12 Nisan 2020 Pazar

Karantinanız Nasıl Geçiyor?

Karantina sohbeti yapmaya geldim.

Bu aralar kiminle konuşsam beni yazmaya teşvik ediyor. Ya düşüncelerim hoşlarına gidiyor ya sohbetim sıkıcı geliyor. Daha tam çözemedim ama tavsiyelere uymaya karar verdim. Bu da böyle bir boşvermişlik.

Ay bir dk karantina muhabbeti yapacaktım ben. Biz iş yerinde nöbetleşe çalışmaya başladık. Tam mesleğimi yapıyorum diye sevinirken bir anda iş hayatım sona erdi :D Ama işe gittiğim günlerde özenli giyinmeye  çok dikkat ediyorum. Yolda fotoğrafımızı çekerler, o fotoğraf da yüz yıl sonra bir tarih kitabında yer alır falan insanlar bakıp bunlar da amma bakımsızmış demesinler diye bütün çabam. Bir nevi insanlık vazifesi.

Bunun haricinde zaten bir buçuk yıl işsiz olmam münasebetiyle uzun süre kadrolu profesyonel bir ev kızı olarak takıldığım içün karantina beni zorlamıyor. 

Sadece sosyal medya bağımlısı oldum o kadar. Instagram veyahut Twitter fark etmiyor. Daha bildirim gelmeden olay yerine intikal ediyorum, telefon bile neye uğradığını şaşırıyor. Canlı yayınları da havada yakalamaya başladım. Canlı yayını yapan kişi yokken ben orada oluyorum. Story'yi açmadan insanların ne atacağını tahmin etme oyunumla da boş zamanlarıma zenginlik katıyorum.

Ve evet, Brooklyn Nine-Nine'ı daha önce izlemeyip karantinada düzenli olarak tüketen o şanslı kişi benim. Gerçi bu aralar biraz zorlanıyorum. Çünkü zaten Jake'e karşı boş değildim. Ama senarist şimdi ona Harry Potter şakası yaptırıyor. Bu platonik aşk kara sevdaya dönüşüyor dostlarım ben elendim siz devam edin.

Aniden gelen kitap kulübünü yapamıyoğruğz hüüğ çıkışlarım da olmasa tam alışacağım karantina olayına ama o kadar kusur Bay Darcy'de de olur değil mi canım, hiç! 

Bu aralar "blogunu yeni keşfettim baştan sona okuyacağım" temalı birkaç mesaj alınca dedim ki bir de ben okuyayım neler yazmışım. Ve dün karantinayı fırsat bilip bloguma çeki düzen vermeye karar verdim. 5 yıl önceki düşüncelerimle karşılaşmak travmatik olur sanıyordum ama pek düşündüğüm gibi olmadı. Artık değişen düşüncelerimle barışmayı öğrenmişim. Evet, önceden barışmayı bilmiyordum siz sanki çok şeysiniz.

Değişen düşünce ve yazı tarzı, eskiye yönelik utanç vb. konularda düşünürken bir hocam aklıma geldi. Kendisi derse kolunun altında daha önce yazdığı ama yayımlatmadığı birkaç makalesiyle gelirdi. Derste aklına bir şey gelirse veya öğrencilerden birinin bir düşüncesinden etkilenirse makaledeki cümleleri değiştirir, boşluklara notlar alırdı. O zaman tuhaf gelmemişti ama şimdi hocanın o makaleleri asla yayımlayamayacağını biliyorum. Bu düşüncenin bir sonu yok çünkü. Kabul etsek de etmesek de insan gelişen bir canlı. Ve evet insan dünkü aklını da beğenmeyen bir canlı aynı zamanda. 

Böylelikle blogumun yakasını rahat bırakmaya ve bir daha da gerekmedikçe okumamaya karar verdim. 

Öyle işte sizin karantinanız nasıl geçiyor?

Not: Kullandığım Bay Darcy'li atasözü için Bahar'a teşekkürü bir borç bilirim. Umarım telif hakkını helal etmiştir.

11 Nisan 2020 Cumartesi

Jane Austen'in Bitmemiş Bir Başka Romanı Watson Ailesi

Hiç kimse endişe etmesin Türkiye'yi Jane Austen'e boğarız!


Tam Jane Austen kitapları bitti ben şimdi kafamı neye takacağım diye üzülürken yeni uyarlama filmler çıkıyor, diziler çekiliyor, bitmemiş romanlar Türkçeye çevriliyor. Jane Austen endüstrisi çalışıyor dostlarım.

Yarım kalmış bir roman beni kötü bir romandan daha çok üzüyor. Hele bu bir Jane Austen romanıysa durum daha da vahim. İlk 100 sayfada zaten kim kimdi anca anlaşılıyor. Konuyu anlayayım falan derken insan en az 300 sayfaya ihtiyaç duyuyor. Ama Watson Ailesi ismiyle Türkçeye çevrilen The Watsons 70 sayfada kalıyor maalesef.

Aslında Jane Austen konuya hızlı bir giriş yapmış. Emma Watson isimli çok varlıklı olmayan ama zengin bir teyze yanında büyümüş kahramanımızın hayatta kalma macerasını anlatıyor kitap. Tam olaylar gelişecekken el elde baş başta kalıyoruz. Hikaye beni hemen çepeçevre sarmıştı oysaki. Tamam Jane Austen söz konusu olduğunda çok da objektif yorumlar yaptığım söylenemez ama gerçekten güzel bir başlangıçtı. 

Kitabı okuduktan sonra ya diğer romanlar yarım kalsaydı ne olurdu diye düşünmekten kendimi alamadım. Ya Bay Darcy'nin Elizabeth'in arkasından konuştuğu kısımda kesilseydi Gurur ve Önyargı! Aman Yarabbi ölene kadar Bay Darcy'den nefret ettiğim bir dünyayı hayal bile edemiyorum. Ya Wickham'ı mağdur, Willoughby'yi beyaz atlı prens, Bay Knightley'i duygusuz sansaydık ya Edward'ı güvenilmez bir ayran gönüllü san.. a pardon ben zaten onu hala öyle görüyorum.

Düşünsenize eğer diğer kitaplar hiç ummadığımız yerlerde bitseydi belki de Mrs. Bennet'ı Jane'i yağmurda at sırtında yemeğe gönderdi diye çocuk istismarıyla suçlayacaktık. Halbuki kadın sadece ileri görüşlü. Durun dalga dalga geliyor. Ya Lizzy'nin evlilik teklifini ilk reddedişinde yarıda kalsaydı kitap. Biri tansiyonumu ölçsün. Yepelek ruhum bu ihtimalleri kaldıramıyor. 

Ee sizin karantinanız nasıl geçiyor benim böyle...

Not: Kitabı okumamda emeği geçen pek değerli kulüp üyemiz Elif'e teşekkür ederim :)

Ya Bay Darcy'nin Jane zaten Bay Bingley'le parası için ilgileniyor sanıp Bay Bingley'i zorla Londra'ya götürdüğü yerde yarım kalsaydı Gurur ve Önya..

9 Nisan 2020 Perşembe

Jane Austen'in Yarım Kalmış Romanı Sanditon'ın Dizisi

Ben yalandan da olsa centilmenlik görmek istiyorum ya var mı! Kandırılmak istiyorum, toz pembe bir Jane Austen dünyası görmek istiyorum belki. Ama yok bayılıyorsunuz gerçeğin gözünden bakmaya. Bu tavrınızla sadece beni 2005 yapımı Gurur ve Önyargı izlemeye teşvik edebilirsiniz anca. Biraz sinirlendim ama geçti. Şimdi eski vakur, mantıklı, aklıselim halime dönebilirim. Teşekkürler.



Meğerse ben Jane Austen etkisini unutmuşum. Evli sandıklarım kardeş, kardeş sandıklarım evli çıkıyor. Heywood'lar, Parker'lar havada uçuşuyor. Hangisi soyadı hangisi yer adı başım dönüyor. Jane Austen okumaya yeni başladığım yıllara şöyle bir gittim geldim 8 bölüm boyunca.

Hangi sahne Jane Austen'in kalemi hangi sahne senarist marifeti bilememek küçük, tatlı anksiyete krizlerine sebebiyet vermedi desem yalan olur ama üstesinden geldim. Peki bu bir final miydi, 2. sezon gelecek mi, gelecekse ne zaman gelecek, bu kitabı hangi yüce gönüllü insan Türkçeye çevirecek, çevirecekse ne zaman çevirecek, bana bu soruların cevabını kim verecek?

Tamam sakinim.
Diziyi izleyenleri göreve çağırıyorum. Burada görev diziyi benimle tartışmak oluyor. İzleyen var mı ne düşünüyorsunuz çok merak ediyorum.

Sanditon, Jane Austen'in yarım kalmış bir romanı. Kitaba Jane Austen ilk başta The Brothers adını vermiş ama sonradan Sanditon olarak değiştirilmiş. 

Esas kızımızın adı Charlotte Heywood, esas oğlanımız ise Sidney Parker. Dizide Parker ailesinin Sanditon adlı sahil kasabasını popüler bir tatil yerine dönüştürme çabalarını izliyoruz. Denham ailesinin üyeleri arasındaki miras mücadelesi de anlatılan hikayeler arasında. Bunun yanında işçi kesimini temsilen Stringer ailesi de hikayede kendilerine yer buluyor. Miss Lambe kölelik düzeni eleştirisi için boy gösteriyor. Charlotte Heywood ise bu hikayelerin tamamen dışında ama çokça içinde bir karakter. 



Jane Austen'in olmazsa olmaz teması hayırlı kısmet savaşlarının olmadığını da düşünmediniz herhalde. Evlilik mücadelesinin en mütecaviz halini görüyoruz dizide.

Eserin Jane Austen'e ait olduğunu bilmesem asla ama asla anlamazdım. Kölelik eleştirisi, siyahi oyuncular, ensest, entrika... adeta bir pembe dizi gibiydi. Bir yerlerden İvo falan da çıksa asla şaşırmazdım. Kendimi tutamıyor ve diziye Jane Austen havasından yoksunluk teşhisi koyuyorum.

Dizi janeaustenvari değildi ama dans sahnesi muntazamdı. Herkesçe bilinen bir gerçektir dans sahnesi etkileyici olan dönem dizisinin kendisinin de güzel olacağı! Tamam bunu az önce ben uydurdum ama neden olmasın.




Lord Babington karakterine de bir paragraf ayırmak istiyorum müsaade ederseniz. Ben Bay Darcy'nin bile gerçek olacağına inanırım ama Lord Babington'ın gerçek olabilme ihtimaline hiçbir güç beni inandıramaz. Jane Austen yine acımamış dostlarım. Spoiler olmasın diye fazla anlatamıyorum ama bundan sonra Lord Babington kutsalımdır bu böyle bilinsin, teşekkürler.



Evet gelelim Sidney Parker ve Charlotte Heywood'a. Ana karakterlerimizde Elizabeth-Darcy edası oldukça belirgindi. Bu beni üzdü çünkü birbiriyle anlaşamayan ve sürekli "didişen" çift olma özelliği sadece Lizzy ve Darcy'de cool duruyor. Diğer versiyonlar başkası adına utanmama neden oluyor sadece. Çünkü bu çok hassas bir denge bence. İnce işçilik olmadığında çiğ duruyor ve gülünç bir hal alıyor. Burada senaristin devreye girdiğine yemin edebilirim. Ayrıca Charlotte ve Sidney arasında geçen kişilik tahlili yapma sohbeti Lizzy ve Darcy'ye zimmetli değil mi ben mi yanlış biliyorum. Ya Jane Austen "bi şey" denedi ya da senarist başı sıkışınca yazarın diğer eserlerinden "ilham aldı". Başka nasıl düşünülür bilemiyorum.



Ama ben Sidney Parker'a ikna oldum arkadaşlar. Hatta görür görmez "geç şöyle otur diğer Jane Austen karakteri arkadaşlarının yanına baş köşeye" fElan diyesim geldi. Hem de hiç düşünmedim direkt dış görünüşünden yargıladım.




Her şeyi bir kenara bırakırsak ben alışmışım en ağır hakaretlerin bile altan altan sinsice söylenmesine. Dizinin bam bam bam tavrını sevemedim bir türlü. Hayır zekamızdan şüpheniz mi var nedir yani?

Özetle diziyi beğenir gibi oldum ama Jane Austen kategorisinde değerlendirmeye gönlüm razı olmuyor. Kitabı Türkçeye çevrilene kadar bekleyeceğiz el mecbur. 

-spoiler-

Charlotte'ın Sidney'ye "benim hakkımda kötü düşünmeyin" demesi ve Sidney'nin "hayır sizin hakkınızda kötü düşünmüyorum, sizin hakkınızda bir dakika bile düşünmedim" demesiyle yerle bir oldumsa da Charlotte "madem benim hakkımda düşünmüyorsunuz o zaman neden kaba olmak için bu kadar çaba harcıyorsunuz" dedi ve günü kurtardı. Hasret kalmıştık böyle Jane satırlarına.
Ama dizinin sonunu hafızamdan silmek istiyorum. Ben kafamda kendime göre harka bir son yazdım bile.

-spoiler bitti-

Not: Bu erkek bedeninin bir meta olarak kullanılmasını ne yapacağız yahu? Halbuki bize bir silindir şapka ve 19. yy. outfiti de yeterdi yani bu kadar çabaya gerek yoktu. Biz göl sahnesini savunacağız ama yine de siz bilirsiniz.



Not 2: Hangisi Jane hangisi senarist bilemediğimden tam sinirlenemiyorum ama Sidney ve Bay Darcy arasındaki benzerlikler sizce de aşırı değil miydi. Kitabı okuduktan sonra sinirlenip sinirlenmemeye karar vereceğim o zamana kadar şimdilik hoşça kalın.

5 Nisan 2020 Pazar

2020 Yapımı Emma

Merhaba, 2020 yapımı Emma'nın arkasından atıp tutmaya geldim. Filmi çok negatif bir günümde izlediğim için normalde verilebilecek herhangi bir tepkinin 5 katını göstereceğimi şimdiden bildirir soranlara selam ederim.

Öncelikle bir açıklama istiyorum acaba ilk kim "ince maşayı bütün oyuncuların saçında kullanalım harika olur" düşüncesini ortaya attı? Alt üst renkli eşofman takımı giyip üzerine gece makyajı yapmanın garip karşılanmadığı bir dönemden birinin çıkıp hadi 19 yy.'ın giyim kuşamı ve saç modelleriyle dalga geçelim demesi iyi bir fikir olmayabilir mi acaba, sadece soruyorum.  (Yalnızca bir saç modeli üzerine bile bir paragraf yazdım haletiruhiyemdeki yıkımı oradan hesaplayın rica ederim.)


Tamam çok farklısınız, klasik eserleri alışılmışın dışında yorumluyorsunuz fElan. Ama bırakın da göstermelik de olsa iki centilmenlik görelim, yalandan da olsa zarafetin keyfini çıkaralım. Bazı şeyler de komik olmayıversin. Tamam içinizdeki "Jane Austen eserlerini her sene yeniden çekmeliyiz" isteğine gem vurun demiyorum. En klasik versiyonu her sene aynı oyuncularla yeniden çekseniz bile izleriz biz valla bak.

Durun araya bir adet güzel yorum sıkıştırayım da gaddar görünmeyeyim. Filmin renklerini beğendim, teşekkürler.

Ayrıca tam filmdeki karşımıza çıkan ilk dans sahnesinin de "abartılı" olduğunu görünce kahroluyordum ki Emma ve Bay Knightley'nin dans sahnesinin yakasını rahat bırakmışlar buna da sevindim.


Bay Elton'dan nefret edemezken Emma'ya gıcık olmaktan kendimi alamadım, Bayan Elton da yeteri kadar sinirlerimi bozamadı. Bu şey değil mi ya Stranger Things'deki upside down?


Postiflik bitti. Peki evlilik teklifi sahnesinden ne istediniz, eliniz de mi titremedi insafsızlar.

Tamam kendimi tuttum tuttum ama bir noktada patlamayacağımın garantisini de vermedim ya. (Evet önceki satırlardaki tavrım vakur halimdi.) O Bay Knightley ne öyle biri bana açıklasın lütfen ama. Bu şey demek gibi olmuş, hadi Süperman'i tekrar çekelim ama hiçbir süper gücü olmasın. Acaba normal bir insanın hal ve tavırlarına sahip bir Bay Knightley görmek isteyeceğimiz izlenimine nereden kapıldınız? Buna ne sebep oldu müsaade ederseniz çocukluğunuza inmek istiyorum. 


Ben bozuldum galiba ya bu aralar izlediğim/okuduğum hiçbir şeyi beğenemiyorum. When Calls The Heart dizisine başlayayım dedim ve ancak bir sezon dayanabildim. 

Neyse dünyanın sonunun gelmediği bir zamanda bu filmi tekrar izlemeye karar verdim. Filmle ilgili son kararımı o zaman vereceğim. Hadi görüşürüz.

22 Mart 2020 Pazar

Otomatik Portakal- Anthony Burgess

Kitabı okumak için iyi ki beklemişim. Suça sürüklenmiş çocuklarla görüşme yapıp onları suça sürükleyen risk faktörlerine yönelik rapor hazırlamam gereken bir döneme denk geldi Otomatik Portakal'ı okuyuşum. 



Alex'in düşünceleri ve devlet politikaları çatışırken bir benzeri savaşı da ben verdim içimde. Bir yandan Alex'in düşüncelerine kulak verip öbür yandan karşıma gelen suça sürüklenmiş çocukların yaşam hikayelerini dinlemek Otomatik Portakal'ın içindeymişim hissettirdi bana.

Kitapta Alex'in yaşadıkları üzerinden suç nedir, suçlu kimdir, suçla nasıl başa çıkılır, suçtan nasıl kurtulunur gibi çoğu şeye değiniliyor. Aynı zamanda ceza sisteminde psikolojideki davranışçı yöntemin kullanılması da sorgulanıyor.

Davranışçı yöntem psikolojinin en soğuk tarafı sanırım. Sizi kesin çözümlere ulaştırsa da insana robot gibi davranmanın olumsuz sonuçları her zaman daha ağır basıyor. 

Otomatik Portakal'ı hala okumayanlardansanız ben yine de psikolojinizin sağlam olduğu bir zamanda okumanızı öneririm. Alex gibi bir karakterin kafasından geçenleri okumak için Mrs. Bennet'ınkinden daha güçlü sinirlere ihtiyacınız var. Oh uzun zamandır lafı Gurur ve Önyargı'ya getiremiyordum. Bu iyi geldi.

Kimler okumasın: Zaten bir distopya içinde yaşıyoruz bir de kitapta okumayı kaldıramam diyenler.

Kimler okusun: Distopya içinde yaşadığımızı görmezden gelmek beni pek açmıyor ben bunun üzerine düşünmek istiyorum diyenler.

21 Mart 2020 Cumartesi

Outliers (Çizginin Dışındakiler)- Malcolm Gladwell

Yarınlar varmışcasına inceleme yazısı yazmaya geldim.


Kitabı iki korona haberi arasında 3 sayfa düzeninde okudum. Twitter'a girip Twitter'dan çıktığımız şu günlerde bir kitaba konsantre olmak da epey zorlaştı haliyle. Outliers'ın kolay okunuyor oluşu ve biraz dağılması gereken kafamın iş birliği yapmasıyla kitabı bitirebildim.

Kişisel gelişim kitaplarının her kötü şeyin nedenini tembel olmamıza bağlayan, yargı dağıtan ve neredeyse sayfadan fırlayıp yüzüne tükürecekmiş gibi olan üslubundan sonra pamuklara sarılıp sarmalanmak gibi hissettiren bir okuma deneyimiydi. 


Özetle yazar çok başarılı olan insanlar bu başarıya sadece çalışarak mı eriştiler yoksa arkasında başka dinamikler de var mı bunu araştırıyor. Yazar görüşlerini çeşitli örneklerle açıklıyor. Umarım matematik notlarının düşük olmasını eve gidince o gün işlenen konuların tekrarının yapılmamasına bağlayan öğretmenler biraz olsun utanmışlardır(!). 

Tüm iyi düşüncelerime rağmen uçak kazaları kısmı neden o kadar uzundu diye sormadan da edemiyorum.

Altını çizdiğim satırlar;

- Çok çalışmak ancak hiçbir anlam taşımadığında bir hapis cezasıdır. 124

- Yaptığımız şeyde başarılı olma yeteneğimiz, nereden geldiğimize güçlü bir biçimde bağlıdır. 170

Kitabı kimler okumasın: Yok ben ille de başarıyı azim, hırs ve kararlılığa bağlayacağım diyenler.

Kimler okusun: Yaşıtlarım o başarıdan bu başarıya koşarken bir teselliye ihtiyacım var diyenler.

O zaman ben yüksek müsaadelerinizle ünü sınırları aşan aşırı başarılı bir yazar olamamamın suçunu Yozgat genlerime doğru atıyorum, hadi görüşürüz, akrabalara selam.

4 Mart 2020 Çarşamba

Jane Austen Kitap Kulübü #10 İkna

Bu yazının konusu Jane Austen'in okuduğumuz son kitabı olduğu için haliyle öyle kolay kurtulamayacaksınız. Şimdiden zavallı sinirlerinizden özürlerimin kabulünü rica ederim. 

1 Mart Pazar günü İkna konuşmak üzere buluştuk. Başlamadan önce en sevdiğiniz toplantı hangisi oldu diye sordum ama her toplantının da birbirinden güzel olduğuna karar verip konuyu tartışmaya kapadık.

Fotoğraflardan sayabildiğim kadarıyla toplantılara yaklaşık 40 kişi katılmış (şu an "40 yapağr" esprisi yapmamak için kendimi çok zor tutuyorum, bakın çok zor). Konuşulanlara geçmeden önce gelen herkese teşekkür etmek istiyorum. Hiç sorunumuz yokmuş gibi benimle oturup saatlerce 'Bay Darcy mi daha iyi Bay Knightley mi' tartışması yaptığınız için ne kadar teşekkür etsem az. Başka nerede "Wentworth'ün mektubunu yüksek sesle okurken arkada 'Ağla Yaralı Kalbim' çalsa ne güzel olur" demem üzerine bir dk bile şaşırmayıp uygun playlist arayışına giren arkadaş bulurum bilemiyorum.

Konuştuklarımıza gelirsek;

- İkna'nın Jane Austen'in ustalık eseri olduğunda hemfikir olduk. Kişilerin haletiruhiyelerini anlatmada geldiği noktayı 15 dakika kadar övdük.

- Bu hikayede diğerlerine göre sınıflararası farklılığın azaldığını gördük.

- Diğer romanlarda olay örgüsü açısından en önemsiz insanın bile detaylıca anlatılmasının bu kitapta olmadığının farkına vardık. Bunu da Jane Austen'in yazma tarzının oturmuş olmasına bağladık.

- İkna'nın en duygulu Jane Austen kitabı olduğunda hemfikir olduk. 

- Kendimizi tutamayıp 'biz Anne'in yerinde olsak ne yapardık'ın cevabını bulmaya çalıştık. Fakat çok geçmeden Anne'in genç olmasını, dönemin acımasızlığını öne sürerek onu bağışladık. 

- Wentworth'ün mektubunun Darcy'ninkinden sonra en iyi mektup olduğunda karar kıldık. 

- Kitapta 'Kadınlar mı aşkını daha çabuk unutur erkekler mi' tartışmasında Anne'in 'kalemler erkeklerin elinde' demesinin üzerine Wentworth'ün elindeki kalemin düşmesini düşünüp neredeyse hüzünleniyorduk ki hemen solumda oturan Bahar "yar deyince kalem elden düşüyor" türküsünü mırıldandı. Bundan sonra yanıma oturan kişiyi çok dikkatli seçeceğimi bildiririm dostlarım, zira hala aklıma geldikçe gülüyorum.

- İkna'nın Jane Austen'in yazdığı en akıcı kitaplardan biri olduğuna karar verdik.

- Mary'nin dayanılmaz karakteri üzerinde durmadan geçemedik. Ama ondan bahsetmek bile içimizi geçirmeye yetti.

- Bay Elliot'un güzellik merakı üzerine konuştuk ve günümüzde yaşasa İnstagram'da fırtınalar gibi eseceğini düşündük.

- Kitaptaki 'hangi cinsiyet daha çabuk unutur' tartışmasını 'unutmanın cinsiyeti olmaz' yargısıyla başımızdan savdık.

- Yüzbaşı Benwick'in önce büyük aşkından bahsedip iki hafta sonra başkasıyla nişanlanması üzerine biraz ağır konuşmuş olabiliriz. Gerçi Benwick'in sürekli şiir okuması göz önünde bulundurulursa şiirin aşkı öldürme gücünün yine iş başında olduğu kanaatine vardık. 

- Kuzen Bay Elliot'u neredeyse sevdiğimiz üzerine konuştuk ama Jane Austen'in her hikayenin sonuna mutlaka bir  adet 'şerefsizin teki çıkan erkek' yerleştirmeyi sevme alışkanlığını hatırlamadan geçemedik.

- Bayan Smith'e kimsenin kanının ısınmadığını fark ettik.

- Daha önce bir üyemize 'yarım saat kadar Gilbert Blythe övme sözü' verdiğim için araya onu da sıkıştırdık. 

- Kitapta Wentworth'ün her hareketinden bir mana çıkarılmasını istihzayla karşıladık. Bir süre, Wentworth'ün Anne'i sırtına atlayan yeğeninden kurtarmasının abartılmasına güldükse de çok geçmeden Wentworth'ün fazlasıyla centilmen olduğu kararına vardık.

- Son olarak tüm kaderciliğimizle Anne ile Wentworth'ün yıllar sonra kavuşmasının onlar adına "hayırlısı" olduğuna kanaat getirdik. 

Böyleyken böyle... Sanırım anlatmadığım pek bir şey kalmadı. Umarım toplantılara katılamayanlar üzerinde "bu mükemmel, olağanüstü, harika toplantıyı nasıl kaçırırım, kahretsin" katılanlarda da "ay konuştuklarımızı hatırlamak ne iyi geldi" geldi etkisi bırakmıştır. Tüm amacım buydu. 

Tamam bu değildi. Zaman geçer de hafızam insafsızlık edip 'kaygılanılacak şeyler ve yapılacak işler' düşünceleri arasında bu ayrıntıları kaybederse diye yazdım. 

Bu arada gelecek ay Çalıkuşu konuşacağız. Gideyim de Çalıkuşu okuyayım.. Eğer bu bir mektup olsaydı burada gözyaşı damlalarının dağıttığı mürekkep lekeleri görürdünüz muhakkak ama hadi yine iyisiniz.



Şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Allah aşkına bu kıza bu saç modeli kötülüğünü kim yaptı ya. Biri de çıkıp 'durun bir gariplik var galiba baş sağlığı dilemeliyiz ölen estetik anlayışımız için' demedi.
Sinirlendim.