18 Ocak 2018 Perşembe

Mina Urgan - İngiliz Edebiyatı Tarihi - Jane Austen

  Merhaba!

 Bu yazıyı yazıp yazmama konusunda epeyce düşündüm. Bu satırları okuyor oluşunuzdan da anlayacağınız üzere yalnızca cahil insanlara has safi öz güvenle huzurlarınızdayım :) 
Jane Austen'le Adab-ı Muaşeret kitabında Mina Urgan'ın alıntılarını okumuştum daha sonra yine aynı kitabın tanıtım etkinliğinde kitabın yazarı Özgür Çiçek bahsetmişti Mina Urgan'ın Jane Austen üzerine yazdıklarından. Jane Austen'in benim gözümdeki yeri belliyken alanında otorite sayılabilecek bir kadından sıkı bir eleştiri okumayı göze alamamıştım o zaman. Geçen hafta Jane Austen'le ilgili akademik makaleleri araştırırken karşıma yeniden çıktı, anladım ki artık kaçış yok ve okumaya başladım. Bu sırada saat gece ikiydi şöyle bi göz gezdirip kapatırım dediğim yazıyı bir solukta okudum. Aslında bir eserin bir solukta okunmasının marifet olarak görülmesinden hicap duyarım ama burada benim yazarın yazdıkları karşısında şaşıp kalışım ve daha neler söyleyecek acaba diye kendimi tutamayıp akışa kapılışım mevzuubahis. Bu bir solukta okuma serüveninin devamında sindire sindire haftalara yayarak okumak gelecek o kesin. 
Sosyal medyanın bana verdiği klavyesi olan herkesin görüş bildirebilme yetkisine dayanarak başlıyorum. Shakira kemerlerinizi bağlayınız efendim.(Zeki Müren sesiyle)


 Mina Urgan öncelikle Jane Austen'in mektuplarında yer alan birkaç "dedikodu"dan yola çıkarak aslında herkesin yücelttiği bir kadının gaddar olabilme ihtimalini bizlere düşündürüp başlıyor yazısına. Yazarlar ve onların mektupları konusu zaten hep kafamı karıştırmıştır. Bir dizi/film karakterine aşık olup onu canlandıran oyuncunun o karakterin özelliklerini taşımasını bekleyen fanlar gibi biz de yazarların hayalimizdeki gibi ya da yazdıkları gibi olmasını bekleyemeyiz bence. Jane Austen gerçekten de bizim uygunsuz kabul ettiğimiz kişilik özelliklerine sahip bir kadın olabilir ya da olmayabilir ne çıkar! Bizzat tanımanın mümkün olmadığı bir kimse hakkında iki kişi arasında geçen bir konuşmadan onun karakteri hakkında yorum yapmak çılgınlık gibi geliyor bana.

 Çağın deneme yazarlarından Mary Mitford'un Jane Austen benzetmesi beni güldürdü vallahi. Şöyle diyor Jane Austen için "Odanın bir köşesinde hiç kimsecikleri rahatsız etmeden sessizce duran bir maşayı, şöminenin önündeki paravanayı ya da herhangi ince dikey bir tahta ya da demir parçasını hiç kimse önemsemediği gibi, onu da hiç kimse önemsemezdi eskiden. Durum şimdi çok değişti. O hala bir maşa ama herkesin ödünü koparan bir maşa."

 Bence biz insanlar olarak duygularımızla dalga geçebilmeyi son dönemlerde öğrendik. Önceden duygular söz konusu olunca sanki ağdalı bir dil kullanmak farzmış gibi davranılıyordu. Hem şiir dilindeki sadeleşme hem de sosyal medyada oluşan ortak dil bunu normalleştirdi bence. Ama Jane Austen'in yazdıklarına bakıyorum da duygulara ve evlilik ilişkilerine 21. yy'dan bakılmış gibi bir tutum var bence. Ama Mina Urgan en çok bu duruma sinirlenmiş Jane Austen'i ve eserlerini sık sık romantik olmamakla ve istihzalı tutum takınmakla suçlamış. Bir insan romantik olmadığı için suçlu sayılacaksa beni de atın mapısa hakim beğy!

H. W. Garrod Jane Austen için "tahammül edilemeyecek kadar aklı başında" demiş. İsteyen bunun eleştiri olduğunu düşünebilir ama ben iltifat olarak alıyorum, aldım. Aşkta her şeyin mübah olduğunu düşünecek kadar iyimser olmanın suç olmaması gibi her yakışıklı erkeğin güvenilmez biri olmasını düşünmek de asla suç değil bilakis aklı başındalık :D Şimdi eğri oturalım doğru konuşalım Willoughby günümüzde yaşasaydı yeteneğim var mı yok mu diye bakmaz hemen bir cast ajansına yazılır gününü gün eder çarpıp geçtiği Marianne'leri gözü görmezdi :D 

Yazıda sevdiğim bir noktaysa Elizabeth'in salt ön yargıyı Bay Darcy'nin de salt gururu temsil etmediği görüşüydü. Ortaokuldayken filmi ilk izlediğimde ben de ilk akla gelen gibi düşünmüştüm itiraf ediyorum. (shame! shame!) Ama romanı okuyunca bu kadar basit olmadığını anlıyorsunuz Mina Urgan da bunu çok güzel açıklamış. (benim onayıma ihtiyaç vardı çünkü) 

Duygularını ön plana çıkarmayan insanlarda hep alttan alta bir hüzün aranmasına gözlerimi devirmeme neden oluyor. Gerçi kendisinden psikiyatri dersleri aldığım hocam bunu duysa bana diyeceği tek şey "sus yavrum" olurdu ama siz ona çok takılmayın. Alt tarafı Türkiyenin sayılı psikiyatristlerinden falan. Mina Urgan'ın kitabını okuduktan sonra twitter'da hocamın attığı bir tweeti gördüm. Jane Austen'in istihzası belki de gerçekten bir mesafe koyma çabası olabilir. Üf ama öyleyse de bu ne güzel mesafeli duruştur be Jane Austen. Halbuki whatsapp durumuna "urgent calls only" de yazarak bu işi çözebilirdin, hiç!


Jane Austen'in sık sık hanım hanımcık olmakla eleştirilmesi hakkında düşündüklerimi bir yazımda söylemiştim. (burada görüşümü yinelemeyip sizi diğer yazıları okumaya teşvik ediyorum fark ettiniz mi) Hanım hanımcık olmanın tersinin erkeksi olmak olarak düşünülmesi de canımı sıkıyor vallahi. Yine kitabı okumamın ertesi günü şöyle bir magazin haberine rast geldim.


(Lamia bi dur allasen zaten ortalık karışık)

Toplumdan, erkeklerden hatta kadınlardan onay almak için şöyle bir açıklama yapacağıma herkes tarafından korkulan bir maşa olarak anılmayı tercih ederdim!

Şimdi bunları yazınca da sanki Jane Austen'in avukatlığını yapmaya çalışıyormuşum gibi hissettim ve ardından gelen çat çat yazıyı silme düşüncesi falan ama bu bana hep olur siz boş verin. 
Ama kitabı okuması çok zevkliydi. Yazarın canlı bir üslubu var gerçi o canlılık öfkeden de olabilir şimdi bilemedim. Bugünkü düşüncelerim burada kalsın bir beş kere daha okuyunca buraya geri döner yazdıklarıma gülerim. Hem Mina Urgan önünde sonunda herkesin duyguların ehemmiyetini anlayacak düzeye geleceğine gönülden inanıyor bende de haklı çıkar belki kim bilir.

Aşkı hep aşk insanlarından dinledik şarkılarda, romanlarda, filmlerde.. Ama azıcık aşka, duygulara dışarıdan bir göz olarak bakabilen biri çıkınca hemen bir oyunbozanlık hemen bir mızıkçılık ! Aa yapmayın rica ederim çok ayıp ben şimdi sizi akşam babanıza şikayet etsem hoş bir şey mi? Hem siz demiyor musunuz aşk insanı aptal eder diye e Jane Austen de farklı bir şey dememiş ki.




9 Ocak 2018 Salı

Jane Austen ve Uyarlama Üzerine

Merhaba!

Geçenlerde bir şeyler okurken (aslında kpss paragraf sorusu çözüyordum ama 'bir şeyler' demek daha havalı) "Uyarlama orijinal esere bir canlılık değil, aşınma getirir." diye bir cümleye rast geldim. Bildiğimiz gibi Jane Austen'in romanları günümüzde halen son hızla uyarlanmaya devam ediyor. Sözü okuduktan sonra bu konuda biraz düşünmek istedim. Gerçekten eseri aşındırıyor, içini boşaltıyor, anlamını yitirmesine sebep oluyor mudur bunca uyarlama...

Magazin programlarının en popüler cümlelerinden birinin "taklitler asıllarını yaşatır" olduğu su götürmez bir gerçek. Magazin programlarının bana hiç çekinmeden cömertçe verdiğini düşündüğüm yetkiye dayanarak "uyarlamalar asıllarını yaşatır" demek istiyorum hatta dedim. Ben uyarlamaların olumsuz bir etkisinden çok eseri yücelttiği kanaatindeyim son kararım cevabı kilitleyebiliriz.

Eserden tamamen bağımsız vasat bir uyarlama sadece izleyenleri/okuyanları sinir krizine sokabilir sonra da kişiyi asıl eserin kollarına -mecburiyetten- sürükleyerek tekrar hatırlanmasını sağlar. En azından bende öyle oluyor. En son bizde çekilen Aşk ve Gurur uyarlaması olduğunu iddia eden dizinin ilk bölümünü unutmak için asıl romanın sayfalarını karıştırmam gerekti (henüz obliviate büyüsü (unutturma büyüsü) yapamıyorum) hal böyle olunca Jane Austen'in zekasını bir kere daha aşk ile taktir etmek oldu payıma düşen. Ha iyi uyarlama olunca beynim beni romanı tekrar okumaya ikna etmiyor mu tabi ki ediyor ama siz bana çok takılmayın benim Gurur ve Önyargı okumak için her zaman bir bahane yaratmaya meyilli bir yapım vardır, benim de huyum böyle.

Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Şuraya ( film/dizi ve kitap ) Jane Austen uyarlamalarını yazdığım yazıları ekliyorum hatırlamak isteyenler için. (önceden okumamış olma ihtimalinizi hasıraltı edip hatırlamak fiilini kullandım bu tarz ihtimallerin günyüzünde işi yok ayrıca) Fikirlerinizi benimle paylaşmaktan kendinizi alıkoymayın rica ederim!


Not: Austenzede İnstagram şubesini açtım ama yerimi yadırgıyorum. Bloga yazı yazınca uzun bir tatilden sonra eve dönüp en sevdiğim koltuğa kurulmuş gibi hissettim ama siz yine de takip etmek isterseniz kullanıcı adım: austenzedee. 


26 Aralık 2017 Salı

İçimizdeki Fangörl

Merhaba

Geçen gün kardeşimle sohbet ederken yıllar önce bir yazarın sitesindeki forum kısmında çok aktif olduğumdan konu açıldı. Forumda hepimiz bir yazarın hayranı olan insanlardık ve onun kitaplarıyla ilgili şeylerden konuşuyorduk çoğu zaman. Aklıma parça parça yazdığım şeyler geliyor da şimdi, Allahtan takma isimle yazıyorduk diye kendimi avutuyorum. (Bir yazar diye geçiştiriyorum çünkü birileri yazdıklarımı ya okursa kendimi özkıyım düşünceleriyle yapayalnız bırakırım gözümün yaşına bakmam.) 


Sonra yıllar arasında ilerlerken hayatımın başka bir döneminde de Facebook'un akrabalar tarafından keşfedilmediği zamanlarda sevdiğim bir dizinin grubunda paylaşılan fotoğrafların altına sürekli yorum yaptığımı hatırladım keşke hatırlamasaydım onları zihnimdeki halının altına süpürene kadar neler çekmiştim ama işte birden geri döndü alçak. Tam kısıtlı yönünü baştan söyleyip akademik kuruldan onay almayı bekleyen makale gibi baya aptalım diye konuyu değiştirecekken bu yazıyı da yazdığım nadide blogum aklıma geldi. Tabi ardından 30 yaşıma geldiğimde yazdıklarımdan pişman olur muyum acaba düşüncesi beni alnımın çatından vururken devamında blogu yok etme ve Romayı da yakma düşünceleri birbirini kovaladı. (40'lı yaşlarım sizlerden de şimdiden özür diler gözlerinizden öperim akrabalara selam!) 


Benim böyle canhıraş bir fangörllük özgeçmişim varken kardeşimin akça pakça internet hayatı benlen alay geçiyordu tabi. Üniversitede mesleğimden dolayı psikoloji dersleri görmüş biri olarak iç görümü geliştirdiğimi düşünürdüm hep ama şu anda bu durumun ruh haline diyecek söz bulamıyorum.

Hadi beni geçtim (biraz da diğerlerini eleştireyim de ilgi benim üzerimden dağılsın değil mi ama) biz bu fan olayını baya abarttık bence İnstagram'da insanlar daha tam ünlü olmadan fan sayfaları açılmaya başladı hele onların çocuklarına açılan fan sayfaları beni korkutuyor vallahi. TV ünlülerinin fanlarına değinemiyorum onlar biraz asabi oluyor. 


Bu blog ve buraya yazı yazmak bana çok iyi hissettiriyor (50'li yaşlarım kızmayın rica ederim) ama bazen Jane Austen görse ne derdi diye komplo teorileri kurmuyor değilim. Hayali konuşmalarımda Yeşilçam filmlerinde zenginlerin acımasızca dalga geçtiği fakir ama gururlu genç gibi kalakalıyorum ortada hep gerçi ama sonradan Jane Austen'in görmesinin en azından şimdilik imkansız olduğunu süperegoma 3 sahifelik bir rapor şeklinde sunarak anksiyetesini yatıştırmaya çalışıyorum. 

Zaten insan dünkü aklını beğenmezmiş derler canım bunda ne var. (Austenzede kendine yalan söylüyor bozuntuya vermeyin utanmasın) 21. yy'ın dünyası da içinden "yahu ben de 18. yy'da amma aptalmışım, hele 20. yy'ı hiç hatırlatmayın savaşlar falan, e napıceksın herkes ergenliği bir şekilde geçiriyor azizim" demiyorsa ben de Austenzede değilim!


Sizin var mı böyle fangörllük anılarınız benimle paylaşın birlikte üstesinden gelelim Türkiye'nin ilk Adsız Fangörller kendi kendine yardım grubunu kurarız belki de kim bilir. (Daire şeklinde dizilmiş sandalyelerde herkes otururken ayağa kalkıp "merhaba ben Austenzede, ben bir Fangörlüm" dediğimi hayal ediyorum da muazzam!)

Bu arada benimle fangörllük anılarınızı paylaşmanız konusunda ciddiyim gerçekten ne düşünüyorsunuz merak ediyorum. Bu blog hakkında ne düşünüyorsunuz, sizin bu tarzda İnstagram sayfanız, blogunuz, twitterınız vs. var mı? Bu yazının altına yorum yazabilir, bana Twitter'dan dm atabilir (kullanıcı adım: austenzede) ya da mail gönderebilirsiniz (austenzede@hotmail.com) beklemede olacağım..


Resimler Pinterest'ten.

13 Aralık 2017 Çarşamba

Mutlu Sondan Sonrası Umurumuzda Mı?

Benim değil şahsen!

Merhaba!


Ara sıra herkes tarafından bilinen klasik masalların devam hikayelerine dair filmlere, yazılara rastladığımda içimden "kimin umrunda?" diye geçirdiğim oluyor ne yalan söyleyeyim. Maalesef biz bencil varlıklarız ve her şeyin bize değen kısımları dikkatimizi celbediyor. Ve 'mutlu son'la biten kitapların tam dişimize göre olduğunu düşünüyorum. Bize hayatımızda olabileceklerle ilgili fikir veriyor, umut vadediyor. 21. yy.'ın en acımasız zamanlarında da yaşasan o prens buraya gelecek ulen bile dedirtiyor hadi itiraf edelim . 

Peki ya sonra? Vallahi umrumda değil kaynanayla gelin mi anlaşamıyor? Çiftimiz boşanmanın eşiğine mi geliyor? Esas oğlan başkasına mı aşık oluyor? Ya da evlilikleri hayatın olağan akışına kapılıp heyecanını mı yitiriyor? Sen de amma gaddarmışsın derseniz basit bir örnekle açıklayayım. Baş rollerinin bir türlü bir araya gelemediği her seferinde diğerlerinden daha akla gelmez bir sebebin onları ayırdığı -kardeş çıkmak, tsunami, en yakın arkadaştan çocuk yapmak, öldü sanılıp ölmemek, hayati bir hastalığı olup saklamak.. örnekler çoğaltılabilir- pembe diziler 2250. bölümlerde ancak final yaparken sevenlerin ilk sezonda kavuştuğu diziler reyting yarışında yenilip ekranlara veda ediyor. (televizyon dünyası jargonum karşısında gözleri yaşarmayan kalpsizdir gerçi zeki de olabilir.) Hemen güncelden bir örneğe geçerek ardından sırtımı Jane Austen'ın satırlarına dayayıp konuyu nihayete erdireceğim. 


Vatanım Sensin dizisindeki Hilal ve Leon karakteri geçtiğimiz sezon edebiyat seven insanların favori dizi çiftleri listelerinde zirveye oturacak gibi olurken yeni sezonda listelere hızlı giriş yapan ama düşüşü de sert olan çiftler listesinde bir numaraya kurulacak gibi göründü. İlk sezonda bizi biraz heyecanlandırdı ama ikinci sezonda ya aşk duygusunun mantık'ın ayağına çelme takıp iktidarı ele geçirmesi o etkileyiciliği alıp götürdü ya da yeni senarist karakterlerin birbirlerine kurdukları cümlelerin yavanlığından bir haber. Yoksa geçen bölümde Leon ve Hilal sahnelerinde kulaklarımı kesme ihtiyacı hissetmemin başka bir açıklaması olamaz. Biz zaten "seni anlama zevkine erişemiyorum" gibi cümleler yerine "ya sen ne saçmalıyosun" minvalinde cümleler duymak istiyor olsak hayatı yaşamakla daha çok ilgilenirdik. (Bu cümleler diziden değil şu an adını hatırlayamadığım bir kitaptan)  


Jane Austen romanlarının sonlarını neden kısa tuttuğunu anladım çünkü sonrasında merak edilecek bir şey yok. Austen bizi aşklarının oluşumunun her anına düzeltiyorum bizim bilmemiz gerektiği kadarıyla her anına tanık ettiği karakterlerin 'mutlu son'larını bir cümleyle geçiştiriyor ya, sanki satırların arasından fırlayıp "e tamam işte bundan sonrası da normal hayat gailesi merak edilecek bir şey yok" diyecekmiş gibi hissediyorum.

Emma'nın son cümlesini özellikle hiç unutmuyorum. 'Emma ve Bay Knigtley evlilikte kusursuz bir mutluluğa eriştiler' diyordu Jane Austen tam olarak bu biçimde olmasa da. Uzun sayfalar süren meşakkatli bir yolculuğun bitirilişinin sade ve aynı zamanda da derinliğine dikkat edin rica ederim! (kusursuz mutluluğu isteyen her zerresi pembe olan bir toz bulutu olarak hayal etsin isteyen gerçekten sevmek ve sevilmek gibi ütopik şeyler düşünsün karar sizin gerçi bu da bambaşka bir blog yazısı fikri oldu ama şimdilik aç parantez kapa parantez olarak kalsın yazının bir köşesinde) 

Jane Austen altı romanının beşinde karakterlerin mutlu sonlarının sonraları üzerine pek az cümle kurarken Gurur ve Önyargı'da herhalde dayanamamış olacak Elizabeth ve Bay Darcy'nin evlilikleri hakkında daha çok şey öğreniyoruz. Vallahi içinden 'umrumda değil' anlamlarına gelebilecek herhangi bir cümle geçirenin hayat damarlarından biri kopmuş gibidir o bi doktora görünsün erken teşhis hayat kurtarır. 



Not: resimler Pinterest'ten.

7 Aralık 2017 Perşembe

Evlilik Aslında Ne?

Merhaba!

Yazı yazmaya fırsat bulamayalı uzun zaman oldu. Bu süre zarfında yeni yazı yok mu diye soranlar oldu. (aslında 3 kişi ama bu düşünce hepinizin aklından geçmiştir eminim. Çalışılması gereken derslerle mutlaka izlenecek film düşüncelerinin arasında bi yerlerde muhakkak vardır iyi bakın)  Annem 20 günlüğüne evde değil bu süre zarfında ben ve kardeşim onun görevlerini (yemek, çamaşır, ütü, bulaşık, 7 ile 17.30 arası torun bakma) üstlendik. Her akşam ne yemek yapacağımıza karar verirken insanların hiç kimsenin baskısı altında kalmadan ve kendi iradeleriyle evlenme kararını verebilmelerine hayret ediyorum. (Bu arada arta kalan zamanlarda bir de KPSS çalışıyorum ki oraya hiç girmeyeyim orası hayatımın 3. kat yasak kütüphanesi.) 

Neyse ki imdadıma birkaç ay önce evlenen akrabamın instagrama koyduğu hikayedeki cümleleri yetişti. Birkaç ay önce evlenen akrabam diyor ki "evlilik gece sinemaya gidebilmektir" aslında ilk düşüncem gece sinemaya gitmek istiyorsak koca yerine araba almamız gerektiğiydi. Gelinlik, çeyiz, balayı, kına gecesi derken masraflar uhuu alıp başını gidiyor araba daha karlı ama çok geçmeden anladım ki bu evlenince anlayacağım şeyler listesinin yepyeni üyesi ve kesinlikle ekonomiyle alakası yok. İnstagram Keşfet'te şöyle bir salınınca zaten evlilik tanımlarından hiç olmazsa 2 tanesine kafa kafaya çarpışırsınız. Sanırsınız TDK! 

Evlilik akşam yemeğini kayın validene kitlemek demektir (ki bu gerçekten şahane bir şey sırf bunun için bile insanın birini kolundan tutup nikahı basası geliyor), 
evlilik sen demek (burada herhalde 'sen' kısmında herkes kendi kocasını zihninde canlandırıyor), evlilik hafta sonu alışveriş merkezine gitmek demektir (aslında bunu ben uydurdum ama bence bu gerçeği yadsıyamazsınız sayın evlilik),
evlilik her şeyinle sevilmek demektir (oralarda bir yerlerde 'sevmek' de olacaktı ama gelin bencil galiba ) vs vs bu liste uzuyor tutamıyorum küçük enişteyi.

Biliyorsunuz ki bu blogta hizmette sınır yok Austenzede sizin için araştırdı. Peki TDK'ya göre de evlilik acaba gece sinemaya gitmek mi demek? TDK diyor ki; "Evlilik evli olma durumudur." ve örnek cümle de A. Ağaoğlu'ndan "Demek bu bile bizi önünde sonunda evliliğe götürecektir." galiba TDK da evli olmadığın olacak pek anlamamış. İnstagram'da öyle demiyorlar sayın TDK!

Bitti mi bitmedi konuyu daha iyi kavrayabilmek için KPSS Vatandaşlık kitabımdaki bir konuyu evliliğe uyarlayarak somutlaştırmaya çalışacağım. (gerçi üniversitede psikiyatri dersini veren hocam bunun iyi bir anlama yöntemi olmadığını iddia ediyor fakat ömrü boyunca bu blogu okumayacağına emin olduğumdan mütevellit gönül rahatlığıyla yazıyorum) (siyaset dersi aldığım hocam da bu yazıyı asla okumayacaklardan olduğu için az sonra tüm cahilliğimle yazacaklarımdan sebep günün şanslı kişisi)

EGEMENLİĞİN KAYNAĞINA GÖRE EVLİLİK

Monarşivlilik: Bu evlilik tipimizde gelin kendini evlilik kurumunun merkezine oturtuyor. Onun için evlilik sevilmek demek. Mutlak monarşilerde gelinin gezme hakları bir sınırlamaya tabi edilemiyor. Bknz: gece sinemaya gitmek.

Oligarşivlilik: Evliliğin küçük ve ayrıcalıklı bir zümreye ait olduğunu düşünenlerin şekliyse oligarşivlilik. Onlar için kendilerinden daha çok evliliği hak eden yok. En çok onlar evli ve bekar insanları anlayamasalar da onları evlenince anladıkları şeylere göre yönetmeye çalışıyorlar. Bknz: sırtlarına bir kıyafet alamıyorlarsa gelinlik giysinler!

Teokrasivlilik: Burada islamcı romantikler yer alıyor. Onlara göre evlilik: eşinin abdest aldıktan sonra sakalında kalan damlayı tilbetine silmek demek gibi bir şeydi yıllar önce twitter'da okumuştum bu cümleyi. (Austenzede yine sakladı samanı ve zamanı gelince de durur mu yapıştırdı yazıya)

Cumhuriyevlilik: Evlilik hakkının bir kişiye değil millete ait olduğu sistem oluyor kendisi. Bu tipte çoğunluğun kararı esas alınıyor mesela biri çıkıp diyor ki evliler hafta sonu AVM'ye gidecek çoğunluk kabul ederse paşa paşa gidiliyor AVM'ye demokrasi denen bir şey var canım hiç!

Üf cahil cahil ne anlatıyorsun ya diyorsanız hemen olayın Jane Austen cephesine yöneliyoruz. Bildiğiniz gibi Jane Austen'in romanlarının iskeletini evlilik oluşturuyor o yüzden kısa cümlelere indirgemek zor ama yine bildiğiniz gibi Jane Austen'e göre evlilik; hali vakti yerinde olan bir erkeğin kendine bir eş bulmasının herkesçe bilinmesidir. 

Northanger Manastırı kitabına göre evlilik; eşe dair mutlak iyi hayallerden bir an önce vazgeçilmesi demektir aksi halde evlendikten sonra mecburen vazgeçilen bir hale karşılık gelmektedir. Ama burada da kız gece sinemaya gitmek istese tamam anlarım yani ama kendine kaşı sevgi, saygı ve anlayış bekliyor yok artık canım oldu olacak bir de huzur iste!

Yine Gurur ve Önyargı'da yer alan bir konuşmaya göre evlilik eşlerin birbirlerini ne kadar az tanırlarsa o kadar iyi olması beklenen bir şans ve talih meselesi.

Charlotte Lucas bir evlilik tanımı yapsaydı bence şuna benzer bir şey olurdu -ya da olmazdı neyse asla bilemeyeceğiz- Evlilik taraflardan romantik olmayanın yaşının 28'i geçmesiyle aileden bir yükün eksilmesinin olumlu neticeler doğuracağı ümidi ile yapılan bir danışıklı dövüş.

Elizabeth'e göre evlilik tanımını biliyoruz zaten aşık olmadan asla yapılamayacak bir şey! Bana göre beklenmedik derecede iyimser ama sonucunu düşününce insanın sihirli düşüncenin varlığına inanacağı geliyor.

Mrs Bennet'a göre evlilik zatürre olma ihtimalinin yanında bile emniyet şeridini kullanmaya izinli bir duruma karşılık geliyor.

Mr. Collins'e göre evlilik Lady Catherine De Bourgh'un evinin pencerelerini överken bayılmayacak herhangi bir hanım kişisiyle yapılabilecek bir anlaşma olurdu bence.

Peki Bay Darcy'ye göre evliliğin tanımı ne olurdu? Bu tanımı bir koşul öne sürerek uyduracağım. Eğer Lizzy ile tanışmasaydı böyle bir tanım yapardı bence. Bay Darcy'nin bir balo esnasında dansla ilgili söylediklerini hatırlayan var mı? Tabi ki hatırlamıyorum diyen sağlıklı çoğunluk için işte o diyalog;

Sir William Lucas: Gençler için ne hoş eğlence.. Dans etmek gibisi var mı? Ben dansı yüksek ve uygar toplumların en belli başlı inceliklerinden sayarım.

Bay Darcy: Elbette beyefendi. Dans sanatının aynı zamanda dünyanın en aşağı toplumlarında da geçerli olmak gibi bir ayrıcalığı vardır. Bütün yamyamlar dans etmesini bilirler. (Çeviri: Nihal Yeğinobalı) (Gerçi bu cevabı Bay Darcy bana verseydi ve ben de karşısında cümle kurabilecek öz güvene sahip olabilseydim büyük ihtimal 'neye göre aşağı toplum pardon'dan girer konuyu sosyal boyutlara taşırdım ama Allahtan burası son derece ciddiyetsiz bir ortam)

Şimdi diyalogta geçen 'dans etmek'lerin yerine 'evlilik'i yapıştırıyor ve kimseye söylemiyoruz. Bence Bay Darcy'nin evlilik tanımı olsa olsa bu olurdu.

Son olarak Claire Tomalin'in Jane Austen biyografisinde Austen'in okuduğu iddia edilen bir oyundan bir cümle yazmak istiyorum  "Biliyorsun insanların evlenme modası yüzünden biz de evlenmek zorundayız.." Ve inanır mısınız evliliğin modası hiç geçmiyor. Evlilik is always BLACK.



Not: Şu sıralar hayatımın höyküre höyküre ağlamalı bir döneminden geçtiğim için yazıya görsel ekleyecek gücü kendimde bulamadım. (höykürmek ne demek bilmiyorum bu arada) Siz okurken başlarda gelinli damatlı pinterest'ten bulunma illüstrasyonlar, yazının orta kısımlarında birkaç Bay Darcy son kısımda da çok afilli laflar ettiğini zanneden bakışlar atan bir kız çizimi hayal eder misiniz rica ederim. Ben şimdi moralimi yerine getirmek için mutlu anılarımı sırayla zihnimden geçireceğim. 1. lisenin bitişi 2. 

Unutmadan bir not sizin evlilik tanımınız nedir ya da gördüğünüz ilginç bir tanım var mı? Benimle paylaşırsanız mutlu olurum.

Daha neşeli günlerde görüşmek üzere ve ardından iyi geceler.

20 Ekim 2017 Cuma

Evlilik Teklifleri ve Jane Austen

Merhaba,

Evlilik teklifinizi nasıl alırdınız; alevli, kemancılı, vejeteryan, ortaya karışık, vegan?

Başlıktan da anlaşılacağı üzere bu yazıda biraz evlilik tekliflerinden bahsedelim istedim siz de nişanında damat halayı oynadığınız çiftin aylar sonra Facebook'ta evlilik teklifi organizasyonunu görünce şaşıranlardan mısınız? O zaman sizleri şöyle alalım.. 
Bizim evlilik teklifleriyle mazimiz öyle çok eski değil. Dizi izlerken televizyonda esas kızla esas oğlanın mum ışığı, kırmızı gül ve kemancı şeytan üçgeninde geçen evlilik teklifleri arz-ı endam ettiğinde annelerimizin babalarımıza dönüp "bi şöyle teklif alamadık" demesi ile oluşan anılar şimdilerde yazının başında söz ettiğim şekle büründüler. Ülkece evlilik teklifi konusunda adolesan dönemini henüz atlatamadık. Bir de bi şey soracağım size de mumla isim yazma olayı çok maceraperestlik gibi gelmiyor mu hatta asilik ve biraz da anarşiklik bence. Ne bileyim gidin yamaç paraşütü falan yapın vallahi ateşe verivericeksiniz bizi o olacak.


Kapitalist, umarsız ve biraz da hodperest modern dünyamız evlilik teklifini de bir sektör haline getirdi. Austenzede hiçbir masraftan kaçınmadı ve sizler için araştırdı benim evde kesinlikle denememenizi önerdiğim ama toplumun ısrarla arzuladığı mumlu güllü evlilik teklifi paketi Gittigidiyor'da yalnızca 49.90 durun durun hemen yazıyı kapatmayın bu bir reklam değildir zaten ben de ünlü bir blogger değilim. Zaten bu evlilik teklifi olayını erkeklere nasıl emanet ediyoruz hiç anlamış değilim onların da bu mühim görevi Google'a bıraktıklarından olacak arama çubuğuna evli.. yazınca direkt mumlara yönlendiriliyorsunuz. Yepelek ruhlarımız daha kaç mumu kırmızı gülü kalpli balonu kaldırır bilmem ama Google aramalarında ilk çıkan siteye girince size 9 ayrı kategoride seçenek sunuyor. Teknik, komik, gurme vs vs seçenekleri arasından ille de alevli alevli diyorsanız bana fark etmez ama dikkat edin elinizi yakmayın, bi de o balonlar uçsun diye içine ne koyuyolar belli değil siz yine de ciğerlere kuvvet kendiniz şişirin, gül yaprakları ve mumları ayırın yangın çıkmasın, bi de sırta atlet koydunuz mu ben okeyim. 
Zamanda Aşk filmini izlediniz mi hayatımda gördüğüm en iyi evlilik teklifi o filmde. Şimdi teklifi anlatacağım ben daha izlemedim üff derseniz hemen diğer paragrafa atlayın ama yazının bütünlüğü bozulmasın diyorsanız filmle ilgili çok kritik bir şey değil anlatacaklarım devam edebilirsiniz. Filmde esas kızımız uyurken esas oğlan kızın yanına geliyor evlilik teklif ediyor bu sırada içerden hafif bir müzik sesi geliyor kız evet diyor sonra da herkesin içinde çok dramatik bir teklif yapmadığı için adama teşekkür ediyor sonra da esas oğlan içeri gidip müzisyenleri alelacele dışarı çıkarıyor. Yani tam olarak böyle değilse de bunun gibi bir şeydi. (Hala bu filmi izlemediyseniz hiç vakit kaybetmeyin.)


Bir de üniversite mezuniyet töreninde yapılan evlilik teklifleri var ki taktire şayandır kendileri benim gözümde. Hayatımızın en belirsiz döneminde ben ölsem mi yaşamaya devam mı etsem acaba diye düşünürken nasıl böyle büyük bir karar verebiliyorsunuz sizi tanımak istiyorum yiğidim. 
Yazının Jane Austen'la ilgili kısmına geçmeden önce Asmalı Konak'taki unutulmaz evlilik teklifine değinmezsem beni ayıplamanızdan korkuyorum. Bence çok marjinal ve dokunaklıydı hele Seymen Ağa'nın Bahar'a çiçek götürecek patenci gençle işaret yoluyla derdini anlatması yok mu bana hep çok dokunmuştur elin Amerikalısı da ömründe hiç ağa görmemiş olacak hemen anlayıvermişti, fayansların üzerinde duvarlara çarpa çarpa ölüm riskini hiçe sayarak teklife destek verdi koçyiğit. 
Evlilik teklifleri gerçek hayatta böyle cereyan ederlerken Jane Austen'ın romanlarında işler nasıldı diye düşünmeye başladım. İşte Austen'ın evlenme teklifleri;

(Uyarı: Yazının devamı Jane Austen romanları ile ilgili spoiler içerir.)

Bay Collins'ten Elizabeth'e (Gurur ve Önyargı)

Mekan: Longbourn'da bir oda Malzemeler: Bir adet çiçek ve sarsılmaz irade Sponsor: Lady Catherine De Bourge 
Jane Austen Bay Collins'in teklifini şöyle tanımlıyor "Çekingenlik ve sıkılma gibi duyguları da olmadığından açık açık eyleme girişti." Elizabeth odada yalnız kalmamak için çabalarken Bay Collins onun çekingenliğindeki erdemlilikten dem vurarak söze başlıyor, Elizabeth'i neden SEÇTİĞİNİ ve evlenme kararının sebebini maddeler halinde açıklıyor, Bay Bennet'ın ölümünün ardından doğacak miras meselesine değinerek sözlerine devam ederken işte öyle konuşmasında bir yerlere sevgiyi de sıkıştırıyor sonra da 3 sayfa boyunca reddedildiğini kabul etmiyor. (Mumlu-balonlu teklifi haksız yere mi kötüledik acaba ya.)


Bay Bingley'den Jane'e (Gurur ve Önyargı)

Mekan: Longbour'da bir oda Malzemeler: Heyecanlı bir yürek ve yılmaz teşvik edici Mrs. Bennet
Jane Austen'ın gülünç olmayan ayrıntılara yer vermeyi sevmediğinden olacak bu teklifle ilgili etraflıca bilgi edinemiyoruz ama Jane şöyle açıklıyor: "Ah, herkes niçin benim kadar mutlu değil?" (Ah Jane bil bakalım ne eksik?)




(Evlilik teklifini Google'a değil Bay Darcy'ye danışın dostlarım)

Bay Darcy'den Elizabeth'e (Gurur ve Önyargı)

Kitaptaki;
Mekan: papaz evi Malzemeler: Bay Darcy (yetmez mi bence yeter)
Jane Austen şöyle diyor bu teklif için: "Güzel konuşuyordu. Ne var ki sözlerinin hepsi sevgi üstüne değildi... Elizabeth böyle bir erkeğin sevgisine kazandığı için onurunun okşanmasından kendini alamadı."(Lizzy nasıl alacaksın allasen beni okuduktan sonra acile kaldırdılar.) Eğer bu altı sayfa bir resim olsaydı Louvre'da en çok ziyaret edilen resim olurdu Mona Lisa kimmiş allasen. Gerçi Bay Darcy teklifi "Şimdi artık bana düşen şey kendi duygularımdan utanmaktır." sözleriyle bitiriyor ama ciğerimizi de soylu bir şekilde deşiyor.

2005 yapımı filmdeki;
Mekan: Temple of Apollo-Stourhead Gardens, Wiltshire Malzemeler: Yağmur, ıslak saçlar
Filmde kitaptaki pek çok ayrıntıya sadık kalmışlar ama evlilik teklifi sahnesine neden yeni bir yorum getirmişler anlamadım mükemmel olmamış mı olmuş ama orijinalindeki sıcaklığı verememiş mi verememiş. (Yine yorumlarımla sinema dünyasını altüst ettim mi edemedim) Neyse yağmurlu bir öğleden sonrası Lizzy bir tenhada yağmurdan korunmaya çalışıyor o sırada binlerce yağmur damlasının arasından Bay Darcy çıkageliyor diyor ki "I love you, most ardently." öyle herkesler gibi kuru kuru bir 'I love you' değil efendim most diyor ardently diyor Austenzede ölüyor. Sonra da Lizzy  tokat gibi reddediyor Bay Darcy'yi. Ohh yağmurdan sonra gelen Bay Darcy'nin evlilik teklifi kokusu mis. 


Bay Knigtley'den Emma'ya (Emma)

Mekan: Hartfield
Aslında bu tam bir evlilik teklifi değil ama o dönemde aşk itirafı da evlilik teklifi dışında bir anlama geldiğini savunamayız. Bay Knightley sözlerine şöyle başlıyor: "Ben şairane sözler söylemesini beceremem, Emma. Seni daha az sevseydim sevgimden daha çok söz ederdim." Jane Austen ekliyor 'son derece derin, güçlü bir sevgi sesinde apaçık okunuyordu.' Bay Knightley devam ediyor "..Tanrı bilir, başka aşıklar gibi çevrende dönmeyi beceremedim." (ya sen otur dünya yıllık hareketini senin çevrende tamamlasın lafı mı olur aramızda) Peki Emma ne dese beğenirsiniz ben burada Jane Austen'a biraz kırgınım ne dediğini tam olarak söylemiyor diyor ki: "Emma bu yalvarışa ne yanıt verdi? Gereken yanıtı verdi elbette. Gerçek bir hanımefendi her zaman en uygun yanıtı vermesini bilir." (Sevgili Bayan Austen, biznen alay mı geçiyorsunuz acaba, sizi anlama zevkine erişemiyorum. Yoksa "hanımefendilere" mi tatlı tatlı takılıyorsunuz?)


Kaptan Wentworth'den Anne'e (İkna)

Aslında kitap değeri bilinememiş bir teklif üzerine kurulu ve bu tekliften 7 yıl sonrasını anlatıyor. Teklif hakkında kesin bilgiler olmamakla birlikte ailede "şaşkınlık, çok soğuk bir tavır, katı bir sessizlik" ile karşılandığını söylüyor Jane Austen. Herhalde Wentworth kalpli balonlu mumlu bir teklif yapmış olacak ki böyle karşılanmış diye düşünüyorum ama Jane Austen sosyo-ekonomik nedenleri işaret etmiş neyse önemsiz ayrıntılar bunlar.
Kitabın sonunda baş karakterlerimizin birbirlerini affettiği yer Anne tarafından şöyle görülüyor: "..Bu mutluluğun devam edemeyecek kadar harika olduğunu düşünerek endişeye kapıldı." Üff Anne Elliot seviliyosun gerçekten mutluluktan bile endişe çıkarabilmek! bu sadece profesyonellerin erişebileceği bir mertebedir ve seni o kadar iyi anlıyorum ki!!




Bay Tilney'den Catherine'e (Northanger Manastırı)

Northanger Manastırı'nda evlilik teklifi direkt Catherine'in ailesine sunuluyor Bay Tilney o dönemde evlilik teklifini evlenmek istediği kadına yapmayı saçma bulmuş olmalı ki araya Catherine gibi bir aracı koymadan direkt aile ile konuşuyor bizim yüzyılımızda yazılsan toplum bilimci olurdun üstad! Bu şaşırtıcı evlilik teklifi aileye "..hiçbir şey Catherine'in sevilmesinden daha doğal olamayacağı için kısa sürede bunu sadece okşanmış bir gururun mutlu heyecanı içinde değerlendirmeyi öğrendiler." şeklinde yansıyor. Jane Austen ise "..okuyucular önlerindeki sayfaların masalsı acelesinde hep beraber kusursuz bir mutluluğa doğru koşturduğumuzu görecektir." diyerek olayı özetliyor. Kendimi hep beraber el ele tutuşmuş düzlük bir çim alanda üzerinde 'kusursuz mutluluk' yazan büyük beyaz bir pankarta doğru koşup yüzümüzde manasız bir gülümsemeyle pankartı göğüslediğimizi hayal etmekten alıkoyamıyorum.





Edmund'tan Fanny'ye (Mansfield Park)

İtirafımdır; bu kitaptaki aşk beni pek ikna edemiyor hatta içten içe Edmund'a biraz öfke duyuyorum. Jane Austen da zaten bir aşkı bıçak gibi kesip olanca sevgisini Fanny'ye yönlendiren Edmund için bir süre biçmiyor ve süre ayarlamasını bize bırakıyor. Ama Austen bizden Edmund'un bir kadını unutup diğeri ile evlenmek istemesi arasında geçen sürenin uygun olduğuna hatta ne bir hafta eksik ne bir hafta fazla olduğuna inanmamızı rica ediyor e biz de kabul ediyoruz tabi ki öteki türlüsü küstahlık olur.


(Jonny Lee Miller da tüm Jane Austen karakterlerine mi cuk oturur yahu Bay Darcy ol hayran kalalım!)


Edward'dan Elinor'a (Duygu ve Duyarlılık)

Jane Austen Edward'ın evlilik teklifini şöyle anlatıyor: "Şu var ki onun yollarda ne kadar zaman yürüyerek kendini gerekli havaya soktuğunu, kararını uygulama fırsatını ne zaman bulduğunu ve bunu ne yolda belirttiğini etraflıca anlatmayı biz gerekli bulmuyoruz." (Sevgili Bayan Austen, biz de çoğu zaman bu gibi durumların ayrıntılarını bilmeyi gerekli bulmuyoruz, malesef çeşitli kanallar aracılığıyla öğrenmek mecburiyetinde bırakılıyoruz, sizin bunların hiçbirini görmeyecek olmanız ise romanlarınızın akıbeti açısından bana sevinçlerden sevinç beğendiriyor. )


Albay Brandon'dan Marianne'e (Duygu ve Duyarlılık)

Jane Austen bu sefer evlilik teklifi ile ilgili hiçbir ayrıntı vermemenin yanında evlilik kelimesini kullanmadan süreci şöyle anlatıyor: " ...Marianne on dokuz yaşına geldiği zaman yeni bir sevgiye ve ilişkiye boyun eğerek üzerine yepyeni görevler almış ve kendini büyük bir konağın, bir ailenin ve bütün bir köyün hanımı olarak bulmuştu." (Gerçekçiliğinin çarpıcılığı gözlerimi yaşartıyor. Zaten evlilik teklifinin amacı yepyeni görevler ve sorumluluklar edindirmek değil de nedir)



Jane Austen romanlarındaki evlenme tekliflerini incelerken zorlu bir süreçten geçtiğime sizi temin ederim çünkü gerekli alıntıları bulayım derken her seferinde (6 kere) kendimi romanı okumaya devam edip yazıyı unutuverirken buldum. Jane Austen'ın çoğu evlilik teklifinin ayrıntılarını neden vermediğini düşünürken bir şeyi fark ettim ki gülünç olan mumlar, güller, kalpli balonlar değil 2 kişi arasında kalması gereken şeylerin 2000 kişinin gözleri önünde cereyan etmesi. Kurgu karakterlerin özel anlarını bilmeye yönelik yapılan girişimleri küstahlık sayan Jane Austen kendi özeline saygı duymayan insanları görse ne düşünürdü acaba?
Son olarak mum-gül-kalpli balonla evlenme teklif etmek de ayıp değil bu teklife evet cevabını vermek de bütün iş bunu herkeslerle paylaşmamayı normal görebilmekte. 




İyi geceler diliyorum ve ardından tatlı rüyalar.


















6 Ekim 2017 Cuma

11. Beyoğlu Sahaf Festivali'nde Jane Austen İzleri

Merhaba!

   Burda hiç Sahaf Festivali'nden bahsetmediğimi fark etmemle soluğu bilgisayar başında aldım. Sahaf Festivali benim için ilk Jane Austen kitaplarımı almam münasebetiyle son derece önemli. Hatırlıyorum da kardeşlerim aheste aheste gezip gördükleri kitapları alırken her sahafa "Jane Austen 'ın kitapları var mı?" diye sora sora bitap düşmüştüm. (Hatta bir kitapçıya Jane Austen Emma var mı? dediğimde bana "elma mı?" demişti hey gidi günler.) Söz konusu Jane Austen olunca tam bir avcı-toplayıcı oluyorum :D Bu macerada 4 kitabını bulabilmiştim Jane Austen'ın diğerlerini başka zamanlarda almıştım ama o zamanın alışkanlığından Sahaf Festivali'ne kiminle gitsem gördüğü herhangi bir Jane Austen kitabını bana gösterir oldu. Tabi Austenzede mest! 
   Bu seferki festivale kardeşlerimle gittim, Jane Austen'la ilgili gördüğümüz her şeyi fotoğrafladım bakmak bile heyecanlandırıyor bu aşk değil de nedir? İki sene önceye kadar Sahaf Festivali meydanda olmuyordu eskiden biraz karmaşıktı ama sahaf havasına yakışıyordu şimdi daha muntazam olsa da insan eski düzeni özlüyor. Bu sene diğer festivallerden farklı olarak daha kaliteli kitaplar vardı ve daha ucuzdu bu durum işsiz ve öfkeli beni bir hayli mutlu etti anlayacağınız. Bizim kitaplığımızın çoğunluğu ikinci el kitaplardan oluşuyor; biz burada yenileri sevmeyiz dostum! Böylece yıl içinde pek kitap almıyoruz yeni çıkanlar haricinde. Bu yazı da böyle garip bi şey oldu kısa sohbet havasında, sizin Sahaf Festivali ganimetleriniz neler? Eğer İstanbul'da yaşıyorsanız ve hiç Sahaf Festivali'ne gitmediyseniz çıkın çıkın gelin! Bu seneki geçti ama her sene eylül-ekim gibi oluyor festival kaçırmayın! Bu arada insanlar ikiye ayrılır TÜYAP Kitap Fuarı sevicileri ve Sahaf Festivali övücüleri. Tarafınızı seçiniz ve hemen fotoğraflara bakmaya başlayınız rica ederim!























(Bu fotoğraf da iki yıl önceki festival sanırım o kitabı almadığıma köpekler gibi pişmanım!!!!)

Son olarak bunu da bir kitabevinde gördüm. Uzun zamandır aklımda bir gün avlayacağım!






Bu da böyle bi anımdı.