19 Haziran 2024 Çarşamba

Jane Austen Kitap Kulübü #33 Sevgilerimle


Jane Austen Kitap Kulübü 33. toplantısını 09.03.2024 tarihinde gerçekleştirdi. Bu toplantıda Jane Austen'in Derya Boztaş tarafından Türkçeye çevrilen mektuplarının yer aldığı Sevgilerimle'yi konuştuk.

Bu toplantıda okuduğumuz eser Jane Austen'in mektupları olduğu için hepimiz çok heyecanlıydık fakat genel bir memnuniyetsizlik hakimdi bizlerde.

Mektuplarda sözü edilen kişileri tanımamamızdan mütevellit okumaya devam etmekte zorlanmıştık hepimiz de.

Toplantımıza yazarların mektuplarının yayınlanması hakkındaki düşüncelerimizle başladık. Biz yazar olsak ve yalnızca yazdığımız kişi tarafından okunacağını düşündüğümüz mektuplar okurlarımız tarafından öğrenilse ne düşünürdük üzerinde konuştuk.

Artık mektuplaşmanın tarihe karıştığı dünyamızda ileride yazarların Whatsapp mesajları ya da mailleri de yayınlanır mı acaba diye düşünmeden de edemedik.

Jane Austen'in mektuplarında romanlarından izler aradık bir müddet.

Bir ara sohbetimiz sevmekten utanç duyduğumuz şeylere kaydı ama inanın oraya nasıl geldik ben de bilmiyorum, birtakım ÇARPICI İTİRAFLAR yaptığımı hatırlıyorum sadece fakat onları buraya yazacak cesaret yok bende.

Son olarak Jane Austen konuşmayı fırsat bilip Mr. Da.. pardon Austen'in diğer romanları hakkından konuşmaktan da geri duramadık elbette. Ve toplantımızı sonlandırdık.

Jane Austen Kitap Kulübü #32 Bir Kır Balosu


Jane Austen Kitap Kulübü 32. toplantısını 14 Ocak 2024 tarihinde gerçekleştirdi. Bu toplantıda Honore De Balzac Bir Kır Balosu'nu konuştuk.

Toplantı üzerinden uzun zaman geçmesi nedeniyle tam hatırlayamasam da notlardan yararlanarak kısa bir özet geçeceğim.

Kitabın tanıtımında 18. yy., balo ve evlilik gibi kelimeleri görünce bizim kulüpte tartışmaya uygun olup olmadığı üzerinde düşünmemize çok da gerek kalmadı. 

Kitabın 79 sayfa olması itibarıyla üzerinde uzun uzadıya konuşamadık fakat evliliğin birbirini seven iki insanın hayatlarını birleştirmesinden daha karmaşık ve toplumları şekillendirmeye yarayan belki de en önemli araçlardan biri olduğunu daha iyi anladığımızdan bahsettik.

Ana karakterin diğer romanlardaki karakterlerden farklı kişilik özellikleri bizi şaşırttı. Genellikle hep kabaca "iyi" diye tanımlanabilecek karakterlerin gözünden hikayelere bakmaya alışkın olan bizler yerimizi yadırgadık.

Kitabın her ne kadar kısa olsa da okumasının kolay olmadığı konusunda hemfikir olduk.

Genel olarak kitabı sevsek de bir kitabın kısa olmasının onunla güçlü bir bağ kuramamamız yönünde bizi olumsuz etkilediğine kanaat getirdik.

Ve tüm bunları fırsat bilip uzunca bir süre görüşememenin verdiği özleme de dayanarak bu toplantıda bol bol Jane Austen konuştuk. 

Son olarak altını çizdiğim tek satırı yazarak yazıyı sonlandırıyorum. Bu cümleyi okuyunca tüm kitabı da anlamış kadar oluyor insan.

- "Bir kadının kalbine er ya da geç tahribat veren şiddetli bir duygu olmadığında, genç heveslerini ölçüsüz bir seçkinlik aşkıyla dolduruyor ve soylu olmayanlara karşı derin bir küçümseme hissi duyuyordu." syf. 20

Dinlenme Rahatlama Yılım - Ottesa Moshfegh

Tesadüf eseri bu yazıda kendini bulanlar; öncelikle okuyacağınız şey bir kitap inceleme yazısı değildir. Yazı yazmaya dönmeye çalışan bir blog yazarının kitabı kendine bahane etmesinden ibaret. O yüzden bir kitap incelemesi bekliyorsanız şu anda yazıyı okumaya veda edebilirsiniz.

Bundan tam bir yıl önce bu kitabı bitirdiğimde blog yazısına şöyle bir giriş yapmayı planlamıştım. Hala telefonumun notlar kısmında duruyor o cümle.

"Acaba kaçımız -maddi kaygılar olmadan- onayını almak istediğimiz insanların olmadığı bir dünyada depresyona girmeden hayata devam edebiliriz?"

Babamın vefatıyla soruma aniden cevap alacağımı bilmiyordum bu cümleyi yazarken. Sonraki uyku ve uyanıklık arasında seyreden aylarda cevap aramanın da beyhude bir çaba olduğunu anladım. Çok sıradan bir cümle olacak ama yaşamak gerekiyormuş anlamak için.

Bu süreçte bana herhangi bir soru sorulunca artık öyle düşünmediğimi çok iyi bilsem de eski hazır cümlelerimden birini seçip ortaya atarken buluyorum kendimi ve kitabın ana karakterini daha iyi anlıyorum. Her şeyin anlamını yitirmesi ve rahatsız edici bir uğultuya dönüşmesi insanın boyunu aşıyormuş. Yaşamın her zaman senden büyük olduğunu anlayınca ne anın ne gelecek planlarının ne hayallerin önemi kalıyormuş. İnsan bazen gerçekten "yaşamaya" ara vermek isteyebiliyormuş. 

Bundan sonrası ya ana karakterdeki gibi bir uyanmama çabası ya da yaşamın asla durmaması karşısındaki güçsüzlüğümüzü 'kabul'ün kucaklamasına izin vermek sanırım.

Gözlerimi kapatıp anımsamaya çalıştığımda kitabı bitirdikten hemen sonra çok iyi şeyler yazmak üzere buraya koşmaya fırsat kolladığımı hatırlıyorum. Bu zamana kadar okuduğum en ilginç kitaplardan biri olduğunu söyleyecektim size. Siz de okusanıza diyecektim birlikte konuşalım mı?

Yine yaklaşık bir yıl önce telefonumun notlar kısmına kitapla ilgili yazdıklarımı noktasından virgülüne değiştirmeden yazacağım buraya.

"oh burjuva dertleri ne iyi geldi biraz da şuralarıma ver nasıl çekti de aldı ruhumu bedenimden bir bardak kahve fiyatını nasıl da unutturdu ana karakterin Reva isimli arkadaşından nefret etmesi bir kıskançlık duygusu mu yoksa yansıtma mı paranın mutlulukla bir ilgisi yok mu gerçekten ya arkadaşlar ben şaka yapıyoruz aramızda eğleniyoruz alay geçiyoruz sanıyordum yaşama devam edemeyip depresyona giren ruha sonraki süreçte depresyona da devam edememe şoku mu ne bu..."

Şimdi okuyunca utandım satırlarımdan. Ana karakteri anlamanın yakınına bile yaklaşamamış olmamı, o anki ben'i kıskandım sanırım.

Bir de şöyle bir cümle yazmışım bunu bir yere bağlamayı düşünüyordum sanırım ama şu an eski ben ile birlikte o bağlantı yolu da tarihe karışmış belli ki.

"Size şey anımı anlatmış mıydım? Sabah iş yerimde x- ray cihazından geçerken telefonumu yandaki masaya bıraktım. Spotifyımın hala açık olduğu telefonumu geri alırken birden ekranın ışığı yandı, güvenlik görevlisi, ben ve Özcan Deniz göz göze geldik." 

Son olarak altını çizdiğim satırlara bakalım ve bu yeniden başlama yazısını nihayete erdirelim.

- Başkalarının başarılarının yasını tutmak... (syf 33)

Bir cümle bile olmayan bu not beni tekrardan derin bir kedere boğdu. Daha önce hissettiğim ama söze dökemediğim bir durumun biri tarafından tanımlanması ayrı bir keyif veriyor bana. Tarif edilen şey üzücü olsa da haftalardır aradığım çorabımın tekini bulmuş gibi tamamlanmış hissediyorum.

- Neden umursuyorsun? Bu bir yarış değil ki.

  Evet bir yarış. Sen farkında değilsin çünkü hep kazanıyorsun. (syf 117)

Bu alıntı pervasızca motivasyon konuşmaları yapan/ kitapları yazan ve aynı zamanda da kendisiyle aynı imkanlara sahip olduğumuzu düşünen insanları hatırlattı bana :(

Kitapta altını çizdiğim son cümleyse kitabın ana karakterinin yaşamı boyunca kendisi ile ilgili hissini özetliyor gibi geldi bana. Onu da yazıp yazıya son vereceğim. Görüşmek ümidiyle.

-Uzamda yer kaplamaya layık değildim. Yaşadığım için affınızı rica ediyorum. (syf 193)

11 Haziran 2023 Pazar

Jane Austen Kitap Kulübü #31 Arkadaşlarla Sohbetler

Jane Austen Kitap Kulübü 31. toplantısını 10 Haziran Cumartesi günü saat 21.00'de gerçekleştirdi. Sally Rooney'den okuduğumuz üçüncü kitap Arkadaşlarla Sohbetler oldu.


Rooney'in eserlerinde işlediği temaların birbirine olan benzerliği nedeniyle kulüpte konuştuğumuz konular da çok değişmedi.

Her zamanki gibi toplantıya eser hakkındaki genel fikirlerimizi söyleyerek başladık. Hiçbirimiz büyük bir beğeni duymamıştık kitaba karşı.

Rooney okuyunca ilişki kurma biçimlerinin geçmişten günümüze evrildiği halleri konuşmadan geçemedik. Yıllar sonra insanların dönemimizdeki ilişki biçimleri, iletişim kurma şekilleri hakkında ne düşünebileceği üzerine de kafa yorduk.

Sally Rooney'in yazı üslubuna, yazma amacına değindik bir süre de. Bize bu ilişkileri anlatma amacını sorguladık. 

Tek tek karakterleri masaya yatırdık. Kendimizi özdeşleştirebileceğimiz, "anlayabileceğimiz" bir karakterin olmadığına kanaat getirdik. Bu durumun da romandan bizi uzaklaştırdığını fark etmemiz çok sürmedi.

Rooney'nin yazdığı aileleri masaya yatırdık toplantımızın devamında. Aile içi iletişimin karakterlere yansıyış biçimlerini arasındaki bağlantıyı ortaya koymaya çalıştık.

Bireyselleşmenin insanların ilişkilerden beklentilerini dönüştürmesi üzerinde durduk bir müddet. Rooney karakterlerinin duygusal savrulmalarına çözüm üretmeye de çalıştık kendimizi tutamadık.

Ve her zamanki gibi kitaptan altını çizdiğimiz satırları okuyup toplantımızı sonlandırdık.

Benim kitapta en beğendiğim kısım şuydu:

- "Ertesi gün ya da onun ertesi gün de aramadı. Hiç kimse aramadı. Beklemek gün geçtikçe beklemek gibi değil de hayatın ta kendisi gibi gelmeye başladı: Hayat, beklediğiniz şey gerçekleşmemekte ısrar ederken dikkatinizi dağıtmak için yaptığınız işlerdi. İşlere başvurdum ve seminerlere gittim. Hayat akıp gitmeye devam etti."

Bir sonraki kitabımız Bir Kır Balosu- Honore De Balzac.

Hadi görüşürüz.

Görüşür müyüz?

Görüşelim!

4 Haziran 2023 Pazar

Jane Austen Kitap Kulübü #30 Bahçıvan

Jane Austen Kitap Kulübü 30. buluşmasını 7 Mayıs Pazar günü gerçekleştirdi.

Amanda Coplin'in Bahçıvan isimli romanını okuduk birlikte.

Toplantımıza kitabın Türkçe çeviri adının özgün adına hiç uymayışına şaşırmakla başladık. 

Hemen ardından kitabın uzun olmasına karşın rahat okunması konusunda hemfikir olduk. Ama yine de yer yer sıkıldığımızı itiraf etmekten alamadık kendimizi.

Uzunca bir süre kitabın ülkemizdeki baskısının kapak tasarımına övgüler dizdik. Benim kitabı çerçeveletip duvara asmama ramak kaldı hatta. 

Romanın ana karakteri Talmadge'ı inceledik enine boyuna.

Yine kulüp üyeleri olarak topluca kitabın her sayfasında bir olay bir entrika bir şaşırma unsuru beklediğimize fakat karşılık bulamayışımıza üzüldük.

Toplantımızın devam eden kısmında karakterler üzerinde yoğunlaştık tek tek.

Caroline Middey ve Talmadge'ın arkadaşlığına hayıflandık hemen ardından.

Della ve Jane'in yaşamları, seçimleri, hayatların gittiği yön üzerinde analizlerle devam ettik konuşmalarımıza.

Her ne kadar kitapta karakterlerin duygularını çok öğrenemesek de tahmin etmeye çalışmadan geçemedik.

Konu hislere gelince Angelene üzerinde durmadan edemedik. 

Kitabın sonuna hüzünlendik, hikayenin sonundan da yine bir "olay" beklentimiz olduğunu fark ettik.

Kitaptan altını çizdiğimiz satırları okuyarak günü sonlandırdık.

Arkadaşlar o değil de biz daha ne kadar Darcy konuşmadan duracağız ya! Bakın ben çok kötüyüm.

Jane Austen konuşmayalı çok uzun zaman olmadı mı sizce de. Ne yapsak, yeniden mi okusak, filmi izlesek keser mi, uyarlama kitaplar su serper mi, dönem dizileri acıyı dindirir mi?

Neyse :( Haziran ayında Sally Rooney- Arkadaşlarla Sohbetler konuşacağız. Bekleniyorsunuuz.

Hadi görüşürüz.

Görüşür müyüz?

Görüşelim!

1 Nisan 2023 Cumartesi

Jane Austen Kitap Kulübü #29 Yürek Burgusu

Jane Austen Kitap Kulübü 29. toplantısını 25 Şubat 2023 Cumartesi akşamı saat 21.00'de gerçekleştirdi.

-bu yazı kitap hakkında spoiler içerir-


Enough "gotik edebiyat" for today! diyerek yazıya giriş yapmak istiyorum izninizle. Bu kitabı okuduktan sonra çok da gotik edebiyat insanı olmadığımı anladım ben. Gotik edebiyat tanrıları beni affedebilecek misiniz?

Ve hemen ardından bu yazının kısa bir yazı olacağını belirtmek isterim ve akabinde kendime bir daha toplantıyla blog yazısı arasını bu kadar açmamak konusunda yeminler ederek yazıya bağlanıyorum. Teşekkürler.

Kitapta anlam veremediğimiz pek çok şey olduğu için toplantıya bunları sıralayarak başladık.

Kitabın üslubu da canımızı sıkmıştı biraz. Eserin eleştirmenler tarafından yorumlanış biçimlerini okuyunca kitabı sevecek gibi olsak da yine de çok içselleştiremedik.

Ben şahsım adına baş karakterin psikolojik rahatsızlığı olduğunu düşünenlerdenim ve bu düşünceyle kitaba baktığımda bir şaheser görüyorum fakat eğer bu kitap sadece bir gotik roman ise orada beni kaybediyor yazar.

Kulüp üyeleri olarak kitapta okuyucunun yorumuna bırakılan pek çok olay olmasına da içerlediğimizi fark etmemiz ise çok sürmedi.

Kitabın korkutucu olması gereken kısımlarının korkudan çok uzak olmasınaysa şaşırmaktan kendimizi alamadık.

Ama yine de içimiz elvermedi ve kitabı yazıldığı dönem bağlamında değerlendirip hemen bu düşüncemizden ötürü kınadık kendimizi.

Romanın bizi "yansıtıcı bilinç" yöntemiyle tanıştırması en sevindiğimiz unsurdu.

The end.

Ve teşekkür ederek gotik edebiyatı sahneden uğurluyoruz dostlarım.

Kitap kulübüyle küçük bir Ramazan arasından sonra bir sonraki toplantımızda Amanda Coplin- Bahçıvan konuşacağız. Çıkın çıkın gelin.

Hadi görüşürüz.

Görüşür müyüz?

Görüşelim!


Jane Austen Kitap Kulübü #28 Kuzey ve Güney

Jane Austen Kitap Kulübü 28. toplantısını 4 Şubat 2023 Cumartesi günü gerçekleştirdi. 

              -bu yazı kitap hakkında spoiler içerir-


Elizabeth Gaskell'in Kuzey ve Güney romanını Jane Austen okuduktan sonra ona benzer bir şeyler okuma hevesiyle yaptığı araştırma sonucu keşfedenler parmak kaldırsın.

Birinç.. birinç!

Peki umduğumuzu bulduk mu?.. Kulüp üyeriyle bu soruyu yanıtlayarak başladık toplantıya. Aslında tartışmamızın sonucunda fark ettik ki hepimiz Mr. Thornton ve Elizabeth'in daha çok “birlikte” hikayesi olsun istemişiz. 

Her olayda ucu Mr. Thornton ve Margaret'a bağlanacak diye heyecanlanmışız fakat Hey Hat! Bizi işçi hakları ve çalışma koşulları kucaklamış. Her seferinde sosyal refah devleti duvarına toslasak da yine de bari en azından Margaret yaralanınca Mr. Thornton'un evinde kalsaydı be kardeşim diye kitapla kavga etmişiz hepimiz. 

Yazının bu kısmında kitapla ilgili romantik beklentilerimizin naaşı için sizleri bir paragraflık saygı duruşuna davet ediyorum.

Her film uyarlaması olan kitap gibi bu sefer de karakterler ve oyuncuların uyumlu olup olmadığını konuştuk bir süre. Ve Mr. Thornton'ın dış görünüşüne filmde daha cömert davranıldığına ve Margaret'ın ise tam kitapta anlatılan ve hayalimizdeki gibi olduğuna karar verdik.

Devam eden süreçte Margaret ve onun reddettiği evlilik tekliflerini masaya yatırdık ya da otopsi yaptık.

Mr. Thornton'ın kız kardeşinin üzerine fazla gelindiği konusundaysa hemfikir olduk.

Mr. Thornton'ın annesininse edebiyat tarihinde ikinci en kötü kayınvalide olduğuna kanaat getirdik hem de oy birliğiyle. 

Mr. Thornton'ın annesine gidip kimse beni sevmiyor temalı bir tirat atması karşısında dağlandık.

Kitapta hepimize nefes aldıran bölümün Margaret'in evde yalnız kaldığı akşam olmasına şaşırdık.

Margaret'in kitaptaki diğer karakterlerle olan ilişkilerini konuştuk bir müddet. Dönemin koşullarıyla bağdaştıramasak da Margaret'i sevdiğimizden olacak onu hemen anladık.

Mr. Thornton'ın Margaret'i kardeşiyle görmesini sadece kalbinin kırılması şeklinde tanımlamasına şaştık kaldık ve fakat bu olay üzerine işleri Margaret için kolaylaştırmasınaysa birkaç damla yaş akıttık.

Olay örgüsü itibarıyla Margaret'in serbestçe ağabeyiyle ortalarda görünmesine azıcık öfkelendik.

Kitabın sonunun aceleye getirilmiş gibi olması konusundaysa yine hemfikirdik :(

Ve son olarak kitabın Koridor yayınları baskısının 470. sayfasındaki dipnot hepimizin hafızasına kazınan bölümler arasındaydı. Onu da buraya yazarak yazıyı sonlandırıyorum.

Bir sonraki toplantının yazısını da en kısa zamanda yazmamı diliyorum kendimden :(

Hadi görüşürüz.

Görüşür müyüz?

Görüşelim.

-"Kalbimi şöyle azarlayarak ıslah etmek istemezdim: 'utançtan yerin dibine geç, kör, arsız, hain, kafir...' Kalbimi şefkatle düzeltmek isterdim. Ah zavallı yüreğim, sakınmaya onca azmettiğimiz kuyuya düştük. Ah! Gel, ayağa kalkıp onu sonsuza kadar terk edelim. Tanrı'nın merhametine sığınalım ve metin olmamız için bize yardım etmesini umalım, tevazu yoluna geri dönelim. Ha gayret, gardımızı indirmeyelim; Tanrı yardımcımız olacaktır."

Aziz François de Sales, Adanmış Bir Hayata Giriş, 1609.