Karantina sohbeti yapmaya geldim.
Bu aralar kiminle konuşsam beni yazmaya teşvik ediyor. Ya düşüncelerim hoşlarına gidiyor ya sohbetim sıkıcı geliyor. Daha tam çözemedim ama tavsiyelere uymaya karar verdim. Bu da böyle bir boşvermişlik.
Bu aralar kiminle konuşsam beni yazmaya teşvik ediyor. Ya düşüncelerim hoşlarına gidiyor ya sohbetim sıkıcı geliyor. Daha tam çözemedim ama tavsiyelere uymaya karar verdim. Bu da böyle bir boşvermişlik.
Ay bir dk karantina muhabbeti yapacaktım ben. Biz iş yerinde nöbetleşe çalışmaya başladık. Tam mesleğimi yapıyorum diye sevinirken bir anda iş hayatım sona erdi :D Ama işe gittiğim günlerde özenli giyinmeye çok dikkat ediyorum. Yolda fotoğrafımızı çekerler, o fotoğraf da yüz yıl sonra bir tarih kitabında yer alır falan insanlar bakıp bunlar da amma bakımsızmış demesinler diye bütün çabam. Bir nevi insanlık vazifesi.
Bunun haricinde zaten bir buçuk yıl işsiz olmam münasebetiyle uzun süre kadrolu profesyonel bir ev kızı olarak takıldığım içün karantina beni zorlamıyor.
Sadece sosyal medya bağımlısı oldum o kadar. Instagram veyahut Twitter fark etmiyor. Daha bildirim gelmeden olay yerine intikal ediyorum, telefon bile neye uğradığını şaşırıyor. Canlı yayınları da havada yakalamaya başladım. Canlı yayını yapan kişi yokken ben orada oluyorum. Story'yi açmadan insanların ne atacağını tahmin etme oyunumla da boş zamanlarıma zenginlik katıyorum.
Ve evet, Brooklyn Nine-Nine'ı daha önce izlemeyip karantinada düzenli olarak tüketen o şanslı kişi benim. Gerçi bu aralar biraz zorlanıyorum. Çünkü zaten Jake'e karşı boş değildim. Ama senarist şimdi ona Harry Potter şakası yaptırıyor. Bu platonik aşk kara sevdaya dönüşüyor dostlarım ben elendim siz devam edin.
Aniden gelen kitap kulübünü yapamıyoğruğz hüüğ çıkışlarım da olmasa tam alışacağım karantina olayına ama o kadar kusur Bay Darcy'de de olur değil mi canım, hiç!
Bu aralar "blogunu yeni keşfettim baştan sona okuyacağım" temalı birkaç mesaj alınca dedim ki bir de ben okuyayım neler yazmışım. Ve dün karantinayı fırsat bilip bloguma çeki düzen vermeye karar verdim. 5 yıl önceki düşüncelerimle karşılaşmak travmatik olur sanıyordum ama pek düşündüğüm gibi olmadı. Artık değişen düşüncelerimle barışmayı öğrenmişim. Evet, önceden barışmayı bilmiyordum siz sanki çok şeysiniz.
Değişen düşünce ve yazı tarzı, eskiye yönelik utanç vb. konularda düşünürken bir hocam aklıma geldi. Kendisi derse kolunun altında daha önce yazdığı ama yayımlatmadığı birkaç makalesiyle gelirdi. Derste aklına bir şey gelirse veya öğrencilerden birinin bir düşüncesinden etkilenirse makaledeki cümleleri değiştirir, boşluklara notlar alırdı. O zaman tuhaf gelmemişti ama şimdi hocanın o makaleleri asla yayımlayamayacağını biliyorum. Bu düşüncenin bir sonu yok çünkü. Kabul etsek de etmesek de insan gelişen bir canlı. Ve evet insan dünkü aklını da beğenmeyen bir canlı aynı zamanda.
Böylelikle blogumun yakasını rahat bırakmaya ve bir daha da gerekmedikçe okumamaya karar verdim.
Öyle işte sizin karantinanız nasıl geçiyor?
Not: Kullandığım Bay Darcy'li atasözü için Bahar'a teşekkürü bir borç bilirim. Umarım telif hakkını helal etmiştir.
Bunun haricinde zaten bir buçuk yıl işsiz olmam münasebetiyle uzun süre kadrolu profesyonel bir ev kızı olarak takıldığım içün karantina beni zorlamıyor.
Sadece sosyal medya bağımlısı oldum o kadar. Instagram veyahut Twitter fark etmiyor. Daha bildirim gelmeden olay yerine intikal ediyorum, telefon bile neye uğradığını şaşırıyor. Canlı yayınları da havada yakalamaya başladım. Canlı yayını yapan kişi yokken ben orada oluyorum. Story'yi açmadan insanların ne atacağını tahmin etme oyunumla da boş zamanlarıma zenginlik katıyorum.
Ve evet, Brooklyn Nine-Nine'ı daha önce izlemeyip karantinada düzenli olarak tüketen o şanslı kişi benim. Gerçi bu aralar biraz zorlanıyorum. Çünkü zaten Jake'e karşı boş değildim. Ama senarist şimdi ona Harry Potter şakası yaptırıyor. Bu platonik aşk kara sevdaya dönüşüyor dostlarım ben elendim siz devam edin.
Aniden gelen kitap kulübünü yapamıyoğruğz hüüğ çıkışlarım da olmasa tam alışacağım karantina olayına ama o kadar kusur Bay Darcy'de de olur değil mi canım, hiç!
Bu aralar "blogunu yeni keşfettim baştan sona okuyacağım" temalı birkaç mesaj alınca dedim ki bir de ben okuyayım neler yazmışım. Ve dün karantinayı fırsat bilip bloguma çeki düzen vermeye karar verdim. 5 yıl önceki düşüncelerimle karşılaşmak travmatik olur sanıyordum ama pek düşündüğüm gibi olmadı. Artık değişen düşüncelerimle barışmayı öğrenmişim. Evet, önceden barışmayı bilmiyordum siz sanki çok şeysiniz.
Değişen düşünce ve yazı tarzı, eskiye yönelik utanç vb. konularda düşünürken bir hocam aklıma geldi. Kendisi derse kolunun altında daha önce yazdığı ama yayımlatmadığı birkaç makalesiyle gelirdi. Derste aklına bir şey gelirse veya öğrencilerden birinin bir düşüncesinden etkilenirse makaledeki cümleleri değiştirir, boşluklara notlar alırdı. O zaman tuhaf gelmemişti ama şimdi hocanın o makaleleri asla yayımlayamayacağını biliyorum. Bu düşüncenin bir sonu yok çünkü. Kabul etsek de etmesek de insan gelişen bir canlı. Ve evet insan dünkü aklını da beğenmeyen bir canlı aynı zamanda.
Böylelikle blogumun yakasını rahat bırakmaya ve bir daha da gerekmedikçe okumamaya karar verdim.
Öyle işte sizin karantinanız nasıl geçiyor?
Not: Kullandığım Bay Darcy'li atasözü için Bahar'a teşekkürü bir borç bilirim. Umarım telif hakkını helal etmiştir.















