16 Temmuz 2022 Cumartesi

2022 Yapımı İkna

Yangın vaar! Ya da dilaltı ilacım nerde!?! Ay durun ne diyeceğimi şaşırdım. 2022 yapımı İkna filmini yeni bitirdim de kusura bakmayın öfkeden ellerimin klavyedeki başıboş gezintisine hakim olamıyorum.

Bu giriş- gelişme- sonuç şeklinde dört başı mamur bir yazı olmayacak daha çok bir histeri krizi diyebiliriz. Baştan söyleyeyim.


Yasal uyarı: Paragraflar arasında anlamsal bağlantılar bulamayabilirsiniz. Yazarımız duygusal bir boşalma yaşıyor. Biraz alttan alın rica ederim, yazıktır. 

Only Jane Austen can judge me btw.

Bildiğiniz üzere Jane Austen'in İkna isimli romanının yeni bir film uyarlaması 15 Temmuz itibarıyla Netflix'e geldi. 

Bu seneler gibi süren bayram tatilinde tüm umutlarımı İkna'nın gelmesine bağlamışken... Bugün filmi benden önce izleyenlerin tüm kötü yorumlarına rağmen yetiş ya pozitivite diyerek yola çıkmışken... 30. dakikaya kadar dayanabildim.

Hadi Emma'yı karikatürize ettiniz, tamam günlerce filmi hafızamızdan silmeye çalıştık, aramızda film hiç çekilmemiş gibi davrandık da Jane Austen de o kitabı hafif muzip bir taraftan yazmış dedik bir noktaya kadar kabul ettik. Ama siz gidip de Jane Austen'in en "hüzünlü" romanını komediye çevirirseniz karşınızda öfkeden gözü dönmüş bir Austenzede bulursunuz kardeşlerim.

Hadi filmin havasını değiştirdiniz peki karakterlerden ne istediniz? Austen dünyasının en vakur ve ketum karakterini alıp "patavatsız" ve "sakar" bir karaktere dönüştürmüşsünüz, vay başımıza gelenler! Biri yazma bağlasın bana iyice de sıksın baş ağrım geçmeyecek!

Tamam anladık siz çok "farklısınız" ama madem film anlayış olarak günümüzde geçecek neden dönem filmi çekiyormuş gibi yapıp bizi heyecanlandırıyorsunuz :( Bir insanın duygularıyla oynamak bu kadar kolay olmamalı :(

Bu arada filmi izlerken yürüyüş sahnelerinden birinde Anne yüksek sesle şiir okumadı değil mi herkesin içinde? Bana öyle geldi değil mi? Delirmişim ben meğersem değil mi? Ne olur öyle olsun çünkü.

Woooaaow kurguya öylesine yerleştirilmiş gibi yapılmış doğada tuvalet ihtiyacını giderme sahnesi mi? Biz böyle komple hepimiz o dönemde kanalizasyon sistemi var sanıyorduk oysaki. Öğrendiğimiz iyi oldu çok ihtiyacımız vardı buna.

Kaptan Wentworth'e de Anne Elliot eleştirttiniz ya işte ben öldüm orada!

Filmde herkesin Anne ve Wentworth'ün mazisini bilmesine ise tek sözüm yok nutkum tutuldu zira.

Peki Anne ve Wentworth'ün "arkadaş kalma" kararlarına ne demeli. Filmin sonunda Anne evlenmekten vazgeçip "kendini seçse" ve influencer olmaya karar verse şaşırmazdım doğrusu.

My dearest senaryo yazarları;

Biz de zeki insanlarız vallahi bak. Keşke bu kadar yorulmasaydınız. Tamam "leb" demeden "leblebi"yi anlayamayız belki ama "lebl" dediğiniz anda "leblebi"yi yapıştırmamız iki saniyemizi alır evelallah. İma, ironi falan da hep bizim pakete dahil, bakın ciddiyim.

Cümleler arasında da kafamda sürekli korku filmi efektiyle "We're exes." cümlesi yankılanıyor ki o konuya hiç girmeyeceğim. Hayır ağzımdan tek laf alamazsınız, zorlamayın rica ederim ve bileklerime daha çok kolonya dökün.

BU KİTAPTAKİ HERKES DÖNEMİN ETİKET KURALLARINI ÖNEMSİYOR, ALIŞIN BUNA. Vallahi de içlerinde politik doğrucu yok. Üstesinden gelin artık. Bakın belki ilk defa duyacaksınız ama size bir tavsiyemdir dönemi kendi gerçekliği içerisinde değerlendirin daha kolay olacak bana güvenin.

Bari bir iki dans sahnesi koyup dikkatimizi dağıtsaydınız, ona da razıydık :(

Ya da biz gidip Fleabag de izlerdik be, siz hiç rahatsız olmasaydınız. "His neck!" sahnesini unutmuşsunuz ama Phoebe Waller-Bridge uyanmadan silin bu uyarlamayı çabuk.

Sevgili gelecek nesiller;

Öncelikle söylemek isterim ki pandemi, savaş, doğal afetler derken çok zor zamanlardan geçtik. Unutmayın bunu. Bizi yargılamadan önce bi' dakika açıklamamıza izin verin. Psikolojimiz bozuk bizim. Yardım almamız lazım komple ama psikolojimizle birlikte bazı şimdi burada açıklayamayacağım sayısal nedenlerden mütevellit psikologa da gidemiyoruz. Bu film bizden değildir hatta yoktur, hiç olmamıştır da zaten. Bizi affedebilecek misiniz bilmiyorum ama en azından anlamaya çalışın.

Sizi seven Y kuşağından Austenzede...

11 Temmuz 2022 Pazartesi

Jane Austen Kitap Kulübü #23 Muhteşem Gatsby

Normal koşullarda küçük şeylerden büyük anlamlar çıkarma konusunda uzmanımdır. Ve anlamsız şeyler üzerinde saatlerce düşünüp bu anlamsız şeylerin sembolize edebileceği şeyleri düşünmek ise hobimdir. Yalnız kaldığımda zihnimde bir ruminasyon seansında değilsem şayet okuduğum satırları, işittiğim replikleri enine boyuna irdelemek günlük sporumdur. 

Jane Austen'in yazdığı birkaç roman için bir blog açıp 200'den fazla yazı yazdığım, Jane Austen ile ilgili bir Twitter hesabı açıp yüzlerce tweet attığım, aynı konulu bir Instagram hesabı açıp 195 gönderi ve sayısız story paylaştığım, yetmeyip bir kitap kulübü kurup diğer insanlarla da Jane Austen tartışıp 22 toplantı gerçekleştirdiğim göz önünde bulundurulursa ben delirmişim çocuklar. Şaka Şaka cümlem böyle bitmeyecekti. Tüm bu cümlelerin özeti "anlam çıkartma" konusunda iddialı olduğumdur. Sadede gelecek olursak -evet hala gelemedik- Muhteşem Gatsby'den hiçbir mana çıkaramadım. The end. Happily ever after.


Bu safi sözel zekadan oluşmuş, kelimeleri kendine dost edinmiş, sanatı mesken tutmuş insanı üzdünüz, değer miydi be! Ya da öfkelendirdiniz bilemiyorum. Kurduğum cümlelerin sayısına bakılırsa öfke daha olası ama duygularımı anlamlandırma konusunda hiçbir zaman iyi olmamışımdır zaten. 

Neyse. 3 Temmuz Pazar günü saat 15.00'te Jane Austen Kitap Kulübü olarak 22. toplantımızı gerçekleştirmiş olmanın haklı gururunu yaşıyoruz. Toplantıda F. Scott Fitzgerald'ın Muhteşem Gatsby'sini konuştuk.

Öncelikle yazardan, kitabın yazıldığı dönemden, kitaptaki figürlerin sembolize ettiklerinden bahsettik ve ben dünyanın en güvenilir kaynağı olan Wikipedia'dan öğrendiğim birkaç bilgiyi katılımcılara aktardım. Profesyonellik deyince de ben.

Bir müddet kitap ve film uyarlaması kıyası yaptık ve akabinde karakterlerden bahsettik. Karakterler hakkında pek de bir şey öğrenemediğimiz için lafın lafı açtığını söyleyemeyeceğim.

Roman entrikalıydı esasında ama tam da anlamlandıramadığımız bir kuruluk var gibiydi. Kitapta cereyan eden olaylardan bahsederken kitabı yeni bitirmiş olmamıza rağmen bazı önemli hadiseleri kaçırdığımızı fark ettik.

En son altını çizdiğimiz satırlardan medet umacaktık ki sadece bir iki satırın altını çizdiğimizi fark etmemiz bir oldu.

Buradan da bize malzeme çıkmamıştı.

Bir süre bu kitaptan sonra "Gatsbying" diye bir kelimenin türemesi ve sosyal medyada "hoşlanılan kişinin ya da eski sevgilinin ilgisini çekmek için paylaşımlar yapmak" anlamına gelmesi üzerinde konuştuk. Aramızda bu duruma hiç şahit olmayan şanslı kişiler olsa da benim bu konuyla ilgili tek ve aşırı derinlikli yorumum 'yapmayın kardeşlerim, bakın manyak olursunuz!'du. (Bu bilgiyi gördüğüm blog yazısı için tıklayın.)

Tam kitaba dair tüm umutlarımız bedenimizi terk edecekken kitabı İngilizce aslından çeviren kişiyi araştırmak geldi aklımıza ve gugıla yaptığımız kısa seyahatten sonra pek çok kişinin çeviriden muzdarip olduğunu gördük de rahat bir nefes aldık. Bu çevirmenin aynı zamanda kulüpte okuduğumuz diğer bir kitap olan George Elliot'ın Silas Marner'ını da çevirdiğini gördük. Ki o kitapta da benzer problemler yaşamıştık.

Çevirmenin özgeçmişine hızlıca bir göz atıp kendisinin iktisat mezunu olduğunu ve uzun bir süre bankacılık yaptığını da gördükten sonra her şeyi anlamıştık. Bizde sorun yoktu, aşırı zekiydik, edebiyat dehasıydık ve bir sayısalcıyla karşı karşıyaydık. Sevgili sayısalcılar; rakamlarınızı alın ve edebiyatı yavaşça aldığınız yere bırakın lütfen. Siz zekanızı kelimelerle falan ne yoracaksınız şimdi. Eğer eğlenmek istiyorsanız gidip hesap makinenizle leblebi falan yazabilirsiniz. Ayrıca hesap makineleri telefonlara girdiğinden beri kafadan dört işlem yapabilmenizin hiçbir havalı yönü kalmadı çocuklar, periodt. (Ahaha ne saçmalıyorum acaba)

Neyse kitapla ilgili hemen hemen hiçbir şeyden bahsetmediğime göre yazıyı sonlandırabilirim diye düşünüyorum çünkü bu yazarınki de candır ama :(

Bir sonraki toplantıda okuyacağımız kitap ise Kate Chopin'in Uyanış isimli romanı. Toplantıya katılmak için benimle Instagram üzerinden iletişime geçebilirsiniz. Kullanıcı adım: austenzedee.

Hadi görüşürüz.

Görüşür müyüz?

Görüşelim!

28 Mayıs 2022 Cumartesi

Jane Austen Kitap Kulübü #22 Bir Hanımefendinin Portresi

Merhabaa!

28 Mayıs 2022 tarihinde bir cumartesi akşamı 21. Jane Austen Kitap Kulübü toplantımızı gerçekleştirdik. Bu toplantıda Henry James'in Bir Hanımefendinin Portresi isimli romanını konuştuk. 

Kulüpten önce gugıl marifetiyle yaptığım araştırmada okurların iki uca dağılmış olduklarını fark ettim. Bir kısım okur eserin adeta bir şaheser olduğunu düşünürken diğerleri yaklaşık 800 sayfa bir kitap nasıl bu kadar "hiçbir şey anlatmaz” şaşkınlığındaydı.



Şahsen ben mutluyum. Çünkü sadece ben kelimelere hendek atlatıp uzun uzun cümleler kurup insanlara hiçbir şey ifade etmiyorum sanıyordum yalnız değilmişİM YES BE!

Yine de kitabı harikalar harikası bulanlar kafamda soru işareti bırakmıyor değil. Nerede okuduğumu hatırlayamadığım "Her şeyin aynı zamanda başka kim bilir ne demek olmasıyla baş edemiyorum" cümlesinin sıkıntısı çöktü çökecek üzerime, kaçayım.

Öncelikle kitabı bitirebilen kulüp üyeleriyle okurların "yaklaşık 800 sayfa bir kitap nasıl bu kadar 'hiçbir şey anlatmaz' şaşkınlığındaki” kısmındaydık.

Ana karakterimiz Isabel Archer'ı gören herkesin daha karakteri tanımadan özgür ruhuna ve zekasına hayran oluşuna tepemiz atmıştı. Yazarın hiçbir karakterin zihnine girmemize izin vermemesi kanımıza dokunmuştu. Sanırsın Bella Swan! (Ergenlik döneminde Twilight okumuş gold premium kesime özel göndermem.)

700 küsür sayfada Ralp Touchett karakterine dair nasıl detaylı bilgi öğrenemeyiz diye yumruklarımızı duvara vurmamıza ramak kalmıştı.

Isabel'in başlangıçta çok da zengin olmamasına rağmen "evlenmeyeceğim dünyayı gezeceğim" duruşunaysa şaşırmadan edemedik. 

Isabel'in Ralp Touchett, Caspar Goodwood, Lord Warburton ve Gilbert Osmand'a büyü yaptırdığını düşünmemizeyse ramak kalmıştı. Isabel'in gerçekleştirdiği evliliğin bile bu beyleri sevdalarından döndürmemiş olması gerçekçilikten fersah fersah uzak gelse de hadi yine iyi tarafımıza denk gelmişti de inanmış gibi yapmıştık.

Yazarın yalnız başına gezmeyi, kariyer peşinde olmayı amaçlayan karakterleri şak diye evlendirmesiyse gözümüzden kaçmamıştı ama adeta "Enough activism for today" diyerek soluğu başka konuda aldık.

Isabel'in evlendiği beyefendinin kendisiyle serveti için evlenebilme ihtimalini evliliğinin dördüncü yılında aklına getirmesiyse hepimizin ağzını açık bırakmıştı. Ben biraz öfkelenmiştim de açıkçası. Böylesi bedelsiz, terapisiz, çocukluğa inmesiz kafa konforu canımı sıkmıştı.

Kitabın son sayfalarda bir pembe diziye döner hali hepimizi şaşırtmıştı, "kitapta bir şeyler mi olacak yoksa" sevincimizin kitabın sonunu okumamızla kursağımızda kalacağını bilsek de bu bebek adımları hepimize iyi gelmişti.

Kitaptaki diyalogların bir kısmından hiçbir anlam çıkaramadığımızı fark etmemizle çevirmenin kitabın sonlarına doğru sıkılmış olabileceği ihtimalini aklımıza getirmemiz de bir olmuştu.

Karakterler hakkında az şey bilmek bir noktada sinirlerimizi de yıpratmıştı. Karakterleri ne sevebiliyor ne de onlardan nefret edebiliyorduk. Biz de çareyi Bay Darcy konuşmakta bulduk. Bizim canımız sağ olsun!

Yine de belki de bizim entelektüel kapasitemiz yetmiyordur bu kitabı anlamaya diyerek sonlandırdık toplantımızı. Kitabı okuyup büyük resmi gören varsa bizi aydınlatsın rica ederim, sevaptır.

Gelecek kitabımız F. Scott Fitzgerald'ın Muhteşem Gatsby'si. Toplantıya katılmak için benimle iletişime geçebilirsiniz.

Hadi görüşürüz.

Görüşür müyüz?

Görüşelim!

24 Nisan 2022 Pazar

Evlilik- Jane Austen

Merhabaa!

Bu kitabı uzun zaman önce almıştım ama bloga yazma ihtiyacı hissetmemiştim. Fakat şimdi bir Jane Austen toplayıcısı ve avcısı olarak bu eser de eksik kalmasın blogumda dedim ve geldim. 


Öncelikle sormak istediğim bir soru var.

Neden?

Kitabın kapağını ilk gördüğümde çok heyecanlanmıştım. Jane Austen eserlerindeki ve o dönemdeki evlilik anlayışı ile ilgili müthiş bir inceleme okuyacağımı düşünmüştüm. En kötü Jane Austen'in eserlerinde evliliğe dair görüşlerinin derlendiği bir aforizma kitabıdır alayım arada açar okurum dedim. Kitabı bir heves aldım ama büyük bir hayal kırıklığı ile karşılaştım. 

Kitabı "Komşu Kısmetler, Sorunun Etrafında Dönmek, İstenmeyen İlgi, Aşk İçin mi Para İçin mi?, Aşıkların Vefası" şeklinde 5 başlığa ayırmışlar ve Austen'in romanlarından o başlıkla ilgili kısımları altına eklemişler. Kitap bu kadar. 

Jane Austen okumamış birinin kitaptan herhangi bir tat alması imkansız, Austen'in tüm eserlerini okumuş biri içinse faydasız bir okuma deneyimi gibi geldi bana.

Hal böyle olunca kitapla ilgili de yazılacak pek bir şey kalmıyor. 

Ee siz naptınız, nasıl gidiyor işler güçler?

Konuştuğunuz biri var mı?

Sizin bi' iş vardı noldu o?

Mezuniyet/ evlilik/ çocuk/ sünnet ne zaman?

İkinci çocuk düşünmüyo musunuz? A a ama olmaz ki canım kardeş çok önemli. Bi can yold..

Sanditon- Jane Austen

Hangisi daha üzücü karar veremiyorum. Yarım kalmış bir hikaye mi yoksa bitmiş ama kötü bir hikaye mi? Sevgili austenzedeler yandınız! Duygusal modum açık kalmış. Mecbur yazıyı duyguya boğacağız.


Bu arada kararımı verdim. Evet 5 cümle sürdü kararsızlığım. Yarım kalmış bir hikaye daha üzücü, cevabımı kilitliyorum Kenan Bey. Kafamda o kadar çok olasılık var ki herhangi bir Jane Austen romanından çok daha fazla yer kaplayacak zihnimde. Acaba'lar yakamı bırakmayacak. Bu düşünsel geviş getirme güçten düşürecek. Acil biri kolonya ile ovsun bileklerimi!

Sanditon'ı dizisiyle tanımıştım ben. Diziyle ilgili yazıyı şuradan okuyabilirsiniz. Ve diziyi izlerken hangisi Jane Austen hangisi senarist bilemediğimden histeri krizleri eşliğinde devam etmiştim bölümlere. Sanditon Türkçeye çevrildi nihayet. Austenzede de durur mu yapıştırdı kredi kartını. 

Kaynak metni hakkında hiçbir fikrim yok ama kitabı okurken en çok şaşırdığım şey hikayenin çok başında sona ermesi. Yani dizide gördüğümüz hemen hemen her şey senarist marifetiymiş.

Esas kızımız Charlotte'a boşuna sinir olmuşuz dostlarım. Herkes negativitesini geri alsın. Baştan başlıyoruz.

Kitap karakterlerin bir kısmını bize tanıtabiliyor sadece ve Sidney Parker sahneye çıkar çıkmaz da sona eriyor. Charlotte'la yalnızca selamlaşabiliyorlar. Sidney hakkında pek bir şey öğrenemiyoruz. Dizideki çakma Bay Darcy etkisi yok anlayacağınız. 

Stringer'lar da yok kitapta. Denham kardeşler arasındaki ilişki, Miss Lambe üzerinden yapılan kölelik eleştirisi de dizide olup kitapta olmayan diğer unsurlar arasında. Clara Brereton ve Edward Denham arasındaki ilişki ise hem kitapta hem dizide yer alıyor. 

Sanditon Jane Austen'in diğer romanlarına göre çok daha girift bir kurgu sinyalleri verse de hikayenin çok başında yarım kalıyor. Eserin kaynak hali de mi böyle bilemiyorum. Yalnızca Türkçeye çevrilmiş versiyonunu okudum ben ve pandeminin harap ettiği dikkat süremin elverdiği ölçüde aklımda kalanlar bunlar.

Kitabı okuyan var mı? Varsa acele gelip beni "henüz bitirdiğin bir kitabı kimseyle konuşamamak derdi"nden kurtarsın rica ederim.

Bu arada Sanditon dizisinin ikinci sezonu da geliyor. Ben kolonyamı olası sinir krizleri için hazır ettim şimdiden, bekliyorum. 

Hadi görüşürüz.

Görüşür müyüz?

Görüşelim!

12 Mart 2022 Cumartesi

100 Yıllık Bir Konserin Hikayesi

Merhabaa!

Bu blogda okumaya pek alışkın olmadığımız tarzda bir yazı yazmaya geldim. 07.03.2022 akşamını kendim için unutulmaz kılmak istedim çünkü. 100 yıl önce gerçekleştirilmiş bir konserin canlanmasına tanıklık ederken aklımdan geçenleri anlatacak bu yazı. Yani demem o ki ya şimdi sağ üst köşedeki çarpıya basarak kaçın ya da yazının bitimine kadar eşlik edin bu büyüye.


2020'li yıllarda 20'li yaşlarını yaşamaya çalışanlar olarak her yeni gün üzücü "bir tarihi hadiseye" tanıklık etmekten yorgun düştük. İlk defa tanıklık ederken büyük keyif aldığım "tarihi" bir geceye şahit oldum. Tanburi Cemil Bey'in ölümünden dört yıl sonra 1920'de Şark Musiki Cemiyeti tarafından düzenlenen "Cemil Konseri" canlandırıldı. 

Cemal Reşit Rey Konser Salonunda gerçekleşen konserdeki her ayrıntı üzerine o kadar incelikle düşünülmüştü ki bir çapraz zarafet ateşine tutulmuş gibiydik dinleyiciler olarak. 


Konsere gitmeden önce dijital biletimi kontrol ederken içimden "neden artık hiçbir etkinlikten hatıra saklayamıyoruz, bir sayfa broşür bile hazırlamıyorlar ne yazık" temalı bir tirat atmıştım. Beni duymuş olacaklar, salona girdiğimizde koltuklarımızda bizi 3 ayrı program metni bekliyordu. Broşürlerden biri akşamki konser programını anlatıyordu. 100 yıl önceki konserin orijinal programı ve onun günümüz Türkçesine çevirisi de dinleyicilere verilmişti. Eski konser programı zamanda yolculuk bileti gibi bir etki yaratıyordu resmen.





Konser bu gecenin fikrini ortaya atan Hüseyin Kıyak'ın gecenin önemi, sanatçılar ve eserleri hakkındaki sunumuyla başladı. İlk konserde çalınan bazı enstrümanlar ve o gece konserde yer alan sanatçıların torunları da konserde bulunuyorlardı. 

Beni en mutlu eden şey -broşürlerden sonra tabii ki- icra edilen eserlerin sözlerinin ve günümüz Türkçesindeki karşılıklarının perdeye yansıtılmasıydı. Dinlemekten alınan keyfi katlandıran bir deneyim yaşattı. 

İcra edilen eserler ilk konserdeki halleriyle sunuldukları için hemen hemen hiçbir şarkıya alışkın olmayan kulaklarım bir müddet neye uğradıkları şaşırdılar. 

Her biri bir sanat eseri gibi olan enstrümanlara mı hanendelere mi perdedeki yazılara mı bakacağını bilemeyen 3,50 derece miyop gözlerimin de benden hesap soracağı aşikar.

Konserin solisti Bekir Ünlüataer'in seslendirdiği gazel sırasında birkaç saniye nefes almayı unutmuş bile olabilirim ki hala etkisinden çıkamıyorum.

Anlattıkça anlatacağım sanırım, susmak neydi unuttum çünkü. 

Sosyal medyada takip etmeyi sevdiğim Çağlar Fidan ve Selin Yücesoy da hanendeler arasındaydı. Onları canlı dinlemek ayrıca keyif vericiydi.


Konserin pazartesi akşamı gerçekleştirilmiş olmasıysa tüm haftayı çekilir kıldı. Sadece bu bile yeterliydi benim için.

Daha değinmediğim o kadar çok ayrıntı var ki. Merak ettiyseniz Hüseyin Kıyak'ın Instagram hesabından tüm detaylara ulaşabilirsiniz. 

"Ya ben de böyle etkinliklere gitmek istiyorum ama nasıl haberdar olurum bilmiyorum!" diyorsanız Hüseyin Kıyak'ı sosyal medya hesaplarından takip edin derim ben. Bu konser ve yaptığı her iş için ona büyük bir teşekkür borçluyuz. Bakın bu iyiliği size kimse yapmaz. Hadi yine iyisiniz :D 

'Acaba 100 yıl sonra bu konseri de canlandırırlar mı?'yı düşünerek uyuyacağım şimdi. 

Hadi görüşürüz.

Görüşür müyüz?

Görüşelim!

12 Şubat 2022 Cumartesi

Jane Austen Kitap Kulübü #21 Gece Yarısı Kütüphanesi

"Ya diğer kanallarda sevdiğim şarkılar çalıyorsa ve ben kaçırıyorsam" anksiyetesiyle radyo bile dinleyemeyen ben bu kitabı okumaktan nasıl zevk alabildim bilmiyorum. Hazır Jane Austen Kitap Kulübü'nün 20. toplantısını az önce bitirmişken kulübün üzerimde bıraktığı duyguların etkisi geçmeden yazayım dedim bu sefer yazıyı. Yersiz duygusallaşmalar konusunda hazırlıklı olun diye baştan uyarıyorum bakın.


Şimdi size kitap kulübü toplantısı bir anda nasıl hasretin düğünü olan dert gecesine dönüştü onun hikayesini anlatacağım.

Başlangıçta her şey normaldi. Instagram isimli sosyal medya platformunda şöhret kazandığı için kitabı küçümsemiştik. Hatta bir Yeşilçam filmi edasıyla çember oluşturup histerik kahkahalar içinde kitabı birbirimize atmamıza dahi ramak kalmıştı. 

Dilini yalın, hikayenin işleniş biçimini sade bulmuştuk.

Kitaba; çoklu evren, küçük seçimlerin hayati önemi, dünya üzerindeki her şeyin anladığımız kadar olması gibi mefhumları daha önce gördüğümüz filmler ve dizilerden örnekler vererek entelektüel birikimimizle kimin alfa olduğunu göstermiştik.

Yapılan olumsuz yorumlardan bahsedip canını sıkmıştık kitabın. Kanına dokunmuştu.

Bir bebekle ce-e oyunu oynuyor edasıyla felsefeden bahseder gibi yapıp kaçmasına göz devirmiş, yazarın bu konuda bilgisiz olabileceği ihtimaliyle bağışlamıştık onu. Biz de az değildik.

Tam kitabı kostümlü partiye davet edip hepimiz partide gündelik kıyafetler giyinmiş bir halde onu karşılama planı yapıyorduk ki bir de ne görelim! 

Yaşamaya korkmak, öğrenmenin tek yolunun yaşamaktan geçmesi, mutluluğu dışsal nedenlere bağlama çaresizliği, insan olmanın dünyayı indirgeyerek anlaşılabilir kılma çabası olması, saf mutluluk hayalinin mutsuzluğu büyütmekten başka bir işe yaramaması, birilerine acı vermeden yaşamanın imkansızlığı, yaşamak istememenin acı çekmekten değil acıyı dindirmenin bir yolunun olmaması düşüncesinden doğması, sevgisizliğin en büyük başarıları anlamsız kılması, yaşayamadığımız hayatların yasını tutma kolaycılığı, hayatı anlamak zorunda olmamanın ağırlığı... derken kitap bizi perişan ediyor, biznen alay geçiyor, duygularımızla oynuyordu.

Efendi gibi kitabımızı tartışıp evlere dağılacakken bir anda kitap kulübünden kendi kendine yardım grubuna dönmüştük. Merhaba, ben Austenzede ben bir Mr. Darcy övme bağımlısıyım.

Nasıl da bağladım ama konuyu Mr. Darcy'ye. Hiç bu kadarını ben de beklemiyordum.

Birileri beni ciddiyete davet etsin çok acil.

Neyse. Öyle işte. Ava giderken avlanmıştık. Kitap travmatik yaşam deneyimlerimizden tutup duvara yapıştırmıştı bizi. Ama toparlanacaktık, bir sonraki toplantıda bir araya gelip Mr. Darcy övmeye karar verdik de rahatladık. 

Hadi dikkat edin kendinize, çok düşünüyorsunuz fazla düşünmeyin, değmez, boş verin, geçer, takmayın o kadar, hadi kalkın bi' elinizi yüzünüzü yıkayın.

Not: Mr. Darcy övme toplantımızdan sonraki ay Bir Hanımefendinin Portresi'ni konuşacağız.

Hadi görüşürüz.

Görüşür müyüz?

Görüşelim.