austenzede etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
austenzede etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ağustos 2020 Cumartesi

Yaz Mimi

Merhaba,


Mimlenince blogger olduğumu hatırladım ve uzun bir aradan sonra yeniden blogger kimliğimle karşınızdayım. İçimdeki Yaz ismine yakışan şekilde bir yaz mimi yapmış ve beni de davet etmiş ben de tabağı boş göndermiyor ve sorularını cevaplıyorum. Teşekkürler.


Dondurma mı meybuz sorbe mi?

Buzlu kahveyi bile buz yemeyi meşrulaştırmak için yapan bir insan olarak dondurma sevdiğimiz bir tatlıdır ama benim sadık yarim buzdur demek istiyorum.


Kavun mu karpuz mu?

Fışır fışır karpuz yemek! Ben dondurup yemeyi de seviyorum karpuzu.


Köy tatili mi deniz tatili mi?

Gidecek bir köyüm olmadığı için seçenekler arasında hiç düşünmüyor direkt deniz tatili diyorum ama gönlüm daha çok kültür turizminden yana.


Otel mi pansiyon mu?

Otel bana çok yapay ve soğuk geliyor. Gidilen yere göre değişir ama pansiyon tipi yerler sosyal çevreyi daha iyi kucaklayabiliyor gibi (sosyal çevreyi kucaklamak mı... sosyal çalışmacı kimliğimle Austenzede kimliğim birbirine karıştı bi' sn.) bundan sebep pansiyonu seçiyorum.


Deniz mi havuz mu?

Bay Darcy'nin evinin önündeki göl demek istiyorum. Lafı Bay Dacry'ye getirmeden 4 soru dayanabildim. Ufak bir kutlamayı hak ediyorum bence ama yine de siz bilirsiniz.


Mayo mu bikini mi haşema mı?

Hiçbir deniz kıyafetini sevemiyorum ben ya neden daha rahat bir deniz kıyafeti yok, yetkililer! (Sondaki "Yetkililer!" kısmını Melikşah Aldundaş sesiyle okumanız önerilir.)


Yüzmek mi güneşlenmek mi?

Birkaç yıl önde hayatımda bir kere güneşlenmeye yeltendim ve tüm vücudum su topladı. Şimdi en az 50 faktör güneş koruyucu kremimi sürüyor ve önüme bakıyorum. Some beyaz ten problems. Ayrıca böyle bir sorunum olmasaydı da güneşlenmeyi seçmezdim sanırım. Güneşlenmek manasız bir eylem gibi geliyor bana.


Sandalet mi terlik mi?

Her ne kadar terlik şimdi çok moda olsa da hatta bazı modelleri çok beğensem de her yerde terlik giymek bana garip geliyor o yüzden sandalet diyorum.


Elbise mi etek mi?

En son Bay Darcy mi Bay Knightley mi ikileminde böyle kararsız kalmıştım. Günlük hayatında etek ve elbiseyle yaşayıp pantolon giyince morali bozulan biri olarak benim için zor bir karar. Seçmen şapkayı göreve çağırıyorum! Sanırım elbise diyeceğim ama etekten de özürlerimin kabulünü rica ediyorum ayrıca.


Yaz mı kış mı?

Yaz. Kış olunca ağlamaklı oluyorum. Yepelek ruhum karanlık ve soğuk havayı kaldıramıyor. 


Yaz miminden saygımla çıkıyorum. Şimdi gideyim de bu mime kimler neler yazmış okuyayım. Hepimize iyi yazlar!

19 Ocak 2020 Pazar

Huzursuzluğun Kitabı- Fernando Pessoa

Uzun zamandır beni böyle kuşatan bir kitap okumamıştım. Hissettiğim şeylerin birkaç kelimeyle hop diye açıklanabilmesi beni mest ediyor. Huzursuzluğun Kitabı'nda da bunu yaşadım hep. Kitabın tek kusuru çok kalın olmasından mütevellit hiçbir çantaya sığmamasıydı. Birkaç kere dışarı çıkarken yanıma almak gafletinde bulundum ama omzum konuşabilseydi eğer "başlatma var olamayış sancılarından evde oku şu meredi" derdi herhalde buna neredeyse emin gibiyim.


Her ne kadar hemen bitirmemeye gayret etsem de sayfalar ellerimden kaydı gitti. Bu kitabı ilk kez okuma ayrıcalığını kaybettiğim için üzgünüm şimdi sadece. Kitaptan biraz Tutunamayanlar havası aldım. Fakat o ne görkemli tutunamayış be Pessoacığım. Farkında olanlar için insan olmak zor zanaat. 

Huzursuzluğun Kitabı okuması zahmetli olan kitaplardan. Hayatı kolayca yaşayabilenler kitabın sonunu getirmekte zorlanırken hayatı yaşarken duygusal/düşünsel savaş vermek zorunda olanların ise kitaptan aldığı tat apayrı oluyor. Burada hayatı kolayca yaşayanları küçümsemiyorum bilakis onları kıskanıyor ve onlar gibi olabilmek istiyor fakat her yeni gün olamayacağıma yönelik inancımla baş başa kalakalıyorum. 

Kitap birbirinden bağımsız yazılardan oluşuyor. Pessoa çok okuyan bir insan olmadığını söylese bile duygularını, düşüncelerini nasıl bu kadar arı bir şekilde açıklayabilmiş hayran olmamak elde değil. Belki de okumak insanı daha çok karıştırıyordur emin değilim.

Kitabın ilk yarısını daha çok sevdim. Sevdiğim diğer şeyse ıstırap molalarıydı. Keşke gerçek hayatta da bu olsa. Olumsuz hislere kapıldığımız an her şeyi bırakıp ıstırap molası verebilsek.

Çok konuştum. Zaten özet defterime altını çizdiğim satırları yazmam 28 sahife sürdü. Gideyim de parmaklarıma bunun hesabını nasıl vereceğim onun üzerine kafa yorayım ben. 

Kitabı kimler okumasın: coşkuyla uyananlar, evden çıkarken yanlarına neşeyi de alanlar, her şeyin yoluna girmesi için çözüm önerisi göğe bakmak olanlar, Instagram'da gördüğü bir mottoyla 3 saniye içerisinde motive olabilenler.

Kitabı kimler okusun: uyanırken neşeyi ve diğer bütün pastel şeyleri yastıkta bırakanlar, motive olabilmek için kendi olmaması gerekenler gerekenler, Instagram'da motto görünce göz devirip geçenler.

Daha önce okuyanınız varsa, kitabı kimseyle tartışamamak ıstırabından çekip alsın beni rica ederim.

Ve kitabın giriş cümlesiyle yazıya son veriyorum.

"Öyleyse kim kurtaracak beni var olmaktan. Hayatımı toprağa veriyorum."

17 Ocak 2020 Cuma

Mim- Blog Yazmaya Nasıl Başladın?

Blog okuma kültürü olmayanların "mim ne be" dediklerini duyar gibiyim. Blog yazmaya başlamadan önce doğru düzgün bir (1) tane bile blog yazısı okumadığımdan -bundan çok utanıyorum ya ama blog okumaya başladım eskisi gibi değilim artık- ben de hala bu kavram nereden çıkmış bilmiyorum. Ama mim olayını bloggerlar arasındaki bir çeşit komşuluk olarak algılıyorum ben. Biri sizi bir yazı temasında yazmaya davet ediyor siz de tabağı boş göndermiyor bir şeyler yazıyor ve başka bloggerları da tabağı boş göndermemeye davet ediyorsunuz. Beni bu sefer sevgili İçimdeki Yaz mimlemiş. Kendisine teşekkür ediyorum ve hikayeme geçiyorum. Onun mimine buradan ulaşabilirsiniz. 

Seneeğ 2013. Mütemadiyen Jane Austen konuşmak istiyor, Gurur ve Önyargı tartışmak arzusu ile yanıp tutuşuyor, Willoughby yerme isteğiyle dolup taşıyor fekat muvaffak olamıyorum. Yakın çevremdeki herkesin -sağ olsunlar- lafı her Jane Austen'e getirişimde çevik göz devirmelerle bu düşüncelerimi gidip günlüğüme yazmamı salık vermelerinden cesaret bulmuş olacağım Twitter hesabı açmaya karar veriyorum. Belki Jane Austen seven birileriyle tanışır azıcık kitaplarından konuşuruz derdindeyim. Bu süreçte üç kelimeyle anlatabileceğim şeyi 32 kelimeyle anlatmaktan, asıl anlatacağım konuya gelmeden kafamda başı boş gezen düşüncelerle etrafında bir tur atmaktan, süslü peruklu pudralı kelimeler kullanmaktan çok hoşlanmaya başlıyorum ve Twitter'ın 140 karakteri bana dar geliyor. Ablam sürekli blog açmam için beni teşvik ediyor hatta bana bir blog açıyor tasarımını düzenini yapıp önüme seriyor ve ben de başlıyorum yazmaya. Ve olaylar gelişiyor.

Ciddiyet Molası

Blog yazmaya başladığımda bir iki kişi okur Jane Austen'den konuşur eğleniriz diye düşünüyordum çünkü blogun teması çok spesifikti. Ama 17.01.2020 itibarıyla yazıların tam 213.770 kez görüntülenmiş olmasına bakıp mutlu oluyorum. Beni düşüncelerimle yalnız bırakmadığınız için teşekkür ederim ve yaptığınız yorumlar için de. Her biri benim için çok kıymetli desem klişe bir cümle olacak o yüzden demiyorum. Ben kendim okurken eğlenmediğim hiçbir yazıyı yayınlamadım bu süreç boyunca. Umarım siz de okurken keyif alıyorsunuzdur. 

Ciddiyet Molası Bitti

Blog aleminde hala çok acemi olduğum için yazıyı okuyan herkesi mimi yapmaya davet ediyorum. Ve düşüncelerinizi benimle paylaşmaktan kendinizi alıkoymayın rica ederim. 

Hoşça kalın.

31 Aralık 2019 Salı

2019 Muhasebesi

Merhaba,

Bir geçmiş yıl muhasebesi yapıp çıkacağım siz bana takılmayın.

Fark ettim de marttan beri neredeyse hiç kulüp harici  yazı yazmamışım.

Beni gerçek hayatta tanıyıp da blogumdan haberdar olanların sayısı arttığı için Mrs. Rottenmeier tabir ettiğimiz otokontrol sistemim devreye girdi ve maalesef artık blog tahtıma keyfimce kurulamıyorum. 

Gelelim 2019'a.

Bu yıldan o kadar ümidim yoktu ki her yıl düzenli ajanda kullanan ben bu yıl "2018 ajandasının son sayfaları boş, önemli bir şey olursa oraya yazarım zaten yaşamıyorum" diyerek yıla giriş yapmıştım. 

Ve şu an 2018 ajandasının son sayfalarına sığdırmaya çalıştığım kargacık burgacık  yazıları çözmeye çalışarak bu yazıyı yazıyorum.

Ocak ve şubat beni sukut-u hayale uğratmadan "hiçbir şey olma" görevlerini icra edip hayatımdan çekildiler.

Ve mart ayında yıllardır hayal ettiğim kitap kulübünü kurma cesaretini gösterebildim. Kulübü kurma sürecinde beni bir an olsun yalnız bırakmayan anksiyete ve obsesif kompulsif bozukluklara teşekkür etmeden geçemeyeceğim. 


(ilk toplantıdan)

Jane Austen Kitap Kulübü ile toplamda 8 toplantı gerçekleştirdik. 2'si film gösterimiydi. Bir kere de Jane Austen harici okuduğumuz birkaç kitabı konuşmak için buluştuk. Bu süreçte şahane insanlarla tanıştım. -Bunu alelade bir cümle olsun diye yazmadım, gerçekten şahane insanlar- Ortak okuduğun kitapları tartışabildiğin, benzer heyecanları paylaşabildiğin insanlarla muhabbet etmenin keyfini bu yıl daha iyi anladım. Sevgili kulüp üyeleri yakanızı bırakmayacağımı bildirir gözlerinizden öperim, akrabalara selam.

Martta hayatımda ilk defa bir işe girdim. Trajikomikti. Gerçekten komik gelmeye başladığı bir zamanda onu da anlatacağım. İşe dair en güzel şey yakınında kahveci olmasıydı. Orada tek başıma oturup bazen bir şeyler okuduğum, bazen boş baktığım, bazen Instagram Keşfet'te yolumu kaybettiğim, bazen insanları gözlemlediğim, bazen sevgili kavgalarını dinlediğim anları çok özleyeceğim.






Bu yıl 32 kitap okudum. Ve bu okuma faaliyeti bütünüyle toplu taşıma araçlarında gerçekleşti. Bu yıl evde oturup kitap okumayı özledim.

78 film, 12 dizi izleyip 4 konsere gittim. Çocukluğumdan beri hayalini kurduğum ceviz çalışma masasını aldım. 

Kasım ayında atandım. İki buçuk yılın ardından oldu aman canım geç olsun da.. gerçi güç de oldu neyse iyisi mi biz bu bahsi kapatalım. 

Bu yıl aslında en çok acı çektiğim yıl oldu. 2019 bazı şeyleri kafama vura vura öğretti bana. Kolayken bile zor olan hayatın zorken ne kadar zor olabileceğinin idrakine acı bir şekilde vardım. Bazen bütün gün tüm gücümü gözyaşlarımı tutmaya harcadığım günler de oldu. Bazen de "ee bir sürü iyi haber aldım ne yapılır ki bu kadar mutlulukla" diye düşündüğüm günlere de şahit oldum. Ama biri çıkıp bunların hepsi kafanda gerçekleşti dese "tamam" diyecek bir ruh halindeyim.

Kişisel olarak kendimi aştığım bir yıl oldu bu aynı zamanda. Sınırlarımın dışına çıktığım ve bundan keyif alabildiğimi gördüğüm bir yıldı. 

Yeni yıl hedeflerimi de yazıp el şamdanımdaki mumu yakmaya gidiyorum. Mumum yanışını seyrederek düşünmem gereken şeyler var da.


Yeni yıl hedefleri
1- Yeni tanıştığın bir kişiyi üçüncü saniyede idealize etme
2- Biraz da başkalarından nefret et
3- Kendine verdiğin sözleri tutma
4- Gerçekten elzem değilse erken uyanma
5- 'Düşene ve tişörtünü ters giyene' de gül
6- Olumsuz bir durumla karşılaştığında hemen nedenini sorgulama sadece üzül
7- Konuşmaya üşenme
8- Para biriktirme
9- Hiçbir akademik faaliyete girme
10- Ciddiye alma

Geçenlerde makale okurken duygusal bir araştırmacıya denk geldim. Yaşlılıkla ilgili çalışmasına şu cümleyle başlamış. Ve bu yıl bu cümleyi kılavuzum ilan ediyorum.

"Yaşama yıllar ekledik şimdi yıllara yaşam eklemeliyiz."

Mutlu yıllar.

15 Eylül 2018 Cumartesi

Okul Sergüzeştim

Her tarafta Back To School çılgınlığı varken biraz toplum içine karışayım sosyalleşeyim diye ben de bu konuda bir şeyler yazmak istedim. Merak ediyor musunuz bilmem ama ben her halükarda anlatacağım. İşte karşınızda Austenzede'nin Okul Sergüzeşti. Ta daaa...



İlkokul

Bizim zamanımızda (bu tabiri kullanırken de hiç utanmıyorum sanırsın yaşım 100) ilkokul 5 yıl ortaokul 3 yıl idi. Öyle sanıyorum ilkokul hayatımın en iyi dönemiydi. Yani ya okula geç kalırsam ya ödevimi yapmayı unutursam ya hoca tahtaya kaldırınca sorduğu soruya doğru cevabı veremezsem ya o günün ders kitabını evde unutursam ya dönerken evin yolunu hatırlayamazsam ben ne yaparım korkularımın dışında en iyisiydi. Tamam tamam hepiniz okula girerken saçınızı örüp içeride açacak kadar cesur yüreklisiniz bir ben ödevlerimi cumadan yapıp çantamı geceden hazırlıyorum tamam. 

İlkokulda Imdb puanı 5.5 olan Amerikan gençlik filmlerindeki gibi dörtlü kız grubuyduk biz ve herkesçe bilinen bir gerçektir dörtlü kız gruplarının üçlü ve ikili gruplardan daha iyi olduğu. Bir kere sıra arkadaşı sıkıntısı yoktur. Ayrıca dar yolda ikili ikili yürüyebilirsin sıkıntı olmaz. Liste devam eder sandım ama buraya kadarmış yine de dörtlü kız grubu en iyisidir!


Bu arada size ilkokulda okulun en düzenli ikinci öğrencisi seçildiğimi söylemiş miydim. Bu anım çok dokunaklı çünkü birinci seçilen çocuk benim yarım kadar bile düzenli değildi ama söz konusu kişinin erkek oluşu ve düzen kelimesiyle aynı cümle içinde kullanılışı jüriyi şoke etmiş olacak birinciliği ona verdiler. Neyse geçmiş zaman. Artık aklıma bile gelmiyor (Bloguma yazarken aklıma gelmesi dışında tabii)

İlkokulda bando takımındaydım bateri çalmakla başlayan bando kariyerim önlenemez bir yükselişle(!) majör olmakla doruğa ulaştı. Bu ışıltılı hayatı ben seçmedim dostlarım. Gerçi son sene haberim olmadan majörlüğü başka bir kıza verdiler ama bu önemsiz küçücük bir ayrıntı. Sonra son iki sene gerçek anlamda ders çalışmak ne demek bilmeden ve anksiyete seviyem tavan bir şekilde sona erdi. Bu aslında önlenebilecek ama safi cahilliğin sebep olduğu düşüş liselerin açıldığı hafta çarşamba günü düz liseye yazılmakla şahlandı. (O dönemdeki kaygım aklıma geldi de 9 yıl sonra bile güldürmüyor.) 

Şimdi düşünüyorum da biz küçücük aklımızla matematik yapamamamızla ilgili kendimizle dalga geçerken hocalar yüzümüze bakıp bize gülmek yerine yardım etme yolunu tercih etmiş olsalardı belki de HALA bu sorunla cebelleşiyor olmazdım. Ohoo bu yazı komik olacaktı bak laf lafı açtı nerelere geldik. Bu zaman kadar hayatıma giren öğretmenlerin yüzde yetmiş beş buçuğuna olan kin ve nefretimi başka bir yazıda anlatırım merak etmeyin siz.


Lise

Bence eğer biri size özellikle sormuyorsa bilmem kaç sene önce girdiğin bir sınavdaki başarı durumunu anlatır ifadelere konuşma içinde yer vermek, hatta ve hatta aldığın puanı zikretmek suç sayılmalı ama hadi bana iltimas bitmez bende. Size siz istemeseniz de kulaklarınızı da tıkasanız liselere giriş sınavında hiç matematik yapmadan ortalamanın üstünde bir puan aldığımı söyleyeceğim ne var ne.

İlginçtir bu çarpıcı başarı öyküsü benim gözlerimi kamaştırdığı kadar diğerlerini etkilemedi. Herkes pazartesi okula başlamışken ben çarşamba günü okula YAZILMIŞTIM. Bakın ben ertesi gün gezmeye bile gidecek olsam ütüsünü bir önceki gece yapmama engel olamayan bir insanım! Neyse perşembe günü okula başlamanın da iyi yanları yok değil iki gün sonrası haftasonu tatili yey! Okuldaki ilk -berbat- günümün ardından derin bir nefes alıp kendimi "Her gün 'böyle' -korkunç- geçecek değil ya" diye teskin ettiğimi hatırlıyorum. Sonra da 4 yıl boyunca her gün "böyle" geçmişti. 


60 kişilik sınıfta tek kişilik sıram en önde kapının yanındaydı ben sırayı kaburgalarıma yapıştırmadığım müddetçe kapı açılmazdı. Hocalar sınıfa girerken hem sırayı sırtıma kadar çekmek hem de ayağa kalkmak hem de başımın üstündeki dolaba kafamı çarpmamaya çalışmak zorundaydım. Survivor? 

Buraya kadar liseyi ne kadar "sevdiğimi" anladığınızı düşünüyorum. Geçenlerde bir tweet okudum sırtıma dövme bile yaptırabilirim o kadar sevdim. Tweet liseyi sevenlerin sadece lisede zorbalık yapanlar olduğuyla ilgiliydi. Me heh.

Bizim lise kuraldan çok kuralcıydı ama yine de maceraperest ruhlar vardı. Saç örgüsü kural olduğu halde sınıfta saçı örgülü olan tek insan kişisi ben olduğum için hocalar tekrar ediyorum hocalar benlen alay geçerlerdi. Hocalara nefretimden sonra bahsedeceğim derken aklım neredeydi acaba? 

Bu arada lisede bir lakabım varmış  ben bunu lise sonda münasebetsiz bir arkadaşımdan kazara öğrendim ama olsun. Hazır mısınız işte geliyor "Android 1" En azından 2 değil birinci olmak gururumu okşadı. Gerçi ben sonra kendime Austenzede mahlasını yakıştırdım ama olsun bence benimki daha havalı. Ben anlattıkça sergüzeştimin imdb puanı düşüyor gibi hissediyorum hikayenin sonunda "gerçek aşkı" falan da bulmam inşallah.


Size liseyi üçüncülükle bitirdiğimden bahsetmiş miydim? Austenzede ile Sen Kendini Öv Eller Kadir Kıymet Bilmiyor Anne Kuşağını dinlediniz!


Lise boyunca sonradan pişman olurum diye tüm etkinliklere (piknik, sinema, mezuniyet balosu...) katıldım. Gerçi hala gitmesem de olurmuş diye düşünüyorum ama inanıyorum bir gün gelecek iyi ki gitmişim deyip kendimi omzumdan öpeceğim. 

Lisede hayatımda olan en büyük gelişme gerçek anlamda ders çalışmayı öğrenmemdi. Sonrası kepler havaya ve üniversite. İlkokulda okulu sevdiğimi sanıyordum ama lisede anladım ki okuldaki arkadaşlığı seviyormuşum. Lisede arkadaşsız geçen 4 yıl bu basit görünen bilgiyi kafama nakşetti. Gerçi Harry Potter serisi de bu temayı çok güzel işliyor filmleri izlesem kısa yoldan öğrenirmişim ama neyse yaşadık bi' kere.

Şimdi anılara dalmışken okul bahçesinde düzenlenen kep töreninde halay çektiğim görüntü gözlerimin önünde şimşek gibi çaktı. Benim acele bir işim çıktı yastığımın altına başımı gömmem gereken durumlar var da hemen dönerim. Şimdi de sınıfta herkesin içine şarkı söylediğim an geldi ouv durduramıyorum gitmem gerek bu şehirden



Ben okul sergüzeştimi şimdilik burada kesiyorum çünkü üniversite hala yakın geçmişim yani yaşadıklarımın bana komik gelmesi için bi' 10 yıla ihtiyacım var. Sizde durumlar nasıl peki cidden okul açılıyor diye heyecanlanan var mı ya?







23 Mart 2018 Cuma

Mim- Seni Sen Yapan Sevdiğin Şeyler

Merhaba!

Evet uzun zaman oldu bir şeyler yazamıyorum. Bir yanda yüksek lisans bir yanda kpss ruh emici gibi başımda dönüyor hava soğuk anlayacağınız. Depresyonumun kıyılarıma paralel uzandığını ve bu sebeple ümitvar düşünceler sahanlığımın da dar olduğunu söylememe gerek yok herhalde bence siz anladınız.

Sevgili İçimdeki Yaz beni mimlemiş aceleyle yazıyı yazıp artık her santimetresinden nefret ettiğim çalışma masama dönmeliyim. İçimdeki Yaz'ın yazısına buradan ulaşabilirsiniz.
Neyse lisede de olabilirdim değil mi en azından lise değil, lise bitti :D

Bu arada kpss'den sonra yani temmuzda blogla ilgili çeşitli planlarım mevcut boş zamanlarımda kafamdaki klasörlere yapılacakları istifliyorum :)

Evet işte karşınızda beni ben yapan sevdiğim şeyler;

. Jane Austen: şaşırmadığınızı varsayıyorum :D Gerçekten Jane Austen'in satırları olmasa hayata bakış açım şu an olduğundan daha farklı olurdu diye düşünüyorum ama lafı uzatmaya lüzum yok sanırım Jane Austen'le ilgili 100 küsür yazım artık sus yavrocom çok konuştun diyor.

.Ailem: Sanırım çoğu insanın da olduğu gibi benim de ben olmamda çok büyük bir etken aile.

.Kitaplar: Hani derler ya kitaplar en iyi dosttur diye evet klişe ama hala yüzde yüz doğru bir klişe kitaplar olmasaydı iki kelimeyi nasıl bir araya getirirdim bilemiyorum. Ya da lisede boş derslerde hepinizden nefret ediyorum mesajını nasıl kibarca verirdim, örnekler çoğaltılabilir.

.Filmler: ben filmlerden çok şey öğreniyorum ve filmlerin bizi farklı evlere, ülkelere, yaşamlara götürmesi ve karşılığında bizden sadece sessiz olmamızı istemesi büyük bir şans bana göre.

.Kaygı: evet yanlış okumadınız kendisini her ne kadar sevmesem de o benim yakamı 15 yıldır bırakmıyor, aşık herhalde. Beni gerçekten tanıyan insanların aklına ilk olmasa da ikinci gelen kelime kaygı olabilir. Kişiliğim oluşmasında -ya da oluşamamasında- desteğini benden hiç esirgemedi sağ olsun :D

.Yazmak: Beni ben yapıyor mu bilmiyorum, yazmak eylemi beni seviyor mu onu da bilmiyorum ama ben onsuz bir hayat düşünemiyorum. 


Biraz dağınık bir yazı oldu farkındayım ama bir mime davet edilmiştim ve davete icabet etmemek ayıp kaçacaktı. Şimdi 4 makale yazmamı vizelerime çalışmamı kpss'yi ihmal etmememi ve spss'e veri girmemi gerektiren durumlar var umarım bu süreçten sağ çıkarım gerçi beynimin bir bölümü çoktan beni bırakın siz devam edin dedi ama ben yüz vermiyorum şımarmasın. En kısa zamanda görüşmek ümidiyle.. 

Not: Peçeteye yazılmasa da İnstagram dm'den bir yazı isteği geldi. Şu aralar yazmayı en çok istediğim şey o çünkü bu ilk defa oluyor ve hemen yazmak istiyorum ama bir önceki paragraf benimle aynı fikirde değil umarım en kısa zamanda yazarım. Hoşça kalın. 

Bu arada unutmadan bu mimi okuyan herkesi mimliyorum. 


22 Şubat 2018 Perşembe

Kurgusal Aşklar (Mim)

Merhaba!

Blog hayatımda ikinci defa mimleniyorum o yüzden biraz heyecanlıyım. Benim cevaplarımı merak ettiği için Şule Uzundere'ye çok teşekkürler umarım Bay Darcy'den başka yanıtlarım olur :D Onun cevaplarını okumak isterseniz şuradan ulaşabilirsiniz.


1. Birlikte dünyayı dolaşmak istediğim: Tabi ki Kaptan Wenthwort (İkna-Jane Austen)
E adam kaptan sonuçta yön duygusu muazzamdır kaybolmayız diye düşünüyorum. Yolda bana deniz maceralarını falan da anlatır eğleniriz. 

2. Hem eğlenilecek hem evlenilecek olan: Bay Tilney'den başkası gelmiyor aklıma vallahi. (Northanger Manastırı- Jane Austen) Hem eğlenmek deyince aklına kitap okumak, film izlemek falan gelen biri olarak çok da bir şey beklemeyin benden. Bay Tilney ile birlikte iyi bir romandan zevk almayan "aptallarla"(kitapla ilgili bir gönderme) eğlenir dururuz.

3. Göründüğü gibi soğuk/sert olmayan: Bay Rochester (Jane Eyre-Charlotte Bronte)
Onun hikayesini öğrenince aslında göründüğü kadar da sert biri olmadığını düşünmüştüm bu başlıkta da aklıma ilk  geldi nedense.

4. Birlikte ıssız adaya düşmek istediğim: Severus Snape (Harry Potter)
Şak şuk iki büyü yapar kurtarırdı bizi o adadan. Belki Lily'yi anlatır omzumda da ağlardı hem kim bilir.

5. Sabahlara kadar mesajlaşmak istediğim: Weasley ikizlerinden birisi Fred yok George yok yok Fred belki de George.
Bence baya gülerdik :D

6. Battaniyelere sarıp sarmalamak istediğim: Aslında pek sevgi yumağı bir insan değilimdir ortada bir battaniye varsa üstüne çeksin yani eli mi yorulur :D Ama madem cevap vermem gerek Harry Potter! En üzüldüğüm roman karakteri olabilir anne sevgisinden de yoksun büyüdüğü için onu battaniyelere sarmak isterdim herhalde.

7. Birlikte dünyayı yönetmek istediğim: Bay Knigtley (Emma-Jane Austen)
Tabi ki de o! Üff ne biçim akıllar verirdi bana ama. İmparatorluk kurar, Avusturya Macaristan imparatorunu da Bay Collins'le denk tutardık!

8. Birlikte baloya gitmek istediğim: Tamam artık her cevaba Bay Darcy demek isteyip isteyip kendimi tuttuğum yeter BAY DARCY be!
Valla birlikte balo salonunun bir köşesine kurulup yamyamlar da dans etmesini bilir ahahahah diye dalga geçerdik sonra gülmekten yüz kaslarımız ağrırdı falan. Ne eğlenirdik.


Yeniden davet edildiğim için teşekkür ediyor ben de İçimdeki Yaz'ı davet ediyorum. Cevaplarını çok merak ediyorum!!!!

3 Şubat 2018 Cumartesi

Austenzede İsmi Nereden Geliyor?

Seneeğ 2013 sıcak bir yaz ayı, kardeşlerimle oturmuş güzel bir film izlemişim. Güzel bir film izleyen ve onun birkaç saat süren mutluluk etkisinde olan sıradan bir izleyici olarak hayata dair beklentilerime yönelik olumlu düşüncelerim artmış, hayatta istediğim her şeyi başarabileceğime inandığım toz pembe bir bulut içerisindeyim. İşte o an uzun süredir kafamda arka planda çalışan 'bir şeyler yazmalıyım' düşüncesini artık gerçekleştirmeye karar vermiştim. Tek eksiğimin bir kullanıcı adı olduğunu düşündüğümü hatırlıyorum herhalde film izlerken ek olarak bir de yürek yemişim. Daha önce Jane Austen'le ilgili yabancı bloglara rast gelmiştim kendini modern Lizzy olarak tanımlayanlar, kendini Bayan Darcy olarak tanımlayanlar vs gördüğümü hatırlıyorum ama yok bu benim istediğim şey değil diye geçiriyorum içimden başka bir şey olmalı beni özetleyecek, özgün ve İngilizce karakter uyumlu tek bir kelime!

Afet sonrası toplumlarda gözlenen tepki ve evreleri hiç duydunuz mu? 
1. Evre: Kahramanlık; ilk günleri kapsar, felaketin hemen sonrasıdır. Bu dönemde şok, donakalma, inkar, korku ve şaşkınlık içeren güçlü duygular vardır. 
(Jane Austen'le tanıştıktan hemen sonra yaşadığım duygu geçişleri Bay Darcy gibi birinin var olabilme ihtimali düşüncesinin yarattığı şok, Bay Darcy'nin Lizzy'ye aşık olmasının ardından donakalma, yok canım gerçek hayatta böyle şeyler olmaz şeklinde kendime kurduğum inkar cümleleri kitabın mutlu sonla bitmesinin verdiği şaşkınlık ve kapanış.)

2. Evre: Balayı; Olaydan sonra ikinci hafta başlar ve birkaç ay sürebilir. Bu dönemde tekrar inşa çalışmaları başlar, felakete uğrayan toplumlara dışarıdan yardım gelir. Olayı izleyen günlerde duyguların dışa vurumu başlar. Olayı tekrar anlatma, çaresizlik duyguları, inkar, öfke patlamaları gibi rahatsız edici duyguların yanı sıra dayanışma duygusu ve ümitlenme görülebilir. 
(Jane Austen okuduktan sonra gerçek dünyaya adapte olma evresi o mükemmelliğin gerçekleşmeyeceğini anladıktan hemen sonra düşüncelerimi yeniden inşa etme çalışmalarım; Bay Darcy gerçek değil, Bay Darcy gerçek olamaz, bunlar fantastik şeyler! E tabi ben bu haldeyken çevreden de kızım saçmalama kurgulanmış bir roman bu kendine gel şeklinde destek cümleleri almadım değil. Bir de insanlar sürekli Jane Austen anlattığımı söylüyorlar ama ben ihtimal vermiyorum en fazla birkaç cümle kurmuşumdur enn fazla! Gerçi blog açıp 100'ün üzerinde yazı yazdım ama konumuz o değil ) 

3. Evre: Ara Dönem; 3-9 ay sürer bir yıla kadar devam eder. Bu evrede maddi manevi yardımlar azalmış veya tamamen kalkmıştır, verilen sözlerin tutulmamasını izleyen hayal kırıklığı baskındır.
(E tabi Jane Austen kitapları okumayı bitirmişim hayata dair umut vadeden düşüncelerimi besleyici Jane Austen cümleleri azalmış. Jane Austen'in bizi kandırmasına çok kızgınım çünkü bunun yaşadığımız dönemde bir karşılığı yok!)

4. Evre: İyileşme ve Toparlanma; Yıllarca sürebilir. Yaşamı yeniden düzene koyma çalışmaları vardır. Belirtilerden kurtulmak için, başlangıçtaki yakınmaların olayın yeniden değerlendirilmesiyle çözülmesi. anlamlandırılması ve yeni bir benlik kavramıyla yeniden bütünleştirilmesi gerekir. (E okuduğunuz üzere hala devam ediyor, buradaki yazılar benim yaşamı düzene koyma çalışmalarım, arada " yaşamak mı hayat mı buğ Allahım hiç şansım yoğk mu" diye yakınma isteği gelmiyor değil ama mantıklı ve aklıselim bir insan olarak oturup kendime bu sadece bir kurguhgsfgjsh ay bitiremedim. Bu dördüncü evredeki 12. yılımda hoş görün rica ederim.)

Hal böyleyken kendime takacağım isim kafamda netleşmeye başlıyordu ben bu evrelerin hepsini farkında olmadan geçtim ben de bir afetzedeydim ve o da zede ben de zede isimler karışmasın bundan sonra benim de adım Austenzede olsun dedim ve bu günlere geldik. 

İşte bu ismin ardında yatan çarpıcı(!) gerçekler böyle :D Geçen İnstagram'da austenzede etiketiyle fotoğraflar (aslında 3 tane ama bence çoğul ekini hak etti) paylaşıldığını gördüm de aklıma bunlar geldi bulduğum ismin sevilmesi ve kullanılmasının verdiği haksız gururla bir şey istirham edeceğim sizden. Sosyal medyada #austenzede etiketiyle bir şey paylaştığınızda beni de etiketleyin lütfen böylece Janeaustenzede olanlar olarak birbirimizi daha kolay bulabiliriz, belki birbirimize kan damlayan gül bile göndeririz kim bilir! E Austenzede de durur mu bir layk bir yorum yapıştırır hiç çekinmez.


Not: Austenzede kullanıcı adıyla açılmış bir İnstagram hesabı var ve beni takip eden bir arkadaşımın ben zannedip ona bir şeyler sorduğunu öğrendim böyle karışıklıklar yaşanmaması için kullanıcı adım: austenzedee. Sonunda iki e var. 

Dipnot: evreler ile ilgili kısa açıklamalar "Afet Sonrası Yeniden Yapılanma: Ruhsal Travmalar ve Toplumsal Yaklaşımlar" isimli makaleden alıntıdır.




16 Mayıs 2015 Cumartesi

mim

Sevgili İmrossa beni mimlemiş :) Buralarda yeni olduğum için ne olduğunu anlayıp cevap vermem biraz uzun sürdü tabi :D İşte cevaplarım :)

1)En son okuduğun kitap?   Jane Austen- Leydi Susan
2)En son izlediğin film?      Niyazi Gül Dörtnala
3)Siyah mı beyaz mı?          Siyah
4)Tiyatro mu sinema mı?    Her ikisi de :D 
5)Mesaj mı aramak mı?      İkisi de değil :D 
6)Hep olmasını istediğin hayalin?    Bir roman yazabilecek yeteneğe sahip olabilmek
7)Gelecekte kendin için ne düşlersin?   Hayaller sahil kasabalı hayatlar KPSS'li 
8)Burası olmasa hangi ülkede yaşamak isterdin?  İsveç sebebi sosyal refah der geçerim :)
9)Bloğuma 10 üzerinde kaç verirsin? Devamlılığı için tavsiyen ne olur?   10 üzerinden 9 veriyorum çünkü zevklerimiz çok benziyor devamlılığı için tavsiyem: aynen böyle devam :D:D


çok teşekkürler~~~~

14 Şubat 2015 Cumartesi

Nasıl Austenzede Oldum?

  Film izlemeyi kendimi bildim bileli çok sevmişimdir. Uzun süre film izleyemediğim zaman depresyona girmişliğim, hep saati kurup okula gidiyorum bir kere de film izleyeyim deyip izlemişliğim, çok film izlediğim için internet kotasını aşıp azar işitmişliğim tarihte mevcuttur :D İşte yine böyle zamanların birinde Aşk ve Gurur filmiyle tanıştım. Ah o ne filmdi.. İlk izleyişimde en sevdiğim filmler listesinin zirvesine oturmuştu. (daha sonra artık sayısını hatırlayamadığım kadar çok izlediğim için ilk izleyişim diyorum:D) Film izlemekle kalmayıp her şeyini araştırdım ve Jane Austen'e tutulmamın başlangıcı da böyle oldu. Bu seyri tüm Jane Austen romanlarını almak, tüm Jane Austen uyarlama filmlerini mini dizilerini izlemek, Jane Austen'le alakalı kitapları almak, içinde Jane Austen kırıntısı olan her şeyi izlemek takip etti. 




  Ben böylesine heyecanlıyken çevrede beni dinlemek için hiç gönüllü olamayan aile üyelerim, bir Jane Austen kitabına sarılışımı görünce bana garip bakışlar atan arkadaşlarım beni Twitter'a yönlendirdi. Ve bu ilgimi Twitter'dan paylaşmaya karar verdim. Pek tabii bir isim bulmalıydım kendime... Jane Austen zihnimi, duygularımı, kalbimi böylesine tarumar etmişken "austenzede" adını bulmam zor olmadı. İşte Austenzede olmanın en kısa özeti. İlerleyen zamanlarda tüm bu filmleri kitapları da ayrı ayrı yazmayı düşünüyorum ama öncelikle bir teşekkür borcum var Aşk ve Gurur filmini izlememi sağlayan imrossa ' ya bin teşekkür :)

13 Şubat 2015 Cuma

Merhaba

  Yeni yerlere girmeye, yeni bir şeyler yapmaya çekinen ben okula başladığım gün kendime "ilk günü atlatsam gerisi gelir" diye fısıldadım sınavlardan hep korkan ben hayatımın ilk sınavında kendime "şu ilk sınavı atlatsam mantığını çözerim" dedim lisenin ilk gününden çekinen ben kendime "ilk dersi atlatayım gerisi kolay" dedim üniversite sınavını düşününce kaygılanan ben sınavın ilk bölümüne girmeden önce kendime "ilk bölüme gireyim ikincisinde alışırım canım" dedim üniversitenin ilk gününde heyecandan kahvaltı bile yapamayan ben kendime "ilk gördüğün kişiyle tanış gerisi gelir zaten" dedim bugün de kendime "ilk yazıyı bir yazdın mı gerisi çorap söküğü gibi gelir zaten" diyorum. Umarım yazılarımı seversiniz merhaba...