george eliot etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
george eliot etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Temmuz 2021 Cumartesi

Jane Austen Kitap Kulübü #16 Silas Marner

Covid-19'dan dolayı girdiğimiz ilk karantinada George Eliot'tan Middlemarch okumayı denemiştim. Çırpınışım aylarca sürmüştü. Defalarca yeniden başlamış, çoğu kez okuduğumu anlamamıştım. Her 'yine hiçbir şey anlamadığım sayfa'nın sonuna geldiğimde kendimi sayfayı bir kez daha okumak için motive ettiğim iç konuşmalarımı bir kenara koysaydım şimdiye kişisel gelişim kitabı yazarı olmuştum. Kahretsin... 


Allahtan kitabı okumayı bitirdim de TEDx konuşmacısı olmanın da kıyısından dönüverdim. Ama ben akıllanmam dostlarım. Kendime de acımam yok ayrıca. Bu deneyimden hiç ders almamış olacağım bir de kitap kulübünde George Eliot okuyalım önerisinin üzerine atlamış bulundum. 

Tamam hemen kızmayın, o kadar da kötü değildi, evet öğretileri güzeldi, tamam biraz temposu düşüktü ama ilginç bir hikaye anlatıyordu, sanayi devrimini ve bir toplumun değişimini bir de yazarımızın gözünden görüyorduk, karakterlerin ahlaki çatışmaları, vicdan muhasebeleri, sevgiyle ve şefkatle olan mücadeleleri, hatalarını telafi etme girişimleri başarılı bir şekilde okuyucuya aksettiriliyordu. Yüksek müsaadelerinizle ben burada da suçu Covid-19 tabir ettiğimiz virüse atmak istiyorum. Ben önceden böyle değildim valla bak. Hep belgeseldi...

Kitap kulübü yazısına geçmeden önce hiçbir yere varmayan, başı sonu belli olmayan, yazarımızın kafasında oradan oraya sürüklenen düşünceleri foş diye boş sayfaya döktüğü giriş kısmımızı da atlattığımıza göre kulüp toplantımıza geçebiliriz, hadi geçmiş olsun.

Jane Austen Kitap Kulübü'nün 15. toplantısını 10 Temmuz Cumartesi günü saat 19.00'da gerçekleştirdik. Toplantımız yine Zoom'daydı.

-Bu toplantıda kitabı okumakla olan mücadelesini sonuna kadar sürdüren okuyucuların oranı az olsa da hikayeyi enine boyuna masaya yatırabildik.

-Söz konusu yazar George Eliot olunca eserlerini bir erkek adı ile yayınlamasına değinmeden edemedik. Tabii ki buradan hareketle yazarın yaşamında, edebiyat dünyasındaki kadın yazarlarda, onların eserlerini yayınlayış biçimlerinde, kadın yazarların yaşadıkları güçlüklerde de dolandı düşüncelerimiz.

-George Eliot'ın eserlerinde verdiği mesajlar ve düşünce yapısı üzerinde de bir müddet durup soluklandık. Olaylar üzerinden anlatmak istediklerini tartıştık.

-Romanda nereden geldiği ve nereye gittiği belli olmayan bazı olaylar üzerinde konuştuk bir müddet ama nereden geldiği ve nereye gittiği belli olmayan olaylar vardır diyerek koşarak uzaklaştık bu konudan. 

-Ben bir ara kendimi kaybedip yeniden gözlemci bakış açısı ile yazılan romanlar hakkında ileri geri konuştuğumu hatırlıyorum ama inşallah siz hatırlamıyorsunuzdur. Sesimin yükseldiğini, masaya yumruk vurmama ramak kaldığını falan unutmuşsunuzdur hep umarım.

-Toplantımız devam ederken kitabı sevenler ve sevmeyenler olarak gerekçelerimizi öne sürdük, İnternet'te diğer okurların düşünceleri üzerinde yaptığımız araştırmalarda da kitabın okurlar arasında pek popüler olmadığını görsek de birbirimizi kitabı sevmeye ikna etmiş bulunduk.

-Hepimizin hemfikir olduğu konu ise Silas Marner'ın hiç tanımadığı bir çocuğa gösterdiği sevgi ve şefkatti. Burada biraz gözlerimiz doluyor gibi olduysa da çok geçmeden konuyu Bay Darcy'ye bağlayıverdik. 

-Her toplantıya yeni okurların katılması harikalığını ustalıkla kullanmamızdan mütevellit "Aa biz sizinle hiç Jane Austen konuşmadık hadi biraz konuşalım." marifetiyle konuyu hoop diye Bay Darcy'ye getiriyoruz. En güzel tarafı ise kimsenin bu durumdan en ufak bir şikayetinin bulunmaması. 

-Şaka şaka. Tabii ki her ay farklı bir kitap okuyup birlikte tartışabilmek için buluşuyoruz. Bay Darcy övmek için bir araya gelmek işin latife kısmı inanın. İçimizdeki edebiyat sevgisini, okuma aşkını, öğrenme hevesini, sanat bağlılığını, kitap bağımlılığını  bir görseniz feleğiniz şaşar. Gerçekten bak, yeminle...

-9 günlük bayram tatilinin şu son günlerinde sizi daha fazla yazıda esir etmeyeyim. Atılacak son bir kulacınız, manzaraya karşı alınacak son bir derin nefesiniz vardır şimdi. Mesela ben de yaklaşık yarım saattir Keşfet'e bakmıyorum. Özlemiştir beni. Hadi görüşürüz, görüşür müyüz, görüşelim.

-Unutmadan Jane Austen Kitap Kulübü ile okuyacağımız bir sonraki kitap Reşat Nuri Güntekin'den Acımak. Ve bir aksilik olmazsa geçen yıl yaptığımız açık hava kitap kulübümüzü tekrarlamak istiyoruz. Katılmak isteyenler bana sosyal medya hesaplarımdan ulaşabilir. 


28 Nisan 2020 Salı

Middlemarch I - George Eliot

Bu sonu görünmeyen karantinada bir kitabı daha bitirdim demeyi ben de çok isterdim ama bir kitap daha beni bitirdi. Sanırım asanın büyücüsünü seçtiği gibi kitaplar da okuyucusunu seçiyor. Ve Middlemarch'ın benden pek de hoşlanmadığı çok açık. 


İngiliz edebiyatının en önemli eserlerinden sayıldığı için Middlemarch'ı okumak istedim ama içinde bulunduğumuz pandemi nedeniyle mi yoksa ruh halim nedeniyle mi ya da bizzat kitabın kendisinden dolayı mı asla hangisi olduğuna karar veremediğim bir sebepten Middlemarch'ı okumakta çok zorlandım. Ama galiba suçu pandemiye atacağım. (iç konuşma: belki de suç çeviridedir asla ben değil ben olamam) En son Udolf Hisarı'nı okuduğumda bu kadar kötü olmuştum. Neyse canım benim için de eski günleri yad etmek gibi oldu :D

Ben kitabın birinci cildini okudum. Şimdilik ikinci cildini okumaya cesaretim yok. Aranızda kitabı okuyan var mı? Başka bir bakış açısına muhtacım şu an.

Kitap 19. yy. İngiltere'sini Middlemarch adlı kasabada yaşayan insanlar üzerinden anlatıyor. Yine isimler, unvanlar havada uçuşuyor. 600 küsürlü sayfalara geldiğimde bile "bu kimdi şimdi" derken kendimi yakaladım, üzücüydü. Yahu ben kendi akrabalarımın isimlerini bile aklımda tutamıyorum İngiliz romanları beni bi' salın rica ederim.

Kimler okumasın: Klasik kitap okuyunca içi geçenler ve asla  kitabın sonunu göremeyenler, 19. yy. İngiltere'sinin toplumsal ve ekonomik yapısı umrunda olmayanlar ve ben.

Kimler okusun: Hiçbir yere varmayan uzun diyaloglar okumayı sevenler, İngiliz edebiyatı ile ciddi düşünenler.

Önceden kitap yazısı yazarken "ben bu kitapta olsaydım..." bölümü yazardım onu devam ettirmek istiyorum. Ben bu kitapta olsaydım Mrs. Casaubon'un İtalya'daki iç sıkıntısı olurdum.

Her ne kadar kitapla çok bağ kuramamış olsam da bir sürü satırın altını çizmişim. Onlardan birkaç tanesini de ekleyip yazıya son veriyorum.

- Biz ölümlüler, ister kadın olalım ister erkek, kahvaltıyla akşam yemeği arasında birçok hayal kırıklığını sindiriveririz; gözyaşlarımızı geriye itip, biraz solgun dudaklarla öylece bakar ve yöneltilen sorulara, "Ah, yok bir şey!" deriz. Gurur da bize yardım eder ki gurur da bizi karşımızdakileri incitmeye değil de acılarımızı gizlemeye yönelttiği zaman iyi bir şeydir. 108

- Bir şeylerin uygun şekilde gerçekleşmesi kişinin beklentilerine uymadıkları takdirde ne ifade eder ki? 217

- Umut güzel bir gelinlik kızdı ama fakir olduğu için, hiç evlenmeden öldü. 266

- Hepimiz dünyayı üst benliklerimizi besleyecek bir meme olarak görmemize neden olan ahlaki bir aptallıkla doğarız. 329

- Komşularımızın kaderinde hayati değişiklikler yaratan sahneler, bizim hayatımızın arka planından başka bir şey değildir. 489

- Spoiler-
Dorothea Brooke'un bilgisizliği ve itaatkar yapısı ortaya çıkınca Ladislaw ona aşık olmaya başlıyor. Bu beni kitapta en çok sinirlendiren şeydi. Ladislaw kara listeme girdin dostum!
-Spoiler-

Not: Geçenlerde ünlümsü bir instagramerdan görerek okuduğum bir kitabın yazısını paylaşırken o kişiyi de etiketlemiştim. Onu etiketledikten sonra kendisi de kitap yorumlarına kimler okusun/kimler okumasın bölümü eklemeye başladı :D Kitlelere ilham oluyorum galiba kardeşlerim ama siz yine de bunu ilk benim başlattığımı bilin istedim.