği karakterlerin 'mutlu son'larını bir cümleyle geçiştiriyor ya, sanki satırların arasından fırlayıp "e tamam işte bundan sonrası da normal hayat gailesi merak edilecek bir şey yok" diyecekmiş gibi hissediyorum.

Emma'nın son cümlesini özellikle hiç unutmuyorum. 'Emma ve Bay Knigtley evlilikte kusursuz bir mutluluğa eriştiler' diyordu Jane Austen tam olarak bu biçimde olmasa da. Uzun sayfalar süren meşakkatli bir yolculuğun bitirilişinin sade ve aynı zamanda da derinliğine dikkat edin rica ederim! (kusursuz mutluluğu isteyen her zerresi pembe olan bir toz bulutu olarak hayal etsin isteyen gerçekten sevmek ve sevilmek gibi ütopik şeyler düşünsün karar sizin gerçi bu da bambaşka bir blog yazısı fikri oldu ama şimdilik aç parantez kapa parantez olarak kalsın yazının bir köşesinde) 

Jane Austen altı romanının beşinde karakterlerin mutlu sonlarının sonraları üzerine pek az cümle kurarken Gurur ve Önyargı'da herhalde dayanamamış olacak Elizabeth ve Bay Darcy'nin evlilikleri hakkında daha çok şey öğreniyoruz. Vallahi içinden 'umrumda değil' anlamlarına gelebilecek herhangi bir cümle geçirenin hayat damarlarından biri kopmuş gibidir o bi doktora görünsün erken teşhis hayat kurtarır. 



Not: resimler Pinterest'ten.

7 Aralık 2017 Perşembe

Evlilik Aslında Ne?

Merhaba!

Yazı yazmaya fırsat bulamayalı uzun zaman oldu. Bu süre zarfında yeni yazı yok mu diye soranlar oldu. (aslında 3 kişi ama bu düşünce hepinizin aklından geçmiştir eminim. Çalışılması gereken derslerle mutlaka izlenecek film düşüncelerinin arasında bi yerlerde muhakkak vardır iyi bakın)  Annem 20 günlüğüne evde değil bu süre zarfında ben ve kardeşim onun görevlerini (yemek, çamaşır, ütü, bulaşık, 7 ile 17.30 arası torun bakma) üstlendik. Her akşam ne yemek yapacağımıza karar verirken insanların hiç kimsenin baskısı altında kalmadan ve kendi iradeleriyle evlenme kararını verebilmelerine hayret ediyorum. (Bu arada arta kalan zamanlarda bir de KPSS çalışıyorum ki oraya hiç girmeyeyim orası hayatımın 3. kat yasak kütüphanesi.) 

Neyse ki imdadıma birkaç ay önce evlenen akrabamın instagrama koyduğu hikayedeki cümleleri yetişti. Birkaç ay önce evlenen akrabam diyor ki "evlilik gece sinemaya gidebilmektir" aslında ilk düşüncem gece sinemaya gitmek istiyorsak koca yerine araba almamız gerektiğiydi. Gelinlik, çeyiz, balayı, kına gecesi derken masraflar uhuu alıp başını gidiyor araba daha karlı ama çok geçmeden anladım ki bu evlenince anlayacağım şeyler listesinin yepyeni üyesi ve kesinlikle ekonomiyle alakası yok. İnstagram Keşfet'te şöyle bir salınınca zaten evlilik tanımlarından hiç olmazsa 2 tanesine kafa kafaya çarpışırsınız. Sanırsınız TDK! 

Evlilik akşam yemeğini kayın validene kitlemek demektir (ki bu gerçekten şahane bir şey sırf bunun için bile insanın birini kolundan tutup nikahı basası geliyor), 
evlilik sen demek (burada herhalde 'sen' kısmında herkes kendi kocasını zihninde canlandırıyor), evlilik hafta sonu alışveriş merkezine gitmek demektir (aslında bunu ben uydurdum ama bence bu gerçeği yadsıyamazsınız sayın evlilik),
evlilik her şeyinle sevilmek demektir (oralarda bir yerlerde 'sevmek' de olacaktı ama gelin bencil galiba ) vs vs bu liste uzuyor tutamıyorum küçük enişteyi.

Biliyorsunuz ki bu blogta hizmette sınır yok Austenzede sizin için araştırdı. Peki TDK'ya göre de evlilik acaba gece sinemaya gitmek mi demek? TDK diyor ki; "Evlilik evli olma durumudur." ve örnek cümle de A. Ağaoğlu'ndan "Demek bu bile bizi önünde sonunda evliliğe götürecektir." galiba TDK da evli olmadığın olacak pek anlamamış. İnstagram'da öyle demiyorlar sayın TDK!

Bitti mi bitmedi konuyu daha iyi kavrayabilmek için KPSS Vatandaşlık kitabımdaki bir konuyu evliliğe uyarlayarak somutlaştırmaya çalışacağım. (gerçi üniversitede psikiyatri dersini veren hocam bunun iyi bir anlama yöntemi olmadığını iddia ediyor fakat ömrü boyunca bu blogu okumayacağına emin olduğumdan mütevellit gönül rahatlığıyla yazıyorum) (siyaset dersi aldığım hocam da bu yazıyı asla okumayacaklardan olduğu için az sonra tüm cahilliğimle yazacaklarımdan sebep günün şanslı kişisi)

EGEMENLİĞİN KAYNAĞINA GÖRE EVLİLİK

Monarşivlilik: Bu evlilik tipimizde gelin kendini evlilik kurumunun merkezine oturtuyor. Onun için evlilik sevilmek demek. Mutlak monarşilerde gelinin gezme hakları bir sınırlamaya tabi edilemiyor. Bknz: gece sinemaya gitmek.

Oligarşivlilik: Evliliğin küçük ve ayrıcalıklı bir zümreye ait olduğunu düşünenlerin şekliyse oligarşivlilik. Onlar için kendilerinden daha çok evliliği hak eden yok. En çok onlar evli ve bekar insanları anlayamasalar da onları evlenince anladıkları şeylere göre yönetmeye çalışıyorlar. Bknz: sırtlarına bir kıyafet alamıyorlarsa gelinlik giysinler!

Teokrasivlilik: Burada islamcı romantikler yer alıyor. Onlara göre evlilik: eşinin abdest aldıktan sonra sakalında kalan damlayı tilbetine silmek demek gibi bir şeydi yıllar önce twitter'da okumuştum bu cümleyi. (Austenzede yine sakladı samanı ve zamanı gelince de durur mu yapıştırdı yazıya)

Cumhuriyevlilik: Evlilik hakkının bir kişiye değil millete ait olduğu sistem oluyor kendisi. Bu tipte çoğunluğun kararı esas alınıyor mesela biri çıkıp diyor ki evliler hafta sonu AVM'ye gidecek çoğunluk kabul ederse paşa paşa gidiliyor AVM'ye demokrasi denen bir şey var canım hiç!

Üf cahil cahil ne anlatıyorsun ya diyorsanız hemen olayın Jane Austen cephesine yöneliyoruz. Bildiğiniz gibi Jane Austen'in romanlarının iskeletini evlilik oluşturuyor o yüzden kısa cümlelere indirgemek zor ama yine bildiğiniz gibi Jane Austen'e göre evlilik; hali vakti yerinde olan bir erkeğin kendine bir eş bulmasının herkesçe bilinmesidir. 

Northanger Manastırı kitabına göre evlilik; eşe dair mutlak iyi hayallerden bir an önce vazgeçilmesi demektir aksi halde evlendikten sonra mecburen vazgeçilen bir hale karşılık gelmektedir. Ama burada da kız gece sinemaya gitmek istese tamam anlarım yani ama kendine kaşı sevgi, saygı ve anlayış bekliyor yok artık canım oldu olacak bir de huzur iste!

Yine Gurur ve Önyargı'da yer alan bir konuşmaya göre evlilik eşlerin birbirlerini ne kadar az tanırlarsa o kadar iyi olması beklenen bir şans ve talih meselesi.

Charlotte Lucas bir evlilik tanımı yapsaydı bence şuna benzer bir şey olurdu -ya da olmazdı neyse asla bilemeyeceğiz- Evlilik taraflardan romantik olmayanın yaşının 28'i geçmesiyle aileden bir yükün eksilmesinin olumlu neticeler doğuracağı ümidi ile yapılan bir danışıklı dövüş.

Elizabeth'e göre evlilik tanımını biliyoruz zaten aşık olmadan asla yapılamayacak bir şey! Bana göre beklenmedik derecede iyimser ama sonucunu düşününce insanın sihirli düşüncenin varlığına inanacağı geliyor.

Mrs Bennet'a göre evlilik zatürre olma ihtimalinin yanında bile emniyet şeridini kullanmaya izinli bir duruma karşılık geliyor.

Mr. Collins'e göre evlilik Lady Catherine De Bourgh'un evinin pencerelerini överken bayılmayacak herhangi bir hanım kişisiyle yapılabilecek bir anlaşma olurdu bence.

Peki Bay Darcy'ye göre evliliğin tanımı ne olurdu? Bu tanımı bir koşul öne sürerek uyduracağım. Eğer Lizzy ile tanışmasaydı böyle bir tanım yapardı bence. Bay Darcy'nin bir balo esnasında dansla ilgili söylediklerini hatırlayan var mı? Tabi ki hatırlamıyorum diyen sağlıklı çoğunluk için işte o diyalog;

Sir William Lucas: Gençler için ne hoş eğlence.. Dans etmek gibisi var mı? Ben dansı yüksek ve uygar toplumların en belli başlı inceliklerinden sayarım.

Bay Darcy: Elbette beyefendi. Dans sanatının aynı zamanda dünyanın en aşağı toplumlarında da geçerli olmak gibi bir ayrıcalığı vardır. Bütün yamyamlar dans etmesini bilirler. (Çeviri: Nihal Yeğinobalı) (Gerçi bu cevabı Bay Darcy bana verseydi ve ben de karşısında cümle kurabilecek öz güvene sahip olabilseydim büyük ihtimal 'neye göre aşağı toplum pardon'dan girer konuyu sosyal boyutlara taşırdım ama Allahtan burası son derece ciddiyetsiz bir ortam)

Şimdi diyalogta geçen 'dans etmek'lerin yerine 'evlilik'i yapıştırıyor ve kimseye söylemiyoruz. Bence Bay Darcy'nin evlilik tanımı olsa olsa bu olurdu.

Son olarak Claire Tomalin'in Jane Austen biyografisinde Austen'in okuduğu iddia edilen bir oyundan bir cümle yazmak istiyorum  "Biliyorsun insanların evlenme modası yüzünden biz de evlenmek zorundayız.." Ve inanır mısınız evliliğin modası hiç geçmiyor. Evlilik is always BLACK.



Not: Şu sıralar hayatımın höyküre höyküre ağlamalı bir döneminden geçtiğim için yazıya görsel ekleyecek gücü kendimde bulamadım. (höykürmek ne demek bilmiyorum bu arada) Siz okurken başlarda gelinli damatlı pinterest'ten bulunma illüstrasyonlar, yazının orta kısımlarında birkaç Bay Darcy son kısımda da çok afilli laflar ettiğini zanneden bakışlar atan bir kız çizimi hayal eder misiniz rica ederim. Ben şimdi moralimi yerine getirmek için mutlu anılarımı sırayla zihnimden geçireceğim. 1. lisenin bitişi 2. 

Unutmadan bir not sizin evlilik tanımınız nedir ya da gördüğünüz ilginç bir tanım var mı? Benimle paylaşırsanız mutlu olurum.

Daha neşeli günlerde görüşmek üzere ve ardından iyi geceler.

20 Ekim 2017 Cuma

Evlilik Teklifleri ve Jane Austen

Merhaba,

Evlilik teklifinizi nasıl alırdınız; alevli, kemancılı, vejeteryan, ortaya karışık, vegan?

Başlıktan da anlaşılacağı üzere bu yazıda biraz evlilik tekliflerinden bahsedelim istedim siz de nişanında damat halayı oynadığınız çiftin aylar sonra Facebook'ta evlilik teklifi organizasyonunu görünce şaşıranlardan mısınız? O zaman sizleri şöyle alalım.. 
Bizim evlilik teklifleriyle mazimiz öyle çok eski değil. Dizi izlerken televizyonda esas kızla esas oğlanın mum ışığı, kırmızı gül ve kemancı şeytan üçgeninde geçen evlilik teklifleri arz-ı endam ettiğinde annelerimizin babalarımıza dönüp "bi şöyle teklif alamadık" demesi ile oluşan anılar şimdilerde yazının başında söz ettiğim şekle büründüler. Ülkece evlilik teklifi konusunda adolesan dönemini henüz atlatamadık. Bir de bi şey soracağım size de mumla isim yazma olayı çok maceraperestlik gibi gelmiyor mu hatta asilik ve biraz da anarşiklik bence. Ne bileyim gidin yamaç paraşütü falan yapın vallahi ateşe verivericeksiniz bizi o olacak.


Kapitalist, umarsız ve biraz da hodperest modern dünyamız evlilik teklifini de bir sektör haline getirdi. Austenzede hiçbir masraftan kaçınmadı ve sizler için araştırdı benim evde kesinlikle denememenizi önerdiğim ama toplumun ısrarla arzuladığı mumlu güllü evlilik teklifi paketi Gittigidiyor'da yalnızca 49.90 durun durun hemen yazıyı kapatmayın bu bir reklam değildir zaten ben de ünlü bir blogger değilim. Zaten bu evlilik teklifi olayını erkeklere nasıl emanet ediyoruz hiç anlamış değilim onların da bu mühim görevi Google'a bıraktıklarından olacak arama çubuğuna evli.. yazınca direkt mumlara yönlendiriliyorsunuz. Yepelek ruhlarımız daha kaç mumu kırmızı gülü kalpli balonu kaldırır bilmem ama Google aramalarında ilk çıkan siteye girince size 9 ayrı kategoride seçenek sunuyor. Teknik, komik, gurme vs vs seçenekleri arasından ille de alevli alevli diyorsanız bana fark etmez ama dikkat edin elinizi yakmayın, bi de o balonlar uçsun diye içine ne koyuyolar belli değil siz yine de ciğerlere kuvvet kendiniz şişirin, gül yaprakları ve mumları ayırın yangın çıkmasın, bi de sırta atlet koydunuz mu ben okeyim. 
Zamanda Aşk filmini izlediniz mi hayatımda gördüğüm en iyi evlilik teklifi o filmde. Şimdi teklifi anlatacağım ben daha izlemedim üff derseniz hemen diğer paragrafa atlayın ama yazının bütünlüğü bozulmasın diyorsanız filmle ilgili çok kritik bir şey değil anlatacaklarım devam edebilirsiniz. Filmde esas kızımız uyurken esas oğlan kızın yanına geliyor evlilik teklif ediyor bu sırada içerden hafif bir müzik sesi geliyor kız evet diyor sonra da herkesin içinde çok dramatik bir teklif yapmadığı için adama teşekkür ediyor sonra da esas oğlan içeri gidip müzisyenleri alelacele dışarı çıkarıyor. Yani tam olarak böyle değilse de bunun gibi bir şeydi. (Hala bu filmi izlemediyseniz hiç vakit kaybetmeyin.)


Bir de üniversite mezuniyet töreninde yapılan evlilik teklifleri var ki taktire şayandır kendileri benim gözümde. Hayatımızın en belirsiz döneminde ben ölsem mi yaşamaya devam mı etsem acaba diye düşünürken nasıl böyle büyük bir karar verebiliyorsunuz sizi tanımak istiyorum yiğidim. 
Yazının Jane Austen'la ilgili kısmına geçmeden önce Asmalı Konak'taki unutulmaz evlilik teklifine değinmezsem beni ayıplamanızdan korkuyorum. Bence çok marjinal ve dokunaklıydı hele Seymen Ağa'nın Bahar'a çiçek götürecek patenci gençle işaret yoluyla derdini anlatması yok mu bana hep çok dokunmuştur elin Amerikalısı da ömründe hiç ağa görmemiş olacak hemen anlayıvermişti, fayansların üzerinde duvarlara çarpa çarpa ölüm riskini hiçe sayarak teklife destek verdi koçyiğit. 
Evlilik teklifleri gerçek hayatta böyle cereyan ederlerken Jane Austen'ın romanlarında işler nasıldı diye düşünmeye başladım. İşte Austen'ın evlenme teklifleri;

(Uyarı: Yazının devamı Jane Austen romanları ile ilgili spoiler içerir.)

Bay Collins'ten Elizabeth'e (Gurur ve Önyargı)

Mekan: Longbourn'da bir oda Malzemeler: Bir adet çiçek ve sarsılmaz irade Sponsor: Lady Catherine De Bourge 
Jane Austen Bay Collins'in teklifini şöyle tanımlıyor "Çekingenlik ve sıkılma gibi duyguları da olmadığından açık açık eyleme girişti." Elizabeth odada yalnız kalmamak için çabalarken Bay Collins onun çekingenliğindeki erdemlilikten dem vurarak söze başlıyor, Elizabeth'i neden SEÇTİĞİNİ ve evlenme kararının sebebini maddeler halinde açıklıyor, Bay Bennet'ın ölümünün ardından doğacak miras meselesine değinerek sözlerine devam ederken işte öyle konuşmasında bir yerlere sevgiyi de sıkıştırıyor sonra da 3 sayfa boyunca reddedildiğini kabul etmiyor. (Mumlu-balonlu teklifi haksız yere mi kötüledik acaba ya.)


Bay Bingley'den Jane'e (Gurur ve Önyargı)

Mekan: Longbour'da bir oda Malzemeler: Heyecanlı bir yürek ve yılmaz teşvik edici Mrs. Bennet
Jane Austen'ın gülünç olmayan ayrıntılara yer vermeyi sevmediğinden olacak bu teklifle ilgili etraflıca bilgi edinemiyoruz ama Jane şöyle açıklıyor: "Ah, herkes niçin benim kadar mutlu değil?" (Ah Jane bil bakalım ne eksik?)




(Evlilik teklifini Google'a değil Bay Darcy'ye danışın dostlarım)

Bay Darcy'den Elizabeth'e (Gurur ve Önyargı)

Kitaptaki;
Mekan: papaz evi Malzemeler: Bay Darcy (yetmez mi bence yeter)
Jane Austen şöyle diyor bu teklif için: "Güzel konuşuyordu. Ne var ki sözlerinin hepsi sevgi üstüne değildi... Elizabeth böyle bir erkeğin sevgisine kazandığı için onurunun okşanmasından kendini alamadı."(Lizzy nasıl alacaksın allasen beni okuduktan sonra acile kaldırdılar.) Eğer bu altı sayfa bir resim olsaydı Louvre'da en çok ziyaret edilen resim olurdu Mona Lisa kimmiş allasen. Gerçi Bay Darcy teklifi "Şimdi artık bana düşen şey kendi duygularımdan utanmaktır." sözleriyle bitiriyor ama ciğerimizi de soylu bir şekilde deşiyor.

2005 yapımı filmdeki;
Mekan: Temple of Apollo-Stourhead Gardens, Wiltshire Malzemeler: Yağmur, ıslak saçlar
Filmde kitaptaki pek çok ayrıntıya sadık kalmışlar ama evlilik teklifi sahnesine neden yeni bir yorum getirmişler anlamadım mükemmel olmamış mı olmuş ama orijinalindeki sıcaklığı verememiş mi verememiş. (Yine yorumlarımla sinema dünyasını altüst ettim mi edemedim) Neyse yağmurlu bir öğleden sonrası Lizzy bir tenhada yağmurdan korunmaya çalışıyor o sırada binlerce yağmur damlasının arasından Bay Darcy çıkageliyor diyor ki "I love you, most ardently." öyle herkesler gibi kuru kuru bir 'I love you' değil efendim most diyor ardently diyor Austenzede ölüyor. Sonra da Lizzy  tokat gibi reddediyor Bay Darcy'yi. Ohh yağmurdan sonra gelen Bay Darcy'nin evlilik teklifi kokusu mis. 


Bay Knigtley'den Emma'ya (Emma)

Mekan: Hartfield
Aslında bu tam bir evlilik teklifi değil ama o dönemde aşk itirafı da evlilik teklifi dışında bir anlama geldiğini savunamayız. Bay Knightley sözlerine şöyle başlıyor: "Ben şairane sözler söylemesini beceremem, Emma. Seni daha az sevseydim sevgimden daha çok söz ederdim." Jane Austen ekliyor 'son derece derin, güçlü bir sevgi sesinde apaçık okunuyordu.' Bay Knightley devam ediyor "..Tanrı bilir, başka aşıklar gibi çevrende dönmeyi beceremedim." (ya sen otur dünya yıllık hareketini senin çevrende tamamlasın lafı mı olur aramızda) Peki Emma ne dese beğenirsiniz ben burada Jane Austen'a biraz kırgınım ne dediğini tam olarak söylemiyor diyor ki: "Emma bu yalvarışa ne yanıt verdi? Gereken yanıtı verdi elbette. Gerçek bir hanımefendi her zaman en uygun yanıtı vermesini bilir." (Sevgili Bayan Austen, biznen alay mı geçiyorsunuz acaba, sizi anlama zevkine erişemiyorum. Yoksa "hanımefendilere" mi tatlı tatlı takılıyorsunuz?)


Kaptan Wentworth'den Anne'e (İkna)

Aslında kitap değeri bilinememiş bir teklif üzerine kurulu ve bu tekliften 7 yıl sonrasını anlatıyor. Teklif hakkında kesin bilgiler olmamakla birlikte ailede "şaşkınlık, çok soğuk bir tavır, katı bir sessizlik" ile karşılandığını söylüyor Jane Austen. Herhalde Wentworth kalpli balonlu mumlu bir teklif yapmış olacak ki böyle karşılanmış diye düşünüyorum ama Jane Austen sosyo-ekonomik nedenleri işaret etmiş neyse önemsiz ayrıntılar bunlar.
Kitabın sonunda baş karakterlerimizin birbirlerini affettiği yer Anne tarafından şöyle görülüyor: "..Bu mutluluğun devam edemeyecek kadar harika olduğunu düşünerek endişeye kapıldı." Üff Anne Elliot seviliyosun gerçekten mutluluktan bile endişe çıkarabilmek! bu sadece profesyonellerin erişebileceği bir mertebedir ve seni o kadar iyi anlıyorum ki!!




Bay Tilney'den Catherine'e (Northanger Manastırı)

Northanger Manastırı'nda evlilik teklifi direkt Catherine'in ailesine sunuluyor Bay Tilney o dönemde evlilik teklifini evlenmek istediği kadına yapmayı saçma bulmuş olmalı ki araya Catherine gibi bir aracı koymadan direkt aile ile konuşuyor bizim yüzyılımızda yazılsan toplum bilimci olurdun üstad! Bu şaşırtıcı evlilik teklifi aileye "..hiçbir şey Catherine'in sevilmesinden daha doğal olamayacağı için kısa sürede bunu sadece okşanmış bir gururun mutlu heyecanı içinde değerlendirmeyi öğrendiler." şeklinde yansıyor. Jane Austen ise "..okuyucular önlerindeki sayfaların masalsı acelesinde hep beraber kusursuz bir mutluluğa doğru koşturduğumuzu görecektir." diyerek olayı özetliyor. Kendimi hep beraber el ele tutuşmuş düzlük bir çim alanda üzerinde 'kusursuz mutluluk' yazan büyük beyaz bir pankarta doğru koşup yüzümüzde manasız bir gülümsemeyle pankartı göğüslediğimizi hayal etmekten alıkoyamıyorum.





Edmund'tan Fanny'ye (Mansfield Park)

İtirafımdır; bu kitaptaki aşk beni pek ikna edemiyor hatta içten içe Edmund'a biraz öfke duyuyorum. Jane Austen da zaten bir aşkı bıçak gibi kesip olanca sevgisini Fanny'ye yönlendiren Edmund için bir süre biçmiyor ve süre ayarlamasını bize bırakıyor. Ama Austen bizden Edmund'un bir kadını unutup diğeri ile evlenmek istemesi arasında geçen sürenin uygun olduğuna hatta ne bir hafta eksik ne bir hafta fazla olduğuna inanmamızı rica ediyor e biz de kabul ediyoruz tabi ki öteki türlüsü küstahlık olur.


(Jonny Lee Miller da tüm Jane Austen karakterlerine mi cuk oturur yahu Bay Darcy ol hayran kalalım!)


Edward'dan Elinor'a (Duygu ve Duyarlılık)

Jane Austen Edward'ın evlilik teklifini şöyle anlatıyor: "Şu var ki onun yollarda ne kadar zaman yürüyerek kendini gerekli havaya soktuğunu, kararını uygulama fırsatını ne zaman bulduğunu ve bunu ne yolda belirttiğini etraflıca anlatmayı biz gerekli bulmuyoruz." (Sevgili Bayan Austen, biz de çoğu zaman bu gibi durumların ayrıntılarını bilmeyi gerekli bulmuyoruz, malesef çeşitli kanallar aracılığıyla öğrenmek mecburiyetinde bırakılıyoruz, sizin bunların hiçbirini görmeyecek olmanız ise romanlarınızın akıbeti açısından bana sevinçlerden sevinç beğendiriyor. )


Albay Brandon'dan Marianne'e (Duygu ve Duyarlılık)

Jane Austen bu sefer evlilik teklifi ile ilgili hiçbir ayrıntı vermemenin yanında evlilik kelimesini kullanmadan süreci şöyle anlatıyor: " ...Marianne on dokuz yaşına geldiği zaman yeni bir sevgiye ve ilişkiye boyun eğerek üzerine yepyeni görevler almış ve kendini büyük bir konağın, bir ailenin ve bütün bir köyün hanımı olarak bulmuştu." (Gerçekçiliğinin çarpıcılığı gözlerimi yaşartıyor. Zaten evlilik teklifinin amacı yepyeni görevler ve sorumluluklar edindirmek değil de nedir)



Jane Austen romanlarındaki evlenme tekliflerini incelerken zorlu bir süreçten geçtiğime sizi temin ederim çünkü gerekli alıntıları bulayım derken her seferinde (6 kere) kendimi romanı okumaya devam edip yazıyı unutuverirken buldum. Jane Austen'ın çoğu evlilik teklifinin ayrıntılarını neden vermediğini düşünürken bir şeyi fark ettim ki gülünç olan mumlar, güller, kalpli balonlar değil 2 kişi arasında kalması gereken şeylerin 2000 kişinin gözleri önünde cereyan etmesi. Kurgu karakterlerin özel anlarını bilmeye yönelik yapılan girişimleri küstahlık sayan Jane Austen kendi özeline saygı duymayan insanları görse ne düşünürdü acaba?
Son olarak mum-gül-kalpli balonla evlenme teklif etmek de ayıp değil bu teklife evet cevabını vermek de bütün iş bunu herkeslerle paylaşmamayı normal görebilmekte. 




İyi geceler diliyorum ve ardından tatlı rüyalar.


















6 Ekim 2017 Cuma

11. Beyoğlu Sahaf Festivali'nde Jane Austen İzleri

Merhaba!

   Burda hiç Sahaf Festivali'nden bahsetmediğimi fark etmemle soluğu bilgisayar başında aldım. Sahaf Festivali benim için ilk Jane Austen kitaplarımı almam münasebetiyle son derece önemli. Hatırlıyorum da kardeşlerim aheste aheste gezip gördükleri kitapları alırken her sahafa "Jane Austen 'ın kitapları var mı?" diye sora sora bitap düşmüştüm. (Hatta bir kitapçıya Jane Austen Emma var mı? dediğimde bana "elma mı?" demişti hey gidi günler.) Söz konusu Jane Austen olunca tam bir avcı-toplayıcı oluyorum :D Bu macerada 4 kitabını bulabilmiştim Jane Austen'ın diğerlerini başka zamanlarda almıştım ama o zamanın alışkanlığından Sahaf Festivali'ne kiminle gitsem gördüğü herhangi bir Jane Austen kitabını bana gösterir oldu. Tabi Austenzede mest! 
   Bu seferki festivale kardeşlerimle gittim, Jane Austen'la ilgili gördüğümüz her şeyi fotoğrafladım bakmak bile heyecanlandırıyor bu aşk değil de nedir? İki sene önceye kadar Sahaf Festivali meydanda olmuyordu eskiden biraz karmaşıktı ama sahaf havasına yakışıyordu şimdi daha muntazam olsa da insan eski düzeni özlüyor. Bu sene diğer festivallerden farklı olarak daha kaliteli kitaplar vardı ve daha ucuzdu bu durum işsiz ve öfkeli beni bir hayli mutlu etti anlayacağınız. Bizim kitaplığımızın çoğunluğu ikinci el kitaplardan oluşuyor; biz burada yenileri sevmeyiz dostum! Böylece yıl içinde pek kitap almıyoruz yeni çıkanlar haricinde. Bu yazı da böyle garip bi şey oldu kısa sohbet havasında, sizin Sahaf Festivali ganimetleriniz neler? Eğer İstanbul'da yaşıyorsanız ve hiç Sahaf Festivali'ne gitmediyseniz çıkın çıkın gelin! Bu seneki geçti ama her sene eylül-ekim gibi oluyor festival kaçırmayın! Bu arada insanlar ikiye ayrılır TÜYAP Kitap Fuarı sevicileri ve Sahaf Festivali övücüleri. Tarafınızı seçiniz ve hemen fotoğraflara bakmaya başlayınız rica ederim!























(Bu fotoğraf da iki yıl önceki festival sanırım o kitabı almadığıma köpekler gibi pişmanım!!!!)

Son olarak bunu da bir kitabevinde gördüm. Uzun zamandır aklımda bir gün avlayacağım!






Bu da böyle bi anımdı.







29 Eylül 2017 Cuma

Aşk ve Gurur ve KINA GECESİ

Merhaba!

Bir şey soracağım izin verirseniz.. Acaba biz kraliyet sistemine geçtik de ben mi kaçırdım? Az önce kına gecesinden geldim ve galiba bir prenses evleniyordu gerçi prenses olduğunu düşündüğüm ama tam da emin olamadığım kızın elbisesinin taşları gözlerimi yanıltmış da olabilir ki bu çok daha ayakları yere sağlam basan bir çıkarım olacaktır. 
Tamam, tamam şakayı bir kenara bırakıyor ve asıl konuya dökülüyorum. 
Kına gecelerinde halayın sonundaki kızın elini sımsıkı tutan yanakları biraz sıcaktan, biraz heyecandan, biraz da giyinip süslenmiş olmanın verdiği mutluluktan kıpkırmızı olan büyük bir cesaretle her oyunu öğrenmeye çabalayan o küçük kız çocuğunu bildiniz mi heh işte ben asla o kız olamadım. Kına gecelerine karşı tavrımı uzun bir süre oturtamamıştım. Bir köşede çılgınca dedikodu yapanlar, bir köşede çılgınca müziğin ritmini kendine uyduranlar, bir köşede oynayanları sessizce izleyenler, o köşe yaz köşesi bu köşe kış köşesi peki ben hangisi olacaktım? İnsanlar beni piste davet ettiklerinde Bay Darcy'nin "zorunda kalmadıkça hayır" cümlesinde zihnimde kahkaha atıyordu.. hayır hayır zorunda kalmadık ça çağ asla la la zorunda da da.. :D Ta ki gelinin kız kardeşi olana kadar.. Ta ta ta taam herkes dalga geçiyor ama gelinin kız kardeşi bence son derece önemli bir konum. Gelin kına gecesi zamanlarında konu mankeni oluyor çoğu zaman ama kız kardeş davetlileri karşılama, sadece kız tarafının istediği müzikleri çalma, davetlileri oyuna davet etme, okul arkadaşlarından oluşan mini kız grubuyla iki eli kanda olsa da pisti ele güne karşı asla boş bırakmama, fesat görümceleri oyun dışı bırakma ve kınanın kız tarafına ait olduğunu karşı tarafa bir güzel belletme kategorilerinde canhıraş bir çaba sarfediyor. Vallahi ironi değil. Bilakis gerçeğin ta kendisi. Evet gelinin kız kardeşi olunca insan düğün kaç bucak çok iyi anlıyor ve mecburen akıntı sizi iflah olmaz bir oyuncuya dönüştürüyor. Normal hayatta dümdüz bir insanken puff kına gecesinde bir de bakmışsınız içinizden Tanyeli çıkıyor tutmayın küçük enişteyi. Konuya çok uzak olanlara not: Peter Parker gibi bir şeyler anlatıyorum. Kına gecesi biraz da korkunçlu bir şey hafta başında Madde Bağımlılığı ile ilgili bir yüksek lisans dersine girerken hafta sonu bir de bakmışsınız zulalala zulalala da bonzayeğ. Amma uzun yazdım hala okumaya devam ediyorsanız teşekkür ediyor ve esas kısma geçiyorum peki Gurur ve Önyargı karakterleri bir kına gecesinde ne tip insanlar olurlardı?

Dıt dırırıt dırıt dırıt Austenzede iftiharla sunar...

Elizabeth Bennet ya da Yeni Gelin

Evet Lizzy kesinlikle yorgunluktan boş ama bir o kadar da mutlu, gelecekten umutlu gözlerle etrafına bakan kah oynayan kah oturan yemek yemediğini unuttuğunu bile başkalarının hatırladığı gelin olurdu kesin.

Bay Darcy ya da Damat

Damatlar kına gecelerinde genellikle ortalarda boNboş dolaşan her türlü olay kendisinin dışında gelişen kişiler oluyorlar. Bence Bay Dacry bu konumdan asla şikayetçi olmazdı. Gerçi bugün katılma şerefine nail olduğum kınada damat bir süre içeri alındı gözlerinden "biz hangi yıldayız, bura nere, bu kadınlar kim" diye düşündüğü anlaşılıyordu zaten fazla düşünmeye gerek yok. Yalnız bir ara galiba damat pistin orta yerine oturmuş ve gelin karşısında testiyle dans etmiş olabilir ama o sırada kanlı gözyaşlarımı silecek bir şeyler ve kafamı sürtebileceğim sert bir zemin vs arıyor olduğum için tam da göremedim şindi yalan konuşmayayım.

Mrs. Bennet ya da Gelinin Annesi

Mrs. Bennet tam üzgün numarası yapan ama orkestra "oynak" bir şeyler çalınca kendini piste atmaktan da çekinmeyen bir anne tipi değil mi hani kızından daha güzel giyinme ihtimali bile olanları gözlerinden çıkan ışınlarla ortadan ikiye ayırabilecek 10 kaplan gücünde.. Tamam bu çok uç bir örnek oldu ama gerçek olmadığını da iddia edemezsiniz :D

Mr. Bennet ya da Gelinin Babası

Mr. Bennet kesin o hengamede kendisini evde unutturmanın bir yolunu bulan baba olurdu. 

Gelinin Kız Kardeşleri

Jane Bennet: Gelinin bekar olup olmadığı trend topic olan kız kardeşi olurdu muhakkak.

Mary Bennet: Akrabaların "şo kızları tanıyorum da bu kim arkadaşları mı" sorusundaki "bu" olurdu bence.

Lydia ve Kitty Bennet: Tam olarak pisti coşturan görümcelerle yapılan pist muharebesinden galip ayrılan gecenin sonunu 8 talip ve Manas Destanı kıvamında bir instastory yığını ile gören kardeşler olurlardı kesin.

Bay Bingley ya da Damadın En Yakın Arkadaşı

Evet erkeklerden kimin medeni halinin merak konusu olacağı da sanırım bu başlığın altını dolduruyor. Peki bu bardağın yarısı mı doluydu yoksa yarısı boş muydu ay o başka konuydu.

Caroline Bingley ya da Sinsi Davetli

Kınada inatla kırmızı giyen ve gelinden rol çalmaya çalışan tip Caroline'dan başkası olamazdı herhalde.

Charlotte Lucas ya da Gelinin En Yakın Arkadaşı

Hani yazının başında gelinin acıktığını geline hatırlatan şahıstan bahsetmiştim ya işte o fedakar şahıs Charlotte'dan başkası değil. Bilirsiniz o romantik değildir ve hiç olmamıştır o yüzden ruh sağlığı yerinde olarak günü bitirecek tek kişi ve herkesler fotoğraflarda Mona Lisa gibi poz verirken göz altları yorgunluktan mosmor çıkacak tek kişi de o olacaktır.

Mr. Collins ya da Münasip Kısmet Avcısı

Kına gecesi çevresinde kendine uygun bir kısmet bulmak için bir aşağı bir yukarı gezen tip tam da bu tip işte düşünmeye ne hacet.

Lady Catherine ya da KAYNANA 

Hi hi evet. Gelin dahil her şeyi eleştiren kıyafetinin resmiyetiyle etrafına camdan duvarlar ören tüm gece yüzünde tek kas oynamayan ama yeri geldiğinde de dudağını bükmekten geri durmayan kişi işte bu kişi.

Lady Catherine'in Kızı ya da Onu Oynamaya Hiçbir Kuvvetin İkna Edemeyeceği Kişi

Hani her kına gecesinde arka masalarda oturan zorla etek giydirilmiş saçları açılmış asla durumla ilgilenmeyen ve etrafa biraz boş biraz da içe gözyaşı akıtmalı bakan kızlar olur ya o kesin Lady Catherine'in kızı olurdu.

Wickham ya da Damadın Asla Sevilmeyen Sevimsiz Akrabası

Hani olur ya damadın bir yerden akrabasıdır ama kimse tam olarak kaçıncı kuşak bilmez, laubaliliğiyle ün yapmış, kendini eğlencenin vazgeçilmezi ve damadın "kankisi" olarak gören ama kimsenin adını tam bilmediği tip bence Wickham kesin o olurdu. Geceden bir  iki telefon numarasıyla ayrılırdı ama orası da kesin.

Bay ve Bayan Gardiner

Düğün hazırlıklarında son dönemeçleri alırken ve finansman suyunu çekmek üzereyken Kül Kedisi masalındaki Peri Anne gibi balkabağına sihirli değneğini dokunduran ve onu o anda en ihtiyaç duyulan şeye çeviren enişte ve teyze işte bu enişte ve teyze olurdu muhakkak.

Sanırım yazının sonuna geldik sizin aklınıza gelen kına gecesi insanları var mı? Şu kişi şu değil ya aslında tam da bu, şu kişi şu da olabilir dediğiniz ya da eklemek istediğiniz biri varsa yazın lütfen.

Son bir soru beni cevapsız bırakmayın rica ederim.

Siz hangi kına gecesi insanısınız?
A) İşten geliyorum zaten topuklularla iki oynar babete geçerim tipi
B) Bu şarkı bitsin de gideyim bir roman açtırayım bari bu nebçim müzik tipi
C) Bana dokunmayın anacım şöyle az ötede kumda oynayın ben bir görünüp gidecem zaten tipi
D) Dur bi de Snapchat'e hikaye atayım tipi
E) Her kına gecesi sonunda ya ben az önce ne yaşadım demekten kendimi alıkoyamıyorum tipi

Not: Cevapları gerçekten merak ediyorum siz ne düşünüyorsunuz.
Not: Cevaplardan size uyan yoksa yeni şık eklemekte atış serbest
Not: Bu yazı gece 2.30'da yazıldığı için görselli şekilli şukullu değil zaten bu konuda pek başarılı olduğum söylenemez. İnşallah okurken fenalıklar gelmemiştir soldan soldan.

Şimdiden özür diliyor, affınıza sığınıyor, iyi uykular diliyorum..

Ha bu arada aklıma gelmişken hani yazının başında söz ettiğim yanakları biraz sıcaktan, biraz heyecandan, biraz da giyinip süslenmiş olmanın verdiği mutlulukla kıpkırmızı olan kız var ya işte onun cesaretini kırmayın rica ederim, ilerde bunun etkisi nasıl yansır hiç belli olmaz bu konuda tez bile yazılır he dur iyi buldum ben bunu(!) biraz olgunlaştırayım da bebek bi fikir çünkİ daha fetüs 



10 Eylül 2017 Pazar

Aleyna Tilki ve Bay Darcy Üzerinden Bir Toplum İncelemesi

Merhaba!

Nalaka dediğinizi duyar gibiyim. Aa hemen celallenmeyin rica ediyorum. Açıklamama müsaade buyurun. 
Aslında her zaman nedenini düşündüğüm ama bu sıralar çokça gözlemlediğim bir halden bahsedeceğim. Toplum içimde sessiz duran insanlardan nefret etmek! Sbam! Evet insanların büyük bir kısmının nefretini susarak kazanmış bu azınlık hakkında konuşacağım. Sbam!. (Magazin efekti yaptım) 
İnsanlar toplumda çok konuşanları, sesi çok çıkanları daha çok seviyorlar halbuki sana fırsat vermiyor işte ondan nefret etsene, adam lafı sana düşürmüyor. Ama yook ille de konuşmayan sinsi konuşmayan cin fikirli! Kadın diyor ki susuyor kim bilir ne düşünüyor da susuyor. Çok konuşan karşısına geçip küfretse içi dışı bir, dobra bi kişi olur ama karşına geçip susan insan: fena fikirli! İlle her konuda düşünmeden konuşacaksın, uzmanı olmadığın her alanda fikir beyan edeceksin. -Bu bir genelleme yazısı değildir bu blogun yazarı genellemelerden nefret ediyor.- 


E şindi bunu Aleyna Tilki ve Bay Darcy'ye nasıl bağlayacaksın diye merak ederseniz -ki inşallah ediyorsunuzdur- hemen bağlıyorum. Aleyna Tilki ilk şarkısını çıkardıktan beri gündemimizden düşmüyor, düşemiyor. Çünkü biliyorsunuz kızın adını müdür dahi biliyor, durun hemen alkışlamayın bunda ne var ben daha nelerden bahsedeceğim (!) Bildiğimiz gibi sayın Tilki mütevazı kelimesini İstanbul'da bir semt adı zannediyor. Herkesin de onun bu huyu üzerine söyleyecek bir lafı var sözde esefle kınıyorlar ama bence herkes takdir ediyor, saygı duyuyor. Çünkü saygı görmek istiyorsan kendini tereddütsüz övmen gerekiyor mütevazılığa asla tamah etmek yok. Ben Aleyna Tilki'yi bir konuda tebrik ediyorum toplumumuzu iyi anlamış. Başarısı da bunu açıklıyor. Listelerde yukarılarda kalmaya devam eder bence. (Bakın nasıl da müzik camiasındanmışım gibi konuştum ben de yavaş yavaş çakıyorum davayı)


Bıçağın keskin olmayan diğer tarafında ise Bay Darcy bulunuyor. Adam yaratılmışlar dünyasının ayrı bir kategorisine ait biri olarak tanımlanıyor ama konuşmaktan hoşlanmıyor diye herkes onu tefe koyuyor, Lizzy dahil. Ne olmuş iki üstten baktıysa yani ne var ne? Adamın adını müdür değil de Derbyshire'ın yarısı biliyor diye mi alkışlamıyorsunuz? 
Genelde toplumun "sessiz olduğu için sinsi olduğu düşünülenler" kısmında olduğumdan olacak biraz öfkelendim. Neyse zaten ben herkes hararetle konuşurken birden sessizleşiyorsam kafamda blog yazısı toparlıyorumdur beni kendi halime bırakırsanız aranıza dönerim. Dönersem zaten sizinimdir, dönmezsem hi.. tamam kötü oldu kabul.


Resimler Pinterestten..


4 Eylül 2017 Pazartesi

Bayram İzlenimleri 2

Merhaba!

  Austenzede bayram izlenimlerini iftiharla sunar. Geçen sene de bir bayram izlenimleri yazısı yazmıştım üzerinize afiyet hayatımda hiçbir şey değişmemiş. Yazıyı merak edenler şuradan ulaşabilirler. E madem bir şey değişmemiş ne konuşuyosun derseniz biraz kırılmakla birlikte ama fikirlerim değişmiştir belki diyerek cılız bir şekilde kendimi savunmaya kalkarım ben de ne yapayım. Ben yeni mezun ve öfkeli bir insanım biraz "sensin" falan diyerek idare edeceksiniz artık.
  İlk olarak söylemek istediğim şey o bayram bitince işe döneceğim diye üzülenler size içimden biraz ağır konuşuyorum ama çok da sesimi yükseltmiyorum birkaç sene sonra işten yakınırsam kendime karşı yüzüm olsun diye o da. Geçen yazımda tatili boNboş geçiriyorum her gün bir film izliyorum falan diye üzülmüşüm işte nelere sıkılıyorum böyle dememeli du bakalım daha nelere sıkılacağım demeli bu sene başımda KPSS denilen bir şey var biz ona kendi aramızda kara mübarek diyoruz, ben ve kendim. Neyse Bengü'nün de dediği gibi " en acısı ölmüyor da insan ben bunu da atlatırım" yani inşallah.
  Evet uzattım farkındayım. En azından farkındayım yani ne var ne? Farkında olmak bitirmenin uzaktan hoş gelmesidir.
  Barış için insanlık için sevgi dolu bir dünya için batsın bu bayram izlenimleri;

1. Herkes kendi kocasının esprisine gülmeye devam ediyor
2. Yengemin sodalı Türk kahvesi tarifi ev hanımlarının gündemine bomba gibi düştü biz de hafiften şaşırdık 
3. Yan komşunun oğulları bayram ziyareti yaparlarken anneannemden önce anneannemin görümcesine gitmişler anneannem bu duruma biraz içerledi haliyle ailecek arkalarından biraz atıp tuttuk tabi (anneanne kelimesini çok yazınca anlamını yitirdi bu kelimenin yazımını TDK acilen anane olarak değiştirmeli)
4. Aileye yeni giren damatlara çeşitli şakalar yapılıyor ben hiç gülmüyorum
5. Nişanlı olmayan ama altın aksesuar takan akrabamı evli akrabalarım darlayınca ufak gerginlikler yaşandı ama arkalarından bir kaç cümle sarf edip altın aksesuar için nişanlılık şartı olmadığına ve belki ilerde ALES şartı konabileceğine ama onun da kesin olmadığına karar verip bir daha konu üzerinde konuşmadık
6. Babam kendi siyasi görüşünden olan ama sevmediği akrabaları kendi görüşünün tam tersindenmişcesine sıkıştırmaya devam ediyor bunu neden yaptığını umarım kendi de sorguluyordur akrabaların kafası karıştı çünkü 
7. Üniversiteye yeni yerleşen akrabalar biraz mutlular onlara KPSS gerçeğinden bahsetmiyoruz ama içimizden kıs kıs da gülüyoruz
8. Herhangi bir üniversiteye yerleşemeyen akrabalar çeşitli bahaneler öne sürüyorlar hepimiz yalan olduğunu biliyoruz ama pek çaktırmıyoruz 
9. Anneannem yine telaşeden tüm gece uyumamış en son ben öğle namazını kıldım mı diye anneme sorarken yakalayıp utanmasın diye duymazdan geldim
10. Son feci Facebook kullanıcısı akrabalarım herkesin paylaşırken mantıklı ama yüksek sesle söylenince hafiften utanç verici Facebook gönderilerini yüzlerine vurup eğlendiler. Lunaparklardaki şu ters dönen havada asılı falan duran bir alet var ya onun gibiydi başta eğlenceli ama inince miden bulanıyor.

  Bir de bir şey soracağım sadece mutluyken tweet atıp yazı yazabilen var mı aranızda. Austenzede'de yazlar sıcak ve depresyona meyilli kışlar soğuk ve göz yağışlı geçer bitki örtüsüyse iğne yapraklı düşünce ormanlarıdır. İğne yapraklı düşünce ormanlarının çiçekleri sadece güneşin kendini gösterdiği günlerde açar ama güneşli günler o kadar azdır ki çiçekler bazen şaşırıp karanlık günde açıverirler o da hiç komik olmaz.
  Türkçe çeviri: Sadece mutluyken yazı yazabiliyorum ama neşeli günlerim çok az olduğu için iyi olduğunu düşündüğüm yazı fikirlerim yazıldıktan sonra tat vermiyor. Mutsuzken de güzel şeyler yazabilenleri kıskanıyorum. Sizde durumlar nasıl? (Austenzede tarafından çevrildi) (kendi yazıyor kendi çeviriyor biraz garip biri)
  Not: Geçen gün gördüm biri "austenzede" adıyla İnstagram hesabı açmış biraz öfkelendim tabi. Yahu hayali karakterimi de mi bana bırakmayacaksınız gerçi Kanuni'yi eli boş gönderen dünya bana neler yapmaz (Austenzede tarih çalışıyor) 
 Notlar devam ediyor: Austenzede'den dev hizmet eğer KPSS vs. herhangi bir sınava çalışanınız varsa Youtube'taki Benim Hocam kanalına göz atın derim (ay profesyonel gibi konuştum) Gerçi baya ünlüler ama benim bir önceki KPSS hazırlanışımda haberim çok geç olmuştu.
 Görünüşe göre bitmiyor: Öncesinde başarısız olduğun bir sınava tekrar hazırlanmak sürekli spoiler gördüğünüz bir diziyi izlemek gibi bir şeymiş yahu hiç söylemiyorsunuz da. Son reddedilişinden sonra kasabaya eş bakmaya gelen Wenthwort'ü uzaktan izleyen Anne Eliot gibiyim mütemadiyen aklıma eski anılar hücum ediyor ders çalışmanın dışında beni türlü aktiviteler yapmaya ikna eden hallerimi SEVGİYLE anıyorum.
 Sonuna geldik hemen de sinirleniyorsunuz: Şimdi yatalım yarın erken kalkar çalışırız hadi iyi geceler.
  
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...