duygu ve duyarlılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
duygu ve duyarlılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Aralık 2019 Çarşamba

Jane Austen Kitap Kulübü #8 Film Gösterimi: Sense and Sensibility ve Becoming Jane

Merhaba,

Bir, toplantıya katılamayanların üzerinde "keşke katılabilseydim Allah kahretsin ya of" ve katılanların üzerinde "keşke hiç bitmeseydi rüya gibiydi, harikaydı, muhteşemdi" etkisi bırakma yazısına daha hoş geldiniz.


-Yazı Sense and Sensibility ve Becoming Jane filmlerinden spoiler içerebilir-


(Her seferinde heyecandan doğru düzgün fotoğraf çekmeyi unutuyorum ben eğitilmem teşekkürler)

22 Aralık Pazar günü, film izlerken ne yiyeceğiz ve de ne içeceğiz krizini atlatır atlatmaz saatlerimiz üçe yaklaşırken gösterimimize Duygu ve Duyarlılık izleyerek başladık. 

Normalde toplantı yazılarında ne konuştuysak onu yazıyorum ama bu sefer bir izleme etkinliği yaptığımızdan mütevellit bunu yapamayacağım. Ben de filmleri izlerken kafamdan geçenleri yazmaya karar verdim. Unutturmayın da size bir ara narsisistik kişilik bozukluğumun hangi elim hadiseyle mevcudiyet gösterdiğini de anlatayım.

Şu sandalyeyi şuraya mı koysaydık, ses yüksekliği iyi mi, görüntü net mi, Colonel Brandon'ın mükemmelliği perdeye tam yansıyabiliyor mu, herkesin keyfi yerinde mi, suratı kaşık kadar kalan ve beslenmesi gereken yahut sırtına havlu konması gereken üye var mı sanrılarımdan sonra filme odaklanabildim.

Acımasızca olmasına rağmen Fanny'nin bir insanın düşüncelerini değiştirebilme konusundaki yetisine -yine- hayran olmadan edemedim.

Duygularını ifade etmede bir gün gibi açık olan Marianne'i kıkanmadan geçemedim.

Ve her türlü olay karşısında bir duvar gibi olan Elinor'la empati kurmadan huzura eremedim.

Jane Austen'in yazdığı en iyi anne figürünün bulunduğu bu hikayede Jane Austen'in annesinin nasıl bir kadın olduğunu düşünmekten kendimi alıkoyamadım. 

Edward Ferrars'ın hikayeye dahil olduğu sahneyi gözlerimi devirmeden geçemedim.

O dönemde yaşasaydım muhtemelen evde kalıp 25'imi göremeden açlıktan öleceğim fikri dimağımda şöyle bir esip geçse de hemen aklıma 21. yy'da olduğum gerçeğini getirdim.

Willoughby'nin beyaz atıyla geldiği sahnede kafamda "hiç sende insaf yok mu can alır ellerin, hiç sende vicdan yok mu sızlamaz yüreğin" şarkı sözleri çınladıysa da onlara yüz vermeyip sabırla Willoughby'nin şerefsizin teki çıkmasını bekledim.

Colonel Brandon'ın Marianne'in piyano çalışını dinleyerek girdiği sahnede nefes almayı kendime hatırlatmam gerekti.

Steele kız kardeşlerin geldiği sahnede 9 saniye kadar bu kızlar aptal mı yoksa sinsi mi diye düşündümse de evlenmemenin açlıkla eş anlama geldiği bir devirde bir erkek için dolaplar çevirmenin çok da kötü bir şey olmadığına kanaat getirdim.

Marianne'in aşk acısından bitap düştüğü sahnelerde onu anlamaya çalıştımsa da muvaffak olamadım.

Ve Edward Ferrars'ın yeniden sahneye çıkışı ve gözlerimi devirmem vs. vs.

Edward Ferrars'ın yanlış anlaşılmalara açıklık getir(ebil)diği ve Elinor'un göz yaşlarına boğulduğu sahnede benim de gözlerim doldu ama benimki üzüntüdendi Elinor galiba mutluluktan ağladı onu tam anlayamadım.

Albay Brandon'ın Marianne'e kitap okuduğu sahnede aklımdan geçenlerse... neyse.

The End

İkinci filme geçmezden önce kısa bir ihtiyaç molası verdik. Burada ihtiyaç, fotoğraf çekmek ve 2005 yapımı Aşk ve Gurur'daki evlilik teklifi sahnesini tekrardan izlemek oluyor. 

Mr. Darcy'nin etkisinden çıkar çıkmaz - gerçi bu mümkün mü bilemiyorum- Becoming Jane'e başladık.

Becoming Jane'in başlangıcında aklıma Jane Austen'in kardeşinin onun hayatını "olaylı bir yaşam değildi" şeklinde tanımlaması geldi. Sağ olsunlar (!) filmi yapanlar da Austen'in hayatından sıkıcı olayları atıp neşelilik potansiyeli olan küçük ayrıntıları abartarak anlatmışlar.

Havanın kararması ve İngiliz aksanının ruhumda acıklı bir duygusallaşmaya sebebiyet vermesiyle Jane Austen'de bir başkaldırı arama timine hak verir gibi oldum. O devirde evlenmeyip herkesin burun kıvırdığı türde yazar olma cesaretini gösterebilen bir kadın olmak bir başkaldırı değil de ne?

Tom Lefroy'un Jane Austen'e yaşam deneyimi ile ilgili ders verdiği kısımlarda içimden biraz ağır konuşmuş olabilirim. 

Filmdeki son dans sahnesinde Tom Lefroy'un Jane'in karşısına çıktığı anda çalan müzikteki değişimin farkına vardım ve ardından teklifsiz bir gülümseyişin gelip yüzümde konumlanmasına engel olamadım.



Tam olarak 1.18'den bahsediyorum


Kaçış sahnesi yepelek ruhuma fazla dramatik geldiği için o sırada telefonuma bakmış olabilirim ama siz yine de dikkatle izlediğimi düşünün rica ederim.

Ve son sahnede Tom Lefroy'un "Jane!" deyişi ve kalpler paramparça... Neyse ki sonra erkeklerin çocuklarına unutamadıkları sevgililerinin ismini koyma fantazisine sinirlenmemle Tom Lefroy'un eşine üzülmem bir oldu da kendimi toparlayabildim.

Hep birlikte Jane Austen'le dolu bir pazar günü geçirdik bu beni birkaç hafta idare eder. Bir sonraki yazıda görüşünceye kadar hoşça kalın.

Ve teşrifleriyle kulübü şereflendiren tüm üyelerden teşekkürlerimin kabulünü rica ediyorum.
Jane Austen Kitap Kulübü sundu.


13 Aralık 2019 Cuma

Jane Austen Kitap Kulübü 8. Toplantı Bilgileri

Becoming Jane'i ve Duygu ve Duyarlılık'ı hep beraber seyredeceğiz!

Yeey!

Havai fişekler

Çığlıklar

Alkışlar

Vs. vs.

Evet dostlarım, yanlış duymadınız. Emma kitabına geçmezden önce birlikte film izleyelim istedik. Bir filmin bizi kesmeyeceğine karar vermemiz ise çok sürmedi. Jane Austen Kitap Kulübü  ile GalataPerform'da konuşa konuşa film izlemek isterseniz kaçırmayın. Yoksa siz hala tek başınıza duygularınızı içinize içinize atarak Jane Austen uyarlaması izlemekten sıkılmadınız mı? 

22 Aralık Pazar

14.00'da

GalataPerform'dayız

Art arda 2 film izleyip patlamış mısır yiyeceğiz. Patlamış mısır yemek için bile olsa gelinir bence.

Hadi görüşürüz.

Görüşür müyüz?

Görüşelim!

 

İzleyeceğimiz yapımlar.


Şu sahne üzerinde 8 saat konuşmaya o kadar hazırım ki. 

Bunu göze alarak gelin.


12 Ağustos 2019 Pazartesi

Alıngan Aşk - Joanna Trollope

Merhaba!

Size daha önce Austen Projesi'nden bahsetmiştim ve Türkçeye çevirilen ilk kitap Gözde Bekar'ın incelemesini de yapmıştım. Sıra geldi Austen Projesi'nin ikinci kitabı Duygu ve Duyarlılık'a. Çeviriyi yapanlar kitabı Alıngan Aşk diye çevirmeyi neden uygun görmüşler hala düşünüyorum ama ben isminden dolayı kitabı toplum içinde saklayarak okumak zorunda kaldım. Sory not sory. 


Gelelim kitaba;

Genel olarak aralarda geçen Facebook, Youtube gibi unsurlar da olmasa hikayenin günümüzde geçtiğini anlamazdım ben. Bazı bölümlerde eserin aslını okuyor izlenimine kapıldım sürekli. Hatta sonlara doğru atlaya atlaya okuduğumu itiraf etmeliyim. Kitapta gözüme takılan şeyleri karışık bir biçimde sıralayacağım şimdi. Eğer kendinize karşı Jane Austen ile ilgili Türkçeye çevrilen her şeyi okuyacağım gibi bir sözünüz yoksa okumasanız da olur diyebileceğim bir kitaptı.


Hikayenin omurgası günümüze şu şekilde uyarlanıyor. Isabella ve Henry birbirlerine çok aşık oluyorlar ve herkesin karşı gelmesine aldırmadan birlikte oluyorlar. Norland'ın sahibi aşklarına inandığı için evini açıyor. Norland'ın sahibi ölünce Isabella ve Henry evlenmeden birlikteliklerini sürdürdükleri için miras Henry'nin ilk evliliğinden olma oğluna kalıyor. Jane Austen dönemindeki miras paylaşımını günümüze bu biçimde uyarlamış yazar. 

Karakterlerin isimlerinde bir değişiklik yapılmamış. 

Jane Austen döneminde bütün genç kızların resim yapma zorunluluğu günümüze Elinor'un mimar olması şeklinde yansıtılmış. Marianne'in piyano sevgisi ise gitarla değiştirilmiş. Buna niçin gerek duyulmuş ben anlayamadım. Zorlama bir şekilde elektronik müzik tutkusu vs de yapılabilirdi gerçi korkunç olurdu ama gitar alakasız geldi bana. Aynı zamanda ikonik sahne, tepede yağmur yağarken Marianne'in ayağının kayması ve düşmesi olayı da değiştirilmiş. Kitapta Marianne astım hastası ve yağmur çok yağınca tepede astım krizine giriyor. Willoughby onu Aston Martin'i ile kurtarıyor. 

Edward burada da çekilmez bir karakter. Eton'dan madde kullanan arkadaşlarına gözcülük yaptığı için atılmış ama ben ona hiç güvenmiyorum. Kesin kendisi de kullanıyordur. (Baya Austenzede ile dedikodu saati gibi oldu ama Edward senden nefret ediyorum aslanım)

Edward'ın ağabeyi Robert'ı günümüze uyarlama çalışmaları onu gay yapmak şeklinde sonuçlanmış.

Albay Brandon askerdeki bağımlı askerleri iyileştirmek için gönüllü bir takım faaliyetler yürüten biri olarak karşımıza çıkıyor. Gözde Bekar'daki her şeye cinsellik katmak takıntısı bu kitapta her şeye bağımlılık katmaya dönüşmüş. 

Tüm kitapta en sevdiğim uyarlama ise Willoughby'nin torbacı olması gerçeğiydi :D Jane Austen dönemindeki evlilik öncesi cinsel birliktelik korkusu bu kitapta uyuşturucu bağımlısı olmak şeklinde günümüze aktarılmış. Yaşadığımız dönemdeki en büyük problemlerden biri olan bağımlılığın bir Jane Austen uyarlaması içinde olması her ne kadar tuhafsa da uygun bir noktaya değinilmiş bence.

Aramızda kitabı okuyan var mı?



13 Ağustos 2018 Pazartesi

Duygu ve Duyarlılık

Kül ve Ateş... Akıl ve Tutku... Aşk ve Yaşam... Duygu ve Duyarlılık... Sağduyu ve Duyarlılık... 
Ve daha bir sürü şey...
Kitabın o kadar çok farklı isimle çevirisi mevcut ki Jane Austen okumaya ilk başladığım yıllarda kafam Zincirlikuyu metrobüs durağı iş çıkış saati gibi oluyordu. Ama şimdi bende taşlar yerine oturdu yani neredeyse. Jane Austen kitaba ilk olarak Elinor ve Marianne ismini vermiş sanırım en güzeli de o. Gerçi ben olsam kitaba ALBAY BRANDON ismini falan verirdim iyi ki bana sorulmamış. Benim okuduğum çeviride Elinor aşkını için için yanarak yaşarken yani külken Marianne aşkını daha şiddetli biçimde yaşıyor yani ateş diye düşünülerek bu ad konulmuş. 


Fark ettim ki bloga Jane Austen'in yalnızca 3 romanı ile ilgili yazı yazmışım diğer üçlüyü yazmamak bu bloga karşı ağır konuşmak olacağından hemen işe koyuldum. Şu sıralar kendimi mutlu etmek için Jane Austen'in tüm kitaplarını yayım sırasına göre yeniden okumaya karar verdim. En son 5 yıl evvel okumuştum bir de bu yaşımla okuyayım belki daha farklı olur dedim. Önceki seferde altını çizmediğim bir sürü satır çizdim. Herhalde 70 yaşıma kadar kitabı komple çizmiş olurum diye düşünüyorum. Evet yine gereksiz uzattım ağmaan dolar olmuş 7 lira ben bi' yazıyı uzatmışım çok mu?
Tamam tamam işte geliyor. Bilmem bilir misiniz özet yazmakta pek başarılı sayılmam. Kitabı bir anlatmaya başlarsam tamamını yazarım diye korkuyorum o sebeple üstten üstten geçeceğim. Ama tabi ki spoiler içerebilir. Türk kahvesinin köpüğünü hüpletip gerisini bırakacağım gibi düşünün çünkü o zevkli kısmın tadına yalnız kitabın tamamını okuyanlar varabilir.
Dashwood ailesi Norland'da yaşıyor. 3 kızları var Elinor, Marianne ve Margaret. Babaları ölünce ev üvey ağabeylerine (abi olarak mı yazılıyor karar veremedim ilk bilgilerime dayanarak yazıyorum değiştiyse karışmam) kalıyor. Ağabeyleri kızlara hatrı sayılır bir yardımda bulunacakken bir anda hop diye bunun çok gereksiz olduğuna kanaat getiriyor inanın bana bu kanaatte yengelerinin kocasına yaptığı 8 sayfalık konuşmanın hiç etkisi yok! Şaka bir yana hepimizin Fanny'den öğrenecekleri var. Keşke üniversitede bizim iletişim dersimize o girseydi :D Tabii biz daha iyi yürekli işler için kullanırdık bu akıl oyunlarını :D Harry Potter evreninde olsaydı zihinfend sanatında usta olurdu üzgünüm Severus xoxo. Hal böyleyken anneleri ve kızlar bir akrabalarının köy evine taşınıyorlar ve olaylar başlıyor.
Kitapta iki ana karakterimiz mevcut biri duyarlılığı ya da aklı temsil eden Elinor diğeri duyguyu ya da tutkuyu temsil eden Marianne gerçi romanın sonuna doğru çeşitli değişimler olsa da kabaca böyle tanımlayabiliriz. İlk okuduğumda Marianne'in duygularını açıkça yaşamayan insanlar hakkındaki keskin düşüncelerine anlam verememiştim ama bu okuyuşumda Marianne'e hak verdim. Yine de peşin hükümlü olmak kötü birisi. Gerçi onu Gurur ve Önyargı'da çok net görüyoruz. Austen'ın romanları birbirini destekliyor adeta. Tüm romanları okuyunca empati yeteneği kazanıyorsunuz :D
Hikaye bu kız kardeşler etrafında dönerken biz de duygular, duyguları yaşama biçimi, duyguların bizleri yanıltma gücü üzerinde düşünme fırsatı buluyoruz. 
3 tane de ana erkek karakterimiz var Edward Ferrars, Colonel Brandon ve Willoughby. Artık Willoughby ismini bakmadan yazabiliyorum Gryffindor'a 10 puan! Açık konuşmak gerekirse Edward Ferrars boğazına ekmek kaçsa sırtına vurmayacağım bir karakter bence, bi' vuracak bulunur elbet. Ama Albay Brandon söz konusu olursa 112'yi ararım sen beni tutamazsın yıldızlar tutamaz. 


Kitapta en sevdiğim kısım Willoughby'nin Marianne'le evlense de servetine konacağı kadının onun kabul edeceğini öğrendiği an. Jane Austen burada tarihin ilk Thug Life'ını yapıyor. En sinir olduğum ve dolar 7 lira olmasa neredeyse kitabı parçalayacağım kısım Willoughby'nin kendini aklama konuşması. Elinor ona nasıl hak verdi aklım almıyor. Ben okurken içimden çok ağır konuştum. Kitabın sonunda ne oluyor sen onlar haber ver derseniz biz hepimiz Albay Brandon tek! Sevenler sevdiğine kavuşuyor kötüler dımdızlak mutsuzluklarıyla kalakalıyor falan filan. Jane Austen'in Edward'ın evlilik teklifini yazmaya gerek görmeyişine çok güldüm itiraf et Jane sen de onu sevmiyorsun! 


Altını çizdiğim satırlardan bazılarını da ekleyerek yazıya son veriyorum bu arada ben bu kitapta olsaydım Elinor'la Albay Brandon'un evleneceğine dair yayılan asılsız dedikodu olurdum. Tüm kitap boyunca öyle olmasını istedim çünkü hem de kitabın sonunu bile bile!

-İnsanları tanıdıkça gerçekten sevebileceğim gibi bir erkeği ömür boyu bulamayacağıma inanır oluyorum. (Sevgili Marianne, aynı şey tersi durumda da mevcut yani erkekleri tanımayınca da. İyisi mi sen yine tanımaya çalışmaya devam et tünelin ucunda Brandon var.)
-Yazık ki bir işin insana güzel vakit geçirtmesi ille de doğru olması demek değildir. (Youtube'da vlog izlemekten bahsediyor herhalde.)
-Üzgün olduğunda sana benzemeyen herkesin mutlu olduğunu sanıyorsun. (Yazar burada beni anlatıyor.)
-Böyle bir konuda kimseye akıl vermem. Zaten siz de biliyorsunuz ki benim verdiğim akıl sizin isteklerinize uygun değilse bir kulağınızdan girer, öbür kulağınızdan çıkar. (Meheh)


Siz bu romanı okudunuz mu, ne düşünüyorsunuz, kimden nefret edip kimi göklere çıkardı gönlünüz? Yoksa eliniz bir türlü gitmedi mi okumaya. Romanın bir filmi bir mini dizisi var hatırladığım kadarıyla onlara da bir göz atabilirsiniz. Albay Brandon'ı Alan Rickman'ın yani namıdiğer Snape'in canlandırdığı yapım benim baş tacımdır onu da söyleyeyim ben size.

20 Ekim 2017 Cuma

Evlilik Teklifleri ve Jane Austen

Merhaba,

Evlilik teklifinizi nasıl alırdınız; alevli, kemancılı, vejeteryan, ortaya karışık, vegan?

Başlıktan da anlaşılacağı üzere bu yazıda biraz evlilik tekliflerinden bahsedelim istedim siz de nişanında damat halayı oynadığınız çiftin aylar sonra Facebook'ta evlilik teklifi organizasyonunu görünce şaşıranlardan mısınız? O zaman sizleri şöyle alalım.. 
Bizim evlilik teklifleriyle mazimiz öyle çok eski değil. Dizi izlerken televizyonda esas kızla esas oğlanın mum ışığı, kırmızı gül ve kemancı şeytan üçgeninde geçen evlilik teklifleri arz-ı endam ettiğinde annelerimizin babalarımıza dönüp "bi şöyle teklif alamadık" demesi ile oluşan anılar şimdilerde yazının başında söz ettiğim şekle büründüler. Ülkece evlilik teklifi konusunda adolesan dönemini henüz atlatamadık. Bir de bi şey soracağım size de mumla isim yazma olayı çok maceraperestlik gibi gelmiyor mu hatta asilik ve biraz da anarşiklik bence. Ne bileyim gidin yamaç paraşütü falan yapın vallahi ateşe verivericeksiniz bizi o olacak.


Kapitalist, umarsız ve biraz da hodperest modern dünyamız evlilik teklifini de bir sektör haline getirdi. Austenzede hiçbir masraftan kaçınmadı ve sizler için araştırdı benim evde kesinlikle denememenizi önerdiğim ama toplumun ısrarla arzuladığı mumlu güllü evlilik teklifi paketi Gittigidiyor'da yalnızca 49.90 durun durun hemen yazıyı kapatmayın bu bir reklam değildir zaten ben de ünlü bir blogger değilim. Zaten bu evlilik teklifi olayını erkeklere nasıl emanet ediyoruz hiç anlamış değilim onların da bu mühim görevi Google'a bıraktıklarından olacak arama çubuğuna evli.. yazınca direkt mumlara yönlendiriliyorsunuz. Yepelek ruhlarımız daha kaç mumu kırmızı gülü kalpli balonu kaldırır bilmem ama Google aramalarında ilk çıkan siteye girince size 9 ayrı kategoride seçenek sunuyor. Teknik, komik, gurme vs vs seçenekleri arasından ille de alevli alevli diyorsanız bana fark etmez ama dikkat edin elinizi yakmayın, bi de o balonlar uçsun diye içine ne koyuyolar belli değil siz yine de ciğerlere kuvvet kendiniz şişirin, gül yaprakları ve mumları ayırın yangın çıkmasın, bi de sırta atlet koydunuz mu ben okeyim. 
Zamanda Aşk filmini izlediniz mi hayatımda gördüğüm en iyi evlilik teklifi o filmde. Şimdi teklifi anlatacağım ben daha izlemedim üff derseniz hemen diğer paragrafa atlayın ama yazının bütünlüğü bozulmasın diyorsanız filmle ilgili çok kritik bir şey değil anlatacaklarım devam edebilirsiniz. Filmde esas kızımız uyurken esas oğlan kızın yanına geliyor evlilik teklif ediyor bu sırada içerden hafif bir müzik sesi geliyor kız evet diyor sonra da herkesin içinde çok dramatik bir teklif yapmadığı için adama teşekkür ediyor sonra da esas oğlan içeri gidip müzisyenleri alelacele dışarı çıkarıyor. Yani tam olarak böyle değilse de bunun gibi bir şeydi. (Hala bu filmi izlemediyseniz hiç vakit kaybetmeyin.)


Bir de üniversite mezuniyet töreninde yapılan evlilik teklifleri var ki taktire şayandır kendileri benim gözümde. Hayatımızın en belirsiz döneminde ben ölsem mi yaşamaya devam mı etsem acaba diye düşünürken nasıl böyle büyük bir karar verebiliyorsunuz sizi tanımak istiyorum yiğidim. 
Yazının Jane Austen'la ilgili kısmına geçmeden önce Asmalı Konak'taki unutulmaz evlilik teklifine değinmezsem beni ayıplamanızdan korkuyorum. Bence çok marjinal ve dokunaklıydı hele Seymen Ağa'nın Bahar'a çiçek götürecek patenci gençle işaret yoluyla derdini anlatması yok mu bana hep çok dokunmuştur elin Amerikalısı da ömründe hiç ağa görmemiş olacak hemen anlayıvermişti, fayansların üzerinde duvarlara çarpa çarpa ölüm riskini hiçe sayarak teklife destek verdi koçyiğit. 
Evlilik teklifleri gerçek hayatta böyle cereyan ederlerken Jane Austen'ın romanlarında işler nasıldı diye düşünmeye başladım. İşte Austen'ın evlenme teklifleri;

(Uyarı: Yazının devamı Jane Austen romanları ile ilgili spoiler içerir.)

Bay Collins'ten Elizabeth'e (Gurur ve Önyargı)

Mekan: Longbourn'da bir oda Malzemeler: Bir adet çiçek ve sarsılmaz irade Sponsor: Lady Catherine De Bourge 
Jane Austen Bay Collins'in teklifini şöyle tanımlıyor "Çekingenlik ve sıkılma gibi duyguları da olmadığından açık açık eyleme girişti." Elizabeth odada yalnız kalmamak için çabalarken Bay Collins onun çekingenliğindeki erdemlilikten dem vurarak söze başlıyor, Elizabeth'i neden SEÇTİĞİNİ ve evlenme kararının sebebini maddeler halinde açıklıyor, Bay Bennet'ın ölümünün ardından doğacak miras meselesine değinerek sözlerine devam ederken işte öyle konuşmasında bir yerlere sevgiyi de sıkıştırıyor sonra da 3 sayfa boyunca reddedildiğini kabul etmiyor. (Mumlu-balonlu teklifi haksız yere mi kötüledik acaba ya.)


Bay Bingley'den Jane'e (Gurur ve Önyargı)

Mekan: Longbour'da bir oda Malzemeler: Heyecanlı bir yürek ve yılmaz teşvik edici Mrs. Bennet
Jane Austen'ın gülünç olmayan ayrıntılara yer vermeyi sevmediğinden olacak bu teklifle ilgili etraflıca bilgi edinemiyoruz ama Jane şöyle açıklıyor: "Ah, herkes niçin benim kadar mutlu değil?" (Ah Jane bil bakalım ne eksik?)




(Evlilik teklifini Google'a değil Bay Darcy'ye danışın dostlarım)

Bay Darcy'den Elizabeth'e (Gurur ve Önyargı)

Kitaptaki;
Mekan: papaz evi Malzemeler: Bay Darcy (yetmez mi bence yeter)
Jane Austen şöyle diyor bu teklif için: "Güzel konuşuyordu. Ne var ki sözlerinin hepsi sevgi üstüne değildi... Elizabeth böyle bir erkeğin sevgisine kazandığı için onurunun okşanmasından kendini alamadı."(Lizzy nasıl alacaksın allasen beni okuduktan sonra acile kaldırdılar.) Eğer bu altı sayfa bir resim olsaydı Louvre'da en çok ziyaret edilen resim olurdu Mona Lisa kimmiş allasen. Gerçi Bay Darcy teklifi "Şimdi artık bana düşen şey kendi duygularımdan utanmaktır." sözleriyle bitiriyor ama ciğerimizi de soylu bir şekilde deşiyor.

2005 yapımı filmdeki;
Mekan: Temple of Apollo-Stourhead Gardens, Wiltshire Malzemeler: Yağmur, ıslak saçlar
Filmde kitaptaki pek çok ayrıntıya sadık kalmışlar ama evlilik teklifi sahnesine neden yeni bir yorum getirmişler anlamadım mükemmel olmamış mı olmuş ama orijinalindeki sıcaklığı verememiş mi verememiş. (Yine yorumlarımla sinema dünyasını altüst ettim mi edemedim) Neyse yağmurlu bir öğleden sonrası Lizzy bir tenhada yağmurdan korunmaya çalışıyor o sırada binlerce yağmur damlasının arasından Bay Darcy çıkageliyor diyor ki "I love you, most ardently." öyle herkesler gibi kuru kuru bir 'I love you' değil efendim most diyor ardently diyor Austenzede ölüyor. Sonra da Lizzy  tokat gibi reddediyor Bay Darcy'yi. Ohh yağmurdan sonra gelen Bay Darcy'nin evlilik teklifi kokusu mis. 


Bay Knigtley'den Emma'ya (Emma)

Mekan: Hartfield
Aslında bu tam bir evlilik teklifi değil ama o dönemde aşk itirafı da evlilik teklifi dışında bir anlama geldiğini savunamayız. Bay Knightley sözlerine şöyle başlıyor: "Ben şairane sözler söylemesini beceremem, Emma. Seni daha az sevseydim sevgimden daha çok söz ederdim." Jane Austen ekliyor 'son derece derin, güçlü bir sevgi sesinde apaçık okunuyordu.' Bay Knightley devam ediyor "..Tanrı bilir, başka aşıklar gibi çevrende dönmeyi beceremedim." (ya sen otur dünya yıllık hareketini senin çevrende tamamlasın lafı mı olur aramızda) Peki Emma ne dese beğenirsiniz ben burada Jane Austen'a biraz kırgınım ne dediğini tam olarak söylemiyor diyor ki: "Emma bu yalvarışa ne yanıt verdi? Gereken yanıtı verdi elbette. Gerçek bir hanımefendi her zaman en uygun yanıtı vermesini bilir." (Sevgili Bayan Austen, biznen alay mı geçiyorsunuz acaba, sizi anlama zevkine erişemiyorum. Yoksa "hanımefendilere" mi tatlı tatlı takılıyorsunuz?)


Kaptan Wentworth'den Anne'e (İkna)

Aslında kitap değeri bilinememiş bir teklif üzerine kurulu ve bu tekliften 7 yıl sonrasını anlatıyor. Teklif hakkında kesin bilgiler olmamakla birlikte ailede "şaşkınlık, çok soğuk bir tavır, katı bir sessizlik" ile karşılandığını söylüyor Jane Austen. Herhalde Wentworth kalpli balonlu mumlu bir teklif yapmış olacak ki böyle karşılanmış diye düşünüyorum ama Jane Austen sosyo-ekonomik nedenleri işaret etmiş neyse önemsiz ayrıntılar bunlar.
Kitabın sonunda baş karakterlerimizin birbirlerini affettiği yer Anne tarafından şöyle görülüyor: "..Bu mutluluğun devam edemeyecek kadar harika olduğunu düşünerek endişeye kapıldı." Üff Anne Elliot seviliyosun gerçekten mutluluktan bile endişe çıkarabilmek! bu sadece profesyonellerin erişebileceği bir mertebedir ve seni o kadar iyi anlıyorum ki!!




Bay Tilney'den Catherine'e (Northanger Manastırı)

Northanger Manastırı'nda evlilik teklifi direkt Catherine'in ailesine sunuluyor Bay Tilney o dönemde evlilik teklifini evlenmek istediği kadına yapmayı saçma bulmuş olmalı ki araya Catherine gibi bir aracı koymadan direkt aile ile konuşuyor bizim yüzyılımızda yazılsan toplum bilimci olurdun üstad! Bu şaşırtıcı evlilik teklifi aileye "..hiçbir şey Catherine'in sevilmesinden daha doğal olamayacağı için kısa sürede bunu sadece okşanmış bir gururun mutlu heyecanı içinde değerlendirmeyi öğrendiler." şeklinde yansıyor. Jane Austen ise "..okuyucular önlerindeki sayfaların masalsı acelesinde hep beraber kusursuz bir mutluluğa doğru koşturduğumuzu görecektir." diyerek olayı özetliyor. Kendimi hep beraber el ele tutuşmuş düzlük bir çim alanda üzerinde 'kusursuz mutluluk' yazan büyük beyaz bir pankarta doğru koşup yüzümüzde manasız bir gülümsemeyle pankartı göğüslediğimizi hayal etmekten alıkoyamıyorum.





Edmund'tan Fanny'ye (Mansfield Park)

İtirafımdır; bu kitaptaki aşk beni pek ikna edemiyor hatta içten içe Edmund'a biraz öfke duyuyorum. Jane Austen da zaten bir aşkı bıçak gibi kesip olanca sevgisini Fanny'ye yönlendiren Edmund için bir süre biçmiyor ve süre ayarlamasını bize bırakıyor. Ama Austen bizden Edmund'un bir kadını unutup diğeri ile evlenmek istemesi arasında geçen sürenin uygun olduğuna hatta ne bir hafta eksik ne bir hafta fazla olduğuna inanmamızı rica ediyor e biz de kabul ediyoruz tabi ki öteki türlüsü küstahlık olur.


(Jonny Lee Miller da tüm Jane Austen karakterlerine mi cuk oturur yahu Bay Darcy ol hayran kalalım!)


Edward'dan Elinor'a (Duygu ve Duyarlılık)

Jane Austen Edward'ın evlilik teklifini şöyle anlatıyor: "Şu var ki onun yollarda ne kadar zaman yürüyerek kendini gerekli havaya soktuğunu, kararını uygulama fırsatını ne zaman bulduğunu ve bunu ne yolda belirttiğini etraflıca anlatmayı biz gerekli bulmuyoruz." (Sevgili Bayan Austen, biz de çoğu zaman bu gibi durumların ayrıntılarını bilmeyi gerekli bulmuyoruz, malesef çeşitli kanallar aracılığıyla öğrenmek mecburiyetinde bırakılıyoruz, sizin bunların hiçbirini görmeyecek olmanız ise romanlarınızın akıbeti açısından bana sevinçlerden sevinç beğendiriyor. )


Albay Brandon'dan Marianne'e (Duygu ve Duyarlılık)

Jane Austen bu sefer evlilik teklifi ile ilgili hiçbir ayrıntı vermemenin yanında evlilik kelimesini kullanmadan süreci şöyle anlatıyor: " ...Marianne on dokuz yaşına geldiği zaman yeni bir sevgiye ve ilişkiye boyun eğerek üzerine yepyeni görevler almış ve kendini büyük bir konağın, bir ailenin ve bütün bir köyün hanımı olarak bulmuştu." (Gerçekçiliğinin çarpıcılığı gözlerimi yaşartıyor. Zaten evlilik teklifinin amacı yepyeni görevler ve sorumluluklar edindirmek değil de nedir)



Jane Austen romanlarındaki evlenme tekliflerini incelerken zorlu bir süreçten geçtiğime sizi temin ederim çünkü gerekli alıntıları bulayım derken her seferinde (6 kere) kendimi romanı okumaya devam edip yazıyı unutuverirken buldum. Jane Austen'ın çoğu evlilik teklifinin ayrıntılarını neden vermediğini düşünürken bir şeyi fark ettim ki gülünç olan mumlar, güller, kalpli balonlar değil 2 kişi arasında kalması gereken şeylerin 2000 kişinin gözleri önünde cereyan etmesi. Kurgu karakterlerin özel anlarını bilmeye yönelik yapılan girişimleri küstahlık sayan Jane Austen kendi özeline saygı duymayan insanları görse ne düşünürdü acaba?
Son olarak mum-gül-kalpli balonla evlenme teklif etmek de ayıp değil bu teklife evet cevabını vermek de bütün iş bunu herkeslerle paylaşmamayı normal görebilmekte. 




İyi geceler diliyorum ve ardından tatlı rüyalar.