15 Eylül 2018 Cumartesi

Okul Sergüzeştim

Her tarafta Back To School çılgınlığı varken biraz toplum içine karışayım sosyalleşeyim diye ben de bu konuda bir şeyler yazmak istedim. Merak ediyor musunuz bilmem ama ben her halükarda anlatacağım. İşte karşınızda Austenzede'nin Okul Sergüzeşti. Ta daaa...



İlkokul

Bizim zamanımızda (bu tabiri kullanırken de hiç utanmıyorum sanırsın yaşım 100) ilkokul 5 yıl ortaokul 3 yıl idi. Öyle sanıyorum ilkokul hayatımın en iyi dönemiydi. Yani ya okula geç kalırsam ya ödevimi yapmayı unutursam ya hoca tahtaya kaldırınca sorduğu soruya doğru cevabı veremezsem ya o günün ders kitabını evde unutursam ya dönerken evin yolunu hatırlayamazsam ben ne yaparım korkularımın dışında en iyisiydi. Tamam tamam hepiniz okula girerken saçınızı örüp içeride açacak kadar cesur yüreklisiniz bir ben ödevlerimi cumadan yapıp çantamı geceden hazırlıyorum tamam. 

İlkokulda Imdb puanı 5.5 olan Amerikan gençlik filmlerindeki gibi dörtlü kız grubuyduk biz ve herkesçe bilinen bir gerçektir dörtlü kız gruplarının üçlü ve ikili gruplardan daha iyi olduğu. Bir kere sıra arkadaşı sıkıntısı yoktur. Ayrıca dar yolda ikili ikili yürüyebilirsin sıkıntı olmaz. Liste devam eder sandım ama buraya kadarmış yine de dörtlü kız grubu en iyisidir!


Bu arada size ilkokulda okulun en düzenli ikinci öğrencisi seçildiğimi söylemiş miydim. Bu anım çok dokunaklı çünkü birinci seçilen çocuk benim yarım kadar bile düzenli değildi ama söz konusu kişinin erkek oluşu ve düzen kelimesiyle aynı cümle içinde kullanılışı jüriyi şoke etmiş olacak birinciliği ona verdiler. Neyse geçmiş zaman. Artık aklıma bile gelmiyor (Bloguma yazarken aklıma gelmesi dışında tabii)

İlkokulda bando takımındaydım bateri çalmakla başlayan bando kariyerim önlenemez bir yükselişle(!) majör olmakla doruğa ulaştı. Bu ışıltılı hayatı ben seçmedim dostlarım. Gerçi son sene haberim olmadan majörlüğü başka bir kıza verdiler ama bu önemsiz küçücük bir ayrıntı. Sonra son iki sene gerçek anlamda ders çalışmak ne demek bilmeden ve anksiyete seviyem tavan bir şekilde sona erdi. Bu aslında önlenebilecek ama safi cahilliğin sebep olduğu düşüş liselerin açıldığı hafta çarşamba günü düz liseye yazılmakla şahlandı. (O dönemdeki kaygım aklıma geldi de 9 yıl sonra bile güldürmüyor.) 

Şimdi düşünüyorum da biz küçücük aklımızla matematik yapamamamızla ilgili kendimizle dalga geçerken hocalar yüzümüze bakıp bize gülmek yerine yardım etme yolunu tercih etmiş olsalardı belki de HALA bu sorunla cebelleşiyor olmazdım. Ohoo bu yazı komik olacaktı bak laf lafı açtı nerelere geldik. Bu zaman kadar hayatıma giren öğretmenlerin yüzde yetmiş beş buçuğuna olan kin ve nefretimi başka bir yazıda anlatırım merak etmeyin siz.


Lise

Bence eğer biri size özellikle sormuyorsa bilmem kaç sene önce girdiğin bir sınavdaki başarı durumunu anlatır ifadelere konuşma içinde yer vermek, hatta ve hatta aldığın puanı zikretmek suç sayılmalı ama hadi bana iltimas bitmez bende. Size siz istemeseniz de kulaklarınızı da tıkasanız liselere giriş sınavında hiç matematik yapmadan ortalamanın üstünde bir puan aldığımı söyleyeceğim ne var ne.

İlginçtir bu çarpıcı başarı öyküsü benim gözlerimi kamaştırdığı kadar diğerlerini etkilemedi. Herkes pazartesi okula başlamışken ben çarşamba günü okula YAZILMIŞTIM. Bakın ben ertesi gün gezmeye bile gidecek olsam ütüsünü bir önceki gece yapmama engel olamayan bir insanım! Neyse perşembe günü okula başlamanın da iyi yanları yok değil iki gün sonrası haftasonu tatili yey! Okuldaki ilk -berbat- günümün ardından derin bir nefes alıp kendimi "Her gün 'böyle' -korkunç- geçecek değil ya" diye teskin ettiğimi hatırlıyorum. Sonra da 4 yıl boyunca her gün "böyle" geçmişti. 


60 kişilik sınıfta tek kişilik sıram en önde kapının yanındaydı ben sırayı kaburgalarıma yapıştırmadığım müddetçe kapı açılmazdı. Hocalar sınıfa girerken hem sırayı sırtıma kadar çekmek hem de ayağa kalkmak hem de başımın üstündeki dolaba kafamı çarpmamaya çalışmak zorundaydım. Survivor? 

Buraya kadar liseyi ne kadar "sevdiğimi" anladığınızı düşünüyorum. Geçenlerde bir tweet okudum sırtıma dövme bile yaptırabilirim o kadar sevdim. Tweet liseyi sevenlerin sadece lisede zorbalık yapanlar olduğuyla ilgiliydi. Me heh.

Bizim lise kuraldan çok kuralcıydı ama yine de maceraperest ruhlar vardı. Saç örgüsü kural olduğu halde sınıfta saçı örgülü olan tek insan kişisi ben olduğum için hocalar tekrar ediyorum hocalar benlen alay geçerlerdi. Hocalara nefretimden sonra bahsedeceğim derken aklım neredeydi acaba? 

Bu arada lisede bir lakabım varmış  ben bunu lise sonda münasebetsiz bir arkadaşımdan kazara öğrendim ama olsun. Hazır mısınız işte geliyor "Android 1" En azından 2 değil birinci olmak gururumu okşadı. Gerçi ben sonra kendime Austenzede mahlasını yakıştırdım ama olsun bence benimki daha havalı. Ben anlattıkça sergüzeştimin imdb puanı düşüyor gibi hissediyorum hikayenin sonunda "gerçek aşkı" falan da bulmam inşallah.


Size liseyi üçüncülükle bitirdiğimden bahsetmiş miydim? Austenzede ile Sen Kendini Öv Eller Kadir Kıymet Bilmiyor Anne Kuşağını dinlediniz!


Lise boyunca sonradan pişman olurum diye tüm etkinliklere (piknik, sinema, mezuniyet balosu...) katıldım. Gerçi hala gitmesem de olurmuş diye düşünüyorum ama inanıyorum bir gün gelecek iyi ki gitmişim deyip kendimi omzumdan öpeceğim. 

Lisede hayatımda olan en büyük gelişme gerçek anlamda ders çalışmayı öğrenmemdi. Sonrası kepler havaya ve üniversite. İlkokulda okulu sevdiğimi sanıyordum ama lisede anladım ki okuldaki arkadaşlığı seviyormuşum. Lisede arkadaşsız geçen 4 yıl bu basit görünen bilgiyi kafama nakşetti. Gerçi Harry Potter serisi de bu temayı çok güzel işliyor filmleri izlesem kısa yoldan öğrenirmişim ama neyse yaşadık bi' kere.

Şimdi anılara dalmışken okul bahçesinde düzenlenen kep töreninde halay çektiğim görüntü gözlerimin önünde şimşek gibi çaktı. Benim acele bir işim çıktı yastığımın altına başımı gömmem gereken durumlar var da hemen dönerim. Şimdi de sınıfta herkesin içine şarkı söylediğim an geldi ouv durduramıyorum gitmem gerek bu şehirden



Ben okul sergüzeştimi şimdilik burada kesiyorum çünkü üniversite hala yakın geçmişim yani yaşadıklarımın bana komik gelmesi için bi' 10 yıla ihtiyacım var. Sizde durumlar nasıl peki cidden okul açılıyor diye heyecanlanan var mı ya?







8 Eylül 2018 Cumartesi

Dikkat Göstermediğimiz Kadınlar

"Aşkın kötüye gitmesi Jane Austen'in suçu değildi. Hatta sizi uyarmadığını söyleyemezsiniz. Kadın kahramanlar mutluluğu yakalardı bir şekilde ama kitapta her zaman mutlu sona ulaşmayan başka karakterler de olurdu -Sense and Sensebility'deki Brandon'un Eliza'sı Pride and Prejudice'deki Charlotte Lucas, Lydia Bennet; Mansfield Park'taki Maria Bertram. Bunlar dikkat göstermeniz gereken kadınlarken göstermediniz."

Bu sözler Jane Austen Kitap Kulübü kitabından. Jane Austen kitaplarını yayım sırasına göre yeniden okuma festivalimde(!) bu sözü de aklımın bir köşesinde tutarak kitapları okudum. Kitaplar bitince arkama yaslandım ve dedim ki başım kaldırmıyor artık az ötede oynayın! Biri çıkar oradan yok efendim Jane Austen herkesi evlendiriyormuş da mutlu sonları bol keseden dağıtıyormuş der diğeri öteki taraftan aslında mutsuz sonlar da var siz hep canınızın istediğine odaklanıyorsunuz diye bizi paylar. 
Hem zaten Charlotte'ın mutsuz olduğunu nereden biliyoruz ki? Bay Collins onunla muhatap olmadığı müddetçe gayet de mutluydu. Sizin mutluluk tanımınız ne onu deyin bana ya da durun yarın veliniz gelsin onunla görüşeceğim! Affedersiniz akademik(!) sinir krizi geçirdim az önce.


Hele Lydia'ya mutsuz derseniz Lydia size evlilik yüzüğü ile güler. Lydia'nın mutsuz olduğunu düşünenler biziz yani kontrol manyakları. Lydia'nın mutlu sona ulaşıp ulaşmadığını düşünmeye bile vakti olduğunu sanmıyorum bir de mektup yazmaya tabii! Lydia Bennet'a mutlu sona ulaştınız mı diye sorsak Wickham'a düğünde giydiği mavi üniforma nasıl da yakışmıştı değil mi derdi bence. 
Görkemli bir aşkın evlilikle devam etmesine mutlu son dememiz zaten kendi içinde bir çelişki oluşturmuyor mu? Bunun çok mutluluk verici bir olay olmasından söz ederken aynı zamanda bir "son" olmasından da dem vuruyoruz. Birkaç aşk evliliği yapan insanlara ne diyorlar acaba tekrarlı mutlu son falan mı tekrarlı permütasyon gibi. Uu matematik şakası yaptım yakında kimseyi de tanımam ben.
Ben artık safi mutluluk ya da mutsuzluk diye bir şey olduğuna inanmıyorum. Tamam Bay Collins ile hayatını birleştirmek çok mutluluk verici bir hadise olmazdı kabul ama bu salt mutsuzluk demek olmamalı bence. Yani Derbyshire'ın yarısının sahibi Fitzwilliam Darcy ile evlenmenin de kötü yanları vardır muhakkak yani şu an aklıma gelmese de kesin vardır.
Jane Austen'in kitap sonlarının bizi mutlu ettiği gerçeğini yadsımayacağım fakat bizim gülüşümüz yüzümüzün yarısını kapladı diye bu söz konusu karakterleri bir ömür o duyguduruma hapsetmez bence. 
Ben galiba yukarıda kendimle tartıştım. Korkarım "Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?" diye soracağım ama umarım yanıtınız sessizlik olmaz. Sessizlik de çarpıcı bir yanıttır gerçi üf aman be her şeyin de kendine göre haklılık payı var!



4 Eylül 2018 Salı

Jane Austen Umutsuz Bir Romantik Mi?

Jane Austen umutsuz bir romantik ise Bayan Bennet da alimdir o zaman!
Az önce Bay Darcy'nin 1995 yapımı Gurur ve Önyargı dizisinde Caroline Bingley'in Bennet kardeşlerin güzelliğini eleştirdiği sırada verdiği cevaba gönderme yaptığımı hemen anlamışsınızdır zaten. Yazıya bizi kahkahalara boğacak bir espriyle başladım ki az sonra yazdıklarım çirkinleşirse beni hoş görebilin. 


Bu aralar orada burada çok sık karşıma çıkıyor Jane Austen'in adıyla birlikte bu kullanım. Ve tabii ben de her aklı başında, mantıklı, aklıselim, olgun, akıllı fikirli bir insan gibi elimde olmadan ve mütemadiyen acaba Jane Austen kendine yapılan bu yakıştırmaya ne derdi diye düşünmeden edemiyorum. Kahvaltıda ne yesem düşünceleri ile akşama hangi filmi izlesem düşünceleri arasına sıkışıveriyor her diş fırçalama seansımda. Gerçi her diş fırçalama seansının sonu kendini kendine şikayet etmekle bitiyor ya Allahtan konumuz bu değil ona hiç girmeyeceğim..
KPSS ile KPSS sonuçlarının açıklanması arasında geçen o bir aylık sürede Jane Austen'in tüm kitaplarını yayım sırasına göre okumaya karar verdim. Araya Gurur ve Önyargı'nın 1995 yapımı mini dizisi ve 2005 yapımı filmi de girdi şimdi yalan yok. Allahtan sonra sonuçlar açıklandı da gerçek dünyanın soğuk elleri beni kendi gerçekliğime çekiverdi. İşte bu okumalar konu üzerinde daha çok düşünmemin müsebbibi oldular. İlk Jane Austen okuduğumda onun cümleleri bana da romantik geliyordu ne yalan söyleyeyim. Belki herkesin ağzından Austen'i böyle dinlediğimden bu beklentiyle kitapları okuduğum için öyle geldi veya beyin hücrelerimin ergenliğinin azizliğiydi bu bilemiyorum ama şimdi o düşünceme söyleyebileceğim tek şey yargısız infaz hakim beg!
23 yaşım diyor ki bu kadınla romantik kelimelerini bir araya getirirsen vallahi çarpılırsın yahu. Şimdi size ayda 8 makale yazan akademisyen taklidi yapacağım sıkı durun. Tabii önce romantiklikten ne anlıyoruz ona bir bakmamız lazım romantikliğin tanımı nedir? TDK'ciğim diyor ki: "Romantik, davranışlarında duygu ve coşkunun aşırı ölçüde etkisi bulunan." TDK'ye geldiğiniz için teşekkürler biz sizi arayacağız diyor ve onu alkışlarla uğurlayıp hız kesmeden yazımıza devam ediyoruz. Tamam kabul, Jane Austen Bay Darcy'yi yazarken biraz romantiklik tanımı sınırları içerisine uğrayıp bir selam çakmış olabilir ve Bay Knightley'de ve Colonel Brandon'da... Ama bu üç küçük ve mühim olmayan istisna kaideyi bozmaz dostlarım buna emin gibiyim gibi gibi. 


Bence Jane Austen romantik olsaydı Mansfield Park romanında Maria Bertram Henry Crawford'la kaçtığında "ve sonsuza kadar mutlu" yaşarlardı. Maria aşkı söner sönmez karanlık bir gelecek düşüncesine hapsolmazdı. Veya Lydia aşkından öldüğü Wickham ile evlendiğinde herkesin ona imrenmesi gerekirdi eğer Jane Austen umutsuz bir romantik olsaydı. Ama onların da aşkları para gibi önemsiz bir realite karşısında biraz içine kapandı. Başka bir örnek de Duygu ve Duyarlılık'tan geliyor. Edward Lucy'ye yıllar önce verdiği evlilik sözünü Elinor'a olan daha güçlü aşkı ve sevgisi karşısında unutuverir onlar da "ve sonsuza kadar mutlu" yaşarlardı Jane Austen umutsuz bir romantik olsaydı. Çünkü herkesçe bilinen bir gerçektir aşık insanların kendilerinden başka hiçbir şeyi değerli görmek gibi bir huylarının olmadığı. Willoughby olayına hele hiç girmiyorum o hepimizin malumu. Romantiklik o sayfaların herhangi bir yerinde olsaydı Willoughby hikayenin sonunda parası pulu olan bir kadını elinin tersiyle itip aşkına mağlup olur Marianne'in gönlünü alır "ve sonsuza kadar mutlu" yaşarlardı. Ve son olarak Bay Darcy ve Lizzy olayına değinmeden geçeceğimi zannetmediniz diye umuyorum. Bay Darcy Lizzy'yi ilk gördüğünde o kara gözlerine vurulup -romantiklerce- makul bir süre geçtikten sonra da dokunaklı bir evlilik teklifi yapmış olsaydı eğer Jane Austen'in umutsuz bir romantik olması fikrinin altına imzamı atardım. Ama Bay Darcy'nin Lizzy'ye aşık olabilmesi için önce kafasındaki soru işaretlerine açıklayıcı cevap verip onları etkisiz hale getirmesi gerekti. Allahtan ikna kabiliyeti kuvvetli bir insan da bir sene dolmazdan evvel evlilik teklifini tüm sosyoekonomik gerçekleri de barındıracak biçimde gerçekleştirebildi. Eğer Jane Austen umutsuz bir romantik olsaydı Lizzy Bay Darcy'yi önce tatlı tatlı paylar sonra da "Ama aşkın önünde de hiçbir engel duramaz ki canım. Varsın olsun anneme hakaretler edin ben Pemberley'in hanımı olmaya razıyım canım elime mi yapışır derdi. (İyi ki roman yazmıyorum.) 


Eğer o dönemde paraya ve toplum tarafından acınmasız bir yaşama ulaşmanın yolu evlilikten geçmeseydi ben Jane Austen'in bazı karakterlerini evliliğe ikna edebileceğini bile düşünmüyorum ama bunun tek istisnası Emma gibi görünüyor. Emma zengin ve toplum içinde saygın bir konuma sahip bir hanımefendi. Kendisi de evlenmeyi düşünmüyordu zaten ama şimdi Bay Knightley gibi bir karakter yazılmış artık iş işten geçmiş boşa mı gitsin. Hem arada bir azıcık romantizm kimseyi öldürmez hatta güldürür ve ruhu kısa bir an bu dünyanın eğlenceli bir yer olduğuna inandırabilir. 
Jane Austen evli ve 12 çocuklu olsaydı da insanlar ona umutsuz romantik der miydi merak ediyorum. 
Şimdi zihnimi, telefonumun notlar kısmını ve not defterimi taradım da benim söyleyecek başka bir lafım kalmamış bu konu hakkında. Artık topu size atıyorum benden çıktı hadi geçmiş olsun.

Ufak bir anket. 
Sizce Jane Austen umutsuz bir romantik mi?
A) Evet, son kararım.
B) Ne fark eder zaten derdim boyumu aşmış
C) Belki biraz bazen
D) Hayır
E) Bay Darcy'yi saymazsak hayır 

Resimler Pinterest'ten.

28 Ağustos 2018 Salı

İkna

İkna'yı ilk bitirdiğim zamanı hatırlıyorum da lise son sınıftaydım. Kış saati uygulamasından dolayı biz okuldan çıkarken hava zifiri karanlık oluyordu. Minibüse binip oturacak yer bulacak kadar şanslı bir gündü kitapta da son sayfalardaydım. Minibüs de gerçekten seveninin olup olmadığını bilmediğim biraz ürkütücü renkli ışıklarını yakmıştı. Stüdyoda romantik anlar... Son sayfalarda gözlerim bir kelimeden ötekine sonra yanındakine derken hızlı bir koşu kopartmıştı. O zaman Yüzbaşı Wentworth'ün mektubundan çok fazla etkilendiğimi hatırlıyorum. 


Şimdi hangisi olduğunu hatırlayamadığım bir kitapta (Jane Austen Kitap Kulübü ya da Jane Austen'in Kayıp Anıları) bu kitabın ikinci şansı hak eden herkese ithaf olunduğundan söz ediliyordu. Kitabın filminin adı da İkinci Şans. Ben şimdi "Ben yüzbaşının yerinde olsam ikinci şansı verebilir miydim bilemiyorum gururum buna izin verir miydi?" diyeceğim siz de gerçek aşktan falan dem vuracaksınız o yüzden bu bahsi kapatıyorum.
Jane Austen'in karakterleri arasında Anne Elliot'u hep kendime yakın bulmuşumdur. Onun da herkesin mutluluğu için kendinden taviz vermesi gerektiği gibi akıl almaz bir görüşü var bilin bakalım başka kim böyle düşünüyor. 
Kitabı hızlıca özet geçeceğim şimdi. kemerlerinizi bağlayınız rica ederim, kalkışa geçiyoruz. Elliot'lar soylu bir ailedirler. Anne Elliot 8 yıl önce fazla parası pulu olmayan ama başarılarından ötürü komutanlığa terfi ettirilen Frederick Wentworth'e aşık olur. Evlilik teklifi yapılır, kabul edilir fakat bu anlaşma Elliot gururuna takılır. Anne, Lady Russel (Anne'in annesinin arkadaşı ve komşuları) ve ailenin diğer üyeleri tarafından bu evliliğin her iki taraf içinde kazançlı olmadığına ikna edilir. Gençler ayrılır. Yüzbaşı Wentworth denizlere gider, Anne Elliot ise 8 yıl sürecek bir sessizliğe mahkum olur. Bu sırada evlilik teklifleri alsa da kabul etmez. 8 yıl sonra Yüzbaşı Wentworth hatırı sayılır bir servet yapmış olarak şehre döner ve olaylar gelişir. 
Başkasına akıl vermeyi kendine hak gören insanlar beni hep korkutmuştur. Bu öz güven Balkanlardan sorgusuz sualsiz mütemadiyen gelen soğuk hava dalgasından bile münasebetsiz. Bu insanlar sonradan verdikleri akıllar olumsuz sonuçlara yol açsa da kendilerinde kusur bulmaya yanaşmazlar. Hata yapmaktan korkanlarsa bu insanlara güveniverirler çünkü deneyimin gücüne inanırlar. İnsanlar hata yaparak öğrenir zeki insanlar ise başkalarının hatalarından ders çıkarır derler. Karışık Kaset romanında yazar diyor ki aslında zeki olduklarından değil korkak olduklarından başkalarının hatalarından ders çıkarmayı uygun görüyor bu insanlar. Aslında şu an hata ne onu da sorguluyorum. Üniversitede Antropoloji dersinde bize "doğru" diye bir şeyin olmadığı öğretilmişti "doğru" diye bir şey yoksa "hata" diye de bir şey yoktur bence. 
Ben bu kitapta olsaydım eğer Yüzbaşı Wentworth'ün Anne'e yazıdğı mektubu verebilmek için unutmuşum bahanesiyle geri dönüp aldığı eldivenler olurdum.
Kitapta altını çizdiğim pek çok yer var ama sadece bir şeyden bahsetmek istiyorum. Jane Austen neşeli bir ruh halini "Tanrı'nın en seçme armağanı" olarak adlandırıyor ve o kadar haklı ki değinmeden geçemedim. 
Madem laf lafı açıyor, kitapta her şeyin açığa kavuşturulmasını sağlayan tartışmanın fitilini bir de ben ateşleyim. Sizce sevdiği insanı erkekler mi daha çabuk unutur kadınlar mı? Anne Elliot erkeklerin daha çabuk unutacağını savunuyor. Ama bunun cinsiyetle alakası var mı bilmiyorum kim daha az seviyorsa sevgisinden daha çok söz ediyordur. Ay bi dk romanlar karıştı. Hoop konu yine geldi mi Bay Knigtley'ye.
Not: Kitabın biri 1995 biri 2007 yapımı iki filmi var ben ikisini de sevdim arz ederim.

1995


2007


27 Ağustos 2018 Pazartesi

Mansfield Park

Mansfield Park Türkçeye Umut Parkı olarak çevrilmiş. Neden bu adı uygun gördüler acaba? Umut derken ne kastediliyor? Fanny'nin Edmund'a olan umudu mu yoksa Edmund'ın Mary'ye olan umudu mu? Şimdi düşününce aslında kitapta pek çok "umut" var. Fanny'nin Edmund'ın Mary'nin gerçek yüzünü anlayacağına dair umudu, Edmund'un Mary'nin özündeki iyi insanı ortaya çıkartacağına dair umudu, Henry'nin Fanny'ye dair umudu, Sir Thomas'ın Fanny'nin parlak geleceğine dair umudu, Price'ların Bertram'lara yönelik umudu... Hayat zaten kocaman bir umut bulutu. Umutlar bir tek bu kitapta mı var sanki derseniz beni hemen ikna edersiniz. Yine de bu kitaba Umut Parkı adının verilmesine başka bir açıklama bulamıyorum. Sizin bir açıklamanız varsa beni aydınlatın her mihnet kabulüm yeter ki mantık eksilmesin penceremden.


Konuyu hızlıca özet geçiyorum. (Yazı spoiler içerebilir sonra bana içerlemeyin) Price'lar sosyoekonomik bakımdan düşük seviyede ve çok çocuklu bir ailedirler. Fanny'nin teyzesi ise zengin bir beyefendiyle evlidir. Bu aileden Price'ların bir çocuğunun bakımını üstlenmesi istenir. Fanny ailesinin yanından alınır ve Mansfield parka gönderilir. Orada ona kötü davranılmaz fakat kuzenleriyle de eşit bir konumda değildir. Fanny'nin kuzeni Edmund Bertram Fanny'ye bi ağabey gibi davranır ve aralarında kuvvetli bir bağ oluşur. Ve yıllar geçtikçe yeni komşular, yeni arkadaşlıklar, evin çocuklarının evlilik çağına gelmesi vs derken olaylar gelişir. 
Austenzede ile aa o ordan mı geliyormuş kuşağında bugün: Kitaptaki Fanny'nin ikinci teyzesinin ismi olan Bayan Norris J. K. Rowling tarafından Harry Potter kitabında Mr Filch'in kedisine verilmiştir. Karakterin huysuz olması sebebiyle J.K. Rowling'in bu adı uygun gördüğü söyleniyor. Düşününce gerçekten de uygun bir isim hatta direkt Mr Filch'e bile verilebilirdi. İki karakter de "haddini bilmeyen" insanlardan hoşlanmıyor ve gençler bir hata yaptığında en ağır şekilde cezalandırılmaları gerektiğini düşünüyor. Mr Filch'de bu kulaklardan duvara çivilenmek olarak kendini gösterirken Bayan Norris'de ise yaz kış soğuk odada oturmak olarak vücut buluyor. Austenzede ile aa o ordan mı geliyormuş kuşağını dinlediniz.
Kendini bir yere ait hissetmek benim hayatta en çok zorlandığım şeylerden biri. Mesela liseye ait hissetmem tam 4 yıl sürmüştü gerçi lise o zamana kadar bitmişti aman neyse canım. Fanny acaba kendini bir yere ait hissedebiliyor muydu merak ediyorum? Ailesini sonradan görmeye gittiğinde ona hiç tepki göstermedikleri kısımda kitabın içine girip hepsini teker teker sarsmak istedim ama tabii sonradan kendimi toparlayıp olgun bir insan olduğumu kulağıma fısıldadım ve satırları okumaya devam ettim yoğ kitabı kapatıp koltuğa fırlatmadım.
Jane Austen'in -Anne Eliot hariç- karakterlerinin kararlarından bu kadar emin olabilmeleri beni mest ediyor. Jane Austen'in de bir evlilik teklifini önce kabul edip ertesi gün reddettiği biliniyor. Acaba karakterlerine bu sebeple mi kesin kararlar verdirtiyor ve bu kararlar olumlu sonuçlanıyor beni düşündürüyor. (Olumlu sonuçlanmak diye kestirip attığım şey de Bay Darcy ile evlenmek :D) Lizzy'nin yerinden olsam Collins'in teklifini reddedebilir miydim bilmiyorum. Sonuçta tüm aile kurtulacaktı bu evlilikle. Fanny'ye hiç değinmiyorum ben bile bir ara Henry'ye karşı yelkenleri suya indiriyordum vallahi, Fanny dirayetli çıktı. Ben aman eniştemi sevindireceğim kuzenlerim gibi olmayacağım diye ucuz kahramanlık falan yapmaya kalkar sonrada el elde baş başta kalakalırdım! Gerçi Henry kendini bile kandırdı beni mi kandıramayacak ya neyse.
Gelelim Mary'ye. Kitaptaki Mary'nin Bertram kardeşlerden hangisine aşık olacağına karar vermeye çalıştığı kısma çok güldüm. Ve duygularımız üzerinde ne kadar hakimiyetimiz var merak ettim. Jane Austen'in bir sözü geldi akabinde aklıma "Zaten birini sevmemeye karar verdiysek her zaman geçerli bir sebep buluruz." yani tam olarak böyle değilse de bunun gibi bir şeydi. Mary'nin ilk görüşte tüm mirasın kalacağı büyük çocuğa abayı yakması zaten Tom'un erdemli kişilik özelliklerinden değil de ne!
Kitapta tam Fanny ile Edmund'ın konuştuğu ve Fanny'nin duygularını dizginlemeye çalıştığı bir sohbet esnasında dışarıdan geçen bir arabanın teybinde son ses "Aşkını bir sır gibi senelerdir saklarım." çalıyordu ve saat 01.05 idi. Bu aralar böyle küçük rastlantılar yaşıyorum ve bu çok hoşuma gidiyor ya da deliriyorum ama siz bana aldırmayın. 
Ben böyle daldan dala atlıyorum ama umarım sıkılmadınız. Sesim mi yankılanıyor yoksa yazının bu kısmına kısmına kadar kimse dayanamadı mı? Tamam sizi bıraktım ben devam ediyorum birinin kahraman olması gerek dostlarım!
Kitapta okuyunca beni güldüren cümlelerden birini de şuraya eklemeyi boynuma bir borç bilirim. Bayan Norris diyor ki (Böyle yazınca da sanki sünnet davetiyesi okuyormuşum gibi geldi Oğlumuz Eymen Berat Efe diyor kijashjds ay kendi kendime iyi güldüm içimden.) "Genç bir insanın bütün gün kanepelerde yatıp durması ayıptır, çok ayıp!" Ben bu satırları okurken Allahtan yatağımda oturuyordum aranızda bu yazıyı kanepede oturarak okuyan varsa hemen kalksın ve bu ayıptan kendini korusun rica ederim. 
Bu arada ben bu kitapta olsaydım Fanny'ye çalışma ve dinlenme yeri olarak verilen odadaki şömine olurdum Bayan Norris'in yanmasına izin vermediği.
Altını çizdiğim satırları da ekleyip yazıya son vereceğim. 

"Evlilik bir düzen dolap meselesi." (İnstagram'daki son derece becerikli yeni gelinlerin tek bir toz zerresinin bile misafir olmasına izin vermeyecekleri düzenli mutfak dolapları geldi de aklıma Jane Austen'e hak verdim. İnceyi kaptınız mı?)

"Kenardan bakıp da pireyi deve yapan seyirciler aslında evlenenlerden daha çok yanılırlar." (Bu beni üzer)

"Bencilliği ne yapıp yapıp bağışlamak gerekir, çünkü tedavisi yoktur." (Genelde ben o kişileri beynimde sarsma yöntemini daha çok kullanıyorum ama bu da denenebilir.)

"Ne var ki bütün acı ilaçlar gibi bu da bir an kötü bir tat bırakacak ağızda, sonra yutulacak ve unutulacak." (KPSS puanımdan bahsediyor.)

Not: Kitabın 1999 ve 2007 yapımı iki filmi var ben 1999 yapımını daha çok sevdim arz ederim.


         

(1999)

   

(2007)
                        
                                 






18 Ağustos 2018 Cumartesi

Aşk ve Gurur ve Burçlar



Yıllardır buralardayım ama ilk defa birisi bana bir yazı fikri ile ilgili mesaj attı. Ben de şimdi o kişiye fazlasıyla gecikmiş bir cevap veriyorum. Öncelikle teşekkür ediyorum ve ardından bu kadar geç yazabildiğim için özür diliyorum. Anlayacağınız bu yazı fikri bana ait değil ben de neler yazacağım merak ediyorum.


Öncelikle belirtmeliyim ki burçlar hakkında bildiğim tek şey boğa burcu olmam. Twitter'dan da öğrendiğim iki şey var ikizler burcu kötüdür balık burcu duygusal. Hal böyle olunca yazının arka sekmesinde bir astroloji sayfasının açık olduğunu tahmin etmek sizin için çok da zor olmaz diye düşünüyorum. Yararlandığım sayfanın linkini şuraya bırakıyorum. Baştan söyleyeyim eğer aranızda burçları iyi bilen biri varsa fikirlerini benimle paylaşsın çünkü şu an zihnim boş a4 kağıt gibi ya da a3. İşte geliyor, Austenzede gururla sunar: Aşk ve Gurur ve Burçlar...

Elizabeth Bennet/Koç
Okuduğum kadarıyla Lizzy tam bir koç. Sitede koç burçları eleştirmeyi ve hoşlanmadığı şeyleri dile getirmeyi sever diyor. Bu cümleyi okuyunca karar verdim Lizzy'nin bir koç olduğuna. Olumlu yanlarda da engelleri aşabilme yetisi diyor toplumsal normları yıkıp geçtiler daha ne olsun. Zaten ben Lizzy'yi tanımayıp sadece Bay Darcy ile evlendiğini bile bilsem koç gibi kız maşallah derdim.

Bay Darcy/Boğa
Bay Darcy'ye boğa burcu dersem bana güler misiniz bilmiyorum. Ama boğa erkeğinin özelliklerinde "karşı cins tarafından oldukça beğenilir"i görünce duramadım yapıştırdım, affedin. Bu burcu seçmemde tabii ki "para sahibi olur" yorumunun etkisi yok onu da nereden çıkardınız.

Bay Wickham/İkizler
Daha önce de söylediğim gibi ikizler burcu hakkında hiç iyi konuşulduğunu duymadım. Hatta bugün bir İnstagram postunda Burçların Şerefsizlik Oranı tablosunda ikizler %200 idi. Sitede de güvenilmez, dedikoducu ve havai yazıyor, yanılıyor olamam. Bu yazıyı okuyan ikizler burçları varsa olumlu yanlarda sempatik, konuşkan, canlı da yazıyor bana kızmayın bu arada en yakın arkadaşımın ikizler burcu olduğunu söylemiş miydim söylemediysem tekrarlayayım en yakın arkadaşım ikizler burcu, en yakın.

Jane Bennet/Balık
Balık iyi niyetlidir Jane de iyi niyetlidir o zaman Jane balıktır.

Bay Bingley/Yengeç
Burçlardan anlayan arkadaşlarımla sohbet ederken yengeç erkeğiiiğ dediklerinde gözlerinden kalpler çıktığını hatırlıyorum. Bu sebeple arkadaşlarımdan aldığım ve sitede yazanların verdiği yetkiye dayanarak (sempatik, nazik, İYİ EŞ, züppe) Bay Bingley'i yengeç ilan ediyorum. 

Lady Catherine De Bourgh/Aslan
Merhaba aslanlar, dedikodu yapmak gibi olmasın ama bu site sizden pek olumlu bahsetmiyor benden duymuş olmayın ama dostunuz olarak bilgi paylaşımı yapayım dedim. Otorite, diktatör, zorba, züppe, şaşaya düşkünlük... Oklar kimi gösteriyor dersiniz? Bir de yalnızca Bay Collins'in görebildiği özellikleri de yazmışlar hayret bir şey: yüce gönüllülük, cömertlik, üstünlük, iyi organizasyon...



Bay Bennet/Başak
Analizcilik, esprili konuşma(Bayan Bennet'ın zavallı sinirleri ile ilgili söylediklerini hangimiz unutabildik?), hesap kafası- işgüzar(Önce "cool" yapıp Bay Bingley'i en önce görmeye gitmeler vs.) aşırı tenkitçi(Bayan Bennet'la tüm roman boyunca aynı fikirde olduğumuz tek konu Bay Bennet'ın kızlarına aptal demesinin saçmalığı! Bu konuda çok doluyum Bayan Bennet olsa da dertleşsek keşke)...

Bayan Bennet/Akrep
Ay vallahi akrep!

Lydia/Aslan
Canlı, enerjik, neşeli, para biriktiremeyen savruk. Orada bir yerde bir de aşırı EVLİ olacaktı ama hadi o da benim siteye katkım olsun.

Kitty/Yengeç
Hassas, zayıf karakterli, değişken duygular. Kitapta başta Kitty'nin Lydia'nın etkisinde kaldığını görüyoruz ama o hayatından çıkınca ablalarının yönlendirmesiyle iyi huylu bir kıza dönüştüğünü söylüyor Jane Austen. Halk içinde nereye çeksen oraya gelir tabir ettiğimiz duruma karşılık geliyor bu da. Ben yengeç diyorum son kararım.

Georgiana/Terazi
Küçüklüğümden beri hatırlıyorum biri terazi burcu demeye görsün herkes hep bir ağızdan "dengesiz" derdi. Aa burçlarla ilgili 4 şey biliyormuşum yanılmışım Gryffindor'a 5 puan. Tesir altında kalma(Bay Wickham!!), güzellik(aile geleneği), güzel sanatlara yetenek(Ah Caroline olsaydı beraberce yeteneğini överdik Bay Darcy'ye söyleyelim de mektubunda ona bu beğenimizden bahsetsin!), zarafet, incelik, alımlılık falan zaten bunları biliyoruz Caroline bile hemfikir.

Caroline/Akrep
Kindar, kıskanç, cazibeli, benmerkezci, güçlü, güçlü sezgiler (ki Bay Darcy'nin Lizzy'ye olan ilgisini Bay Darcy'den önce fark etmişti zat-ı şahaneleri). Nasıl akrep demeyeyim ben şimdi.

Mary Bennet/Oğlak
Sitede şöyle yazıyor bilgiye önem verir stop çevresine duvar örer kendi önüne engeller koyar stop. 

Charlotte Lucas/Yay
Karşı cinsle olan ilişkilerde önce arkadaşlığa ve dostluğa önem verir diyor ve sadık bir partner olur. Şarlıtcığım zaten romantik değildir ve hiç olmamıştır ben demiyorum vallahi kendi söylüyor.

Bay Collins/Kova
Umulmadık gariplikler(Lady Catherine'in pencerelerinin maliyetini bilmek), olmayacak hayaller(Önce Jane'in sonra Lizzy'nin evlenme teklifini kabul edeceği fikri), kendini beğenmişlik... Ben ikna oldum. Alınmasın diye birkaç iyi özellik de yazayım bari mucit, entelektüel, hümanist, dost vs. vs.


İşte benim düşüncelerim bunlar siz ne düşünüyorsunuz astrolojiyi öğreneli 10 dk falan oluyor siz yine de bana çok güvenmeyin. Büyük olasılıkla yarın unuturum tüm bildiklerimi. Benim boğa burcu olmam hariç onu arkadaş ortamında söylerim diye hep içimden tekrar ediyorum. İç konuşmam genelde şöyle oluyor "Austenzede sen boğa burcusun ve boğa burçları yemek yemeyi sever okey?)

Not: Bu burçlara çok da güvenmeyelim yüzümüze gülüp arkamızdan konuşuyo olabilirler. Olumsuz yanlar dallanıp budaklanıyorken olumlu yanlar hepsinde aynı. Ben yine kendi bildiğimden şaşmayayım herkes kendini kurtarır olan bana olur. Balık iyidir ikizler kötü ben boğayım





16 Ağustos 2018 Perşembe

Toplama Kişilik

Merhaba...
Günlük Yazmak ile ilgili yazıma yorum yapan bir okuyucuya bu yazıyı dün yazacağımı söylemiştim ama araya beni çok etkileyen bir film girince dayanamayıp onu yazdım.  Birkaç saatten bir şey olmaz bence. Hala 16'sı farz edebiliriz.
Yorumda benim günlüklerime nasıl kıydığım soruluyordu. (Yazıyı okumayanlar için küçüklükten beri tuttuğum günlükler çöpe atmamı anlatıyorum yazıda.) Aslında onları attıktan sonra hiç pişman olmadım ve sonrasında da olmayacağımı düşünüyorum.
Geçenlerde bir Youtuber'ın röportajını izliyordum. Röportajda küçükken önce Harry Potter'ı çok sevdiği için Harry'ye özendiğini ve onun gibi davrandığını biraz büyüyünce Chuck dizisindeki Chuck karakteri ile aynı durumu yaşadığını ve bunun yeni bir şeyler izledikçe böyle devam ettiğini aslında oradan buradan toplama bir kişilik olduğunu söyledi. Bu cümleleri duyunca bende bir rahatlama oldu tabii. Çünkü ben de gerçekten böyle hissediyorum toplama bilgisayar gibi. Günlüklerimde İpek Ongun'un Bir Genç Kızın Gizli Defteri'ni okuduğum yıllarda "Serra gibi"  yazmışım, Hermione'ye imrenip onun gibi davranmaya çalışmamdan söz dahi etmiyorum çünkü hemen aklınıza gelmiştir. Sonra o sayfaları takip ettiğim köşe yazarları gibi yazdığım yerler takip ediyor. Sonrasında Jane Austen'le tanışmam ve işte buradayız. Aslında tüm o kişileri kendimle harmanlayıp yeni bir kişilik mi tasarladım yoksa bu yolda kendimi mi kaybettim tam emin olamıyorum.
Aslında günlük yazarken kendimize karşı dürüst olabileceğimizi zannediyoruz ama bunu pekçok kişi başaramıyor. Ben de onlardan biriyim galiba. İnsan düşünebilen ve düşünebilmeyi de engelleyemeyen bir varlık aynı zamanda. Sadece kendimiz okuyacağımız bir şey ama yazıya dökerken kontrolünün elimizde olmadığını bildiğimiz düşüncelerimize istediğimiz biçimi verebilme kudreti başımızı döndürüyor olsa gerek. İşte bu sebeple günlükleri atmak benim için kolaydı çünkü orada yazan kişi olmadığımı kendim olma cesareti gösteremediğimi biliyorum. Gerçekten kendim olduğum sayfaları sakladım onu da söylemeden geçemeyeceğim.
Geçen gün izlediğim bir dizide insanın kendini tanıma süreci bir ömür sürer diyordu sanırım kendimi bulana kadar daha buralardayım bu da bir ömür sürecek demek oluyor.
Şu an bu toplama kişilikler kulübünde 2 kişiyiz. Aranızda böyle hisseden var mı ve bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yoksa bu normal bir şey mi aslında herkes öyle düşünüyor da birbirimize mi yalan söylüyoruz? Bana yazın lütfen.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...